Trump neden boşanmıyor!

Trump tarafı olayı ört bas etmeye çalışsa da, Donald Trump’ın avukatının porno yıldızı Stormy Daniels’a susması için 130 bin dolar ödediğini duymayan kalmadı.
İşte bu noktadan sonra devreye vücut dili okuyucuları girdi.
Dünyada giderek yayılan bir ilişki inceleme, yorumlama biçimi bu.
Vücut diline bakıp ilişki haritası çıkarıyorlar.
Trump çiftinin haritası ise uzun süredir pek iç açıcı değil.
Melanie Trump bir süredir önemli davetlerde kocasını yalnız bırakıyor.
Gittiğinde de burnundan getiriyor.
Geçen yılki İsrail ziyaretinde yaşananlar tam bir facia.
Hatırlarsınız, Melanie Trump’ın elini tutmak isteyen kocasının eline vurarak ittirmesi sosyal medyada alay konusu olmuştu.
Melanie, beden diliyle çok da mutlu bir evliliği olmadığını açıkça gösteriyor yani.
First Lady’nin kocasıyla aynı odada yatmadığı da dedikodular arasında.
Yarattığı bu kendine ait alandan son derece mutlu olduğu da…
Peki çoğunluk ayrılması gerektiğini düşünürken Melanie Trump neden boşanma yoluna gitmiyor?
Rahatını bozmak istememesi, Donald Trump’ı takmadan elindekilerin tadını çıkarması bir neden olabilir.
Üstelik hem kalıyor hem de Trump’a toplum içinde kötü davranarak bir bakıma intikam almış oluyor.
Trump’ı herkesin içinde küçük düşürerek kendi hayran kitlesini de oluşturuyor tabii.
Donald Trump’ın kötü şöhretine karşılık yükselen trend Melanie Trump diyebiliriz.

Antidepresana alternatif ister misiniz?
Antidepresan etkisi gösteren şeyleri konuştuk arkadaşlarla.
Ben benimkileri şöyle sıraladım…
Yürümek…
Bir arkadaşım tüm doğru kararlarını Boğaz’da yürüyüş yaparken aldığını söylemişti. “Boğaz kıyısında” detayı kişisel ve özel belki ama yürümek gerçekten de kötü düşüncelere, yanlış kararlara, depresyona iyi geliyor. İçinden çıkamadığınız bir sorun varsa yürürken düşünün, çözme ihtimaliniz artacaktır.
İyi bir film izlemek…
Atilla Dorsay, sinema yazarlarının şanslı olduğunu, yeni filmlerle her gün başka dünyalara yolculuk yaptığını söyler. O kadar haklı ki. Hele bir de iyi filmse izlediğiniz, kendinizi şahane hissedersiniz.
Şu aralar şanslıyız, çünkü Oscar adayı filmler birer birer vizyonda. Onlardan daha iyi antidepresan olabilir mi? “The Shape of Water”a gidin mesela, bakın kendinizi nasıl da farklı bir dünyada bulacaksınız.
Güzel müzikler…
Müzik ruhun gıdasıdır diye boşuna demiyorlar. Şu aralar arabada, evde dinleyebileceğiniz bir Cem Karaca albümü var mesela. Dinleyip bana favori şarkınızı yazabilirsiniz.
Bir de benim her daim seçimim olan bir şarkı var ki, en mutsuz anımda bile beni ayağa kaldırır; Pentagram’dan “Bir”
Kediler… Geçtiğimiz cumartesi dünya kedi günüydü. Kedilerin mırlamalarındaki frekansların tedavide kullanıldığını biliyoruz. Yani kedi beslemenin gerçekten de iyileştirici bir etkisi var. Koynuna bir kedi alıp, o sıcaklığı, titreşimi hissedenler anlar ne demek istediğimi.
Antidepresan etkisi gösteren aktiviteleri yazmaya devam edeceğim, sizinkileri de bana mail atın, burada paylaşalım.

Türler arası aşk
Oscar törenine sadece iki hafta kaldı.
Ve Oscar gecesi en çok konuşulacak filmlerden biri olan Guillermo del Toro imzalı “The Shape of Water” geçen cuma gösterime girdi.
Filme, özellikle de iki canlının birbirini sevmesi, anlaması için aynı türden olmasına gerek olmadığı vurgusuna bayıldım.
Tam benlik bir film anlayacağınız.
Yalnız anlayamadığım bir şey var; orijinal adı “The Shape of Water” olan filmi nasıl olup da “Suyun Sesi” olarak Türkçeye çevirmişler!
Bilen, tahmini olan varsa yazsın lütfen…

Yazının Orjinali

Trump neden boşanmıyor!

Trump tarafı olayı ört bas etmeye çalışsa da, Donald Trump’ın avukatının porno yıldızı Stormy Daniels’a susması için 130 bin dolar ödediğini duymayan kalmadı.
İşte bu noktadan sonra devreye vücut dili okuyucuları girdi.
Dünyada giderek yayılan bir ilişki inceleme, yorumlama biçimi bu.
Vücut diline bakıp ilişki haritası çıkarıyorlar.
Trump çiftinin haritası ise uzun süredir pek iç açıcı değil.
Melanie Trump bir süredir önemli davetlerde kocasını yalnız bırakıyor.
Gittiğinde de burnundan getiriyor.
Geçen yılki İsrail ziyaretinde yaşananlar tam bir facia.
Hatırlarsınız, Melanie Trump’ın elini tutmak isteyen kocasının eline vurarak ittirmesi sosyal medyada alay konusu olmuştu.
Melanie, beden diliyle çok da mutlu bir evliliği olmadığını açıkça gösteriyor yani.
First Lady’nin kocasıyla aynı odada yatmadığı da dedikodular arasında.
Yarattığı bu kendine ait alandan son derece mutlu olduğu da…
Peki çoğunluk ayrılması gerektiğini düşünürken Melanie Trump neden boşanma yoluna gitmiyor?
Rahatını bozmak istememesi, Donald Trump’ı takmadan elindekilerin tadını çıkarması bir neden olabilir.
Üstelik hem kalıyor hem de Trump’a toplum içinde kötü davranarak bir bakıma intikam almış oluyor.
Trump’ı herkesin içinde küçük düşürerek kendi hayran kitlesini de oluşturuyor tabii.
Donald Trump’ın kötü şöhretine karşılık yükselen trend Melanie Trump diyebiliriz.

Antidepresana alternatif ister misiniz?
Antidepresan etkisi gösteren şeyleri konuştuk arkadaşlarla.
Ben benimkileri şöyle sıraladım…
Yürümek…
Bir arkadaşım tüm doğru kararlarını Boğaz’da yürüyüş yaparken aldığını söylemişti. “Boğaz kıyısında” detayı kişisel ve özel belki ama yürümek gerçekten de kötü düşüncelere, yanlış kararlara, depresyona iyi geliyor. İçinden çıkamadığınız bir sorun varsa yürürken düşünün, çözme ihtimaliniz artacaktır.
İyi bir film izlemek…
Atilla Dorsay, sinema yazarlarının şanslı olduğunu, yeni filmlerle her gün başka dünyalara yolculuk yaptığını söyler. O kadar haklı ki. Hele bir de iyi filmse izlediğiniz, kendinizi şahane hissedersiniz.
Şu aralar şanslıyız, çünkü Oscar adayı filmler birer birer vizyonda. Onlardan daha iyi antidepresan olabilir mi? “The Shape of Water”a gidin mesela, bakın kendinizi nasıl da farklı bir dünyada bulacaksınız.
Güzel müzikler…
Müzik ruhun gıdasıdır diye boşuna demiyorlar. Şu aralar arabada, evde dinleyebileceğiniz bir Cem Karaca albümü var mesela. Dinleyip bana favori şarkınızı yazabilirsiniz.
Bir de benim her daim seçimim olan bir şarkı var ki, en mutsuz anımda bile beni ayağa kaldırır; Pentagram’dan “Bir”
Kediler… Geçtiğimiz cumartesi dünya kedi günüydü. Kedilerin mırlamalarındaki frekansların tedavide kullanıldığını biliyoruz. Yani kedi beslemenin gerçekten de iyileştirici bir etkisi var. Koynuna bir kedi alıp, o sıcaklığı, titreşimi hissedenler anlar ne demek istediğimi.
Antidepresan etkisi gösteren aktiviteleri yazmaya devam edeceğim, sizinkileri de bana mail atın, burada paylaşalım.

Türler arası aşk
Oscar törenine sadece iki hafta kaldı.
Ve Oscar gecesi en çok konuşulacak filmlerden biri olan Guillermo del Toro imzalı “The Shape of Water” geçen cuma gösterime girdi.
Filme, özellikle de iki canlının birbirini sevmesi, anlaması için aynı türden olmasına gerek olmadığı vurgusuna bayıldım.
Tam benlik bir film anlayacağınız.
Yalnız anlayamadığım bir şey var; orijinal adı “The Shape of Water” olan filmi nasıl olup da “Suyun Sesi” olarak Türkçeye çevirmişler!
Bilen, tahmini olan varsa yazsın lütfen…

Yazının Orjinali

Kıvanç abisini örnek aldı

“Çok seviyorum, yok ama çok istiyorum” derse sıra anne babaya gidip evde hayvanla yaşamaya niyetleri, imkan ve merhametleri var mı, onu sormaya geliyor.
“Hadi Be Oğlum”un Soho House’da yapılan ve oyuncuların da katıldığı özel gösteriminde, filmde Kıvanç Tatlıtuğ’un oğlunu oynayan 8 yaşındaki Alihan’ı da (Türkdemir) görür görmez aynı şeyi yaptım.
Meğerse Alihan’da mevzu çok daha derinmiş.
Onun rol modeli, örnek aldığı kişi Kıvanç Tatlıtuğ imiş.
Kıvanç’ın da bir köpeği var biliyorsunuz.
Alihan da uzun zamandır Kıvanç abisi gibi bir köpek sahibi olmak istiyormuş.
Ve işte bu film, bu özel gösterim buna vesile oldu.
Alihan ve annesine yuva arayan bir miniğin fotoğraflarını gösterdim.
“Ailemize alırız, ömür boyu bakarız” dediler.
Ve artık Alihan’ın da evde bir arkadaşı var.
Birlikte büyüyecekler ve eminim yıllar boyu bu filmi de onları buluşturan film olarak hatırlayacaklar.

Kıvanç abisini örnek aldı

Kıvanç’tan oyunculuk şovu

Yönetmenliğini Bora Egemen’in yaptığı “Hadi Be Oğlum” dokunaklı, duygulandıran, ağlatan bir film olmuş.
Senaryosundaki zorlamalar ve abartılı müzik kullanımı filmin ana sorunları. Ama öyle oyunculuklar ve öyle bir samimiyet var ki filmde, bunları unutturuyor.
Kıvanç Tatlıtuğ hem çok yakışıklı, hem çok doğal, izlemesi müthiş keyif veriyor.
Zaten filmin ağırlığı onun üzerinde.
Oyunculuğu bu kadar iyi olmasa “Hadi Be Oğlum” temelinden çökerdi diye düşünüyorum. Bir Kıvanç Tatlıtuğ oyunculuk gösterisi izlemeye hazır olun.

Aile seansı

Anne ve babamı bu yaştan sonra sinemasever yapma niyetindeyim.
Geçen hafta “Güzel Adam Süreyya”ya gittik hep birlikte. Bir haftadır Süreyya’yı konuşuyorlar, Süreyya aşağı, Süreyya yukarı gidiyor.
Bu hafta da “Hadi Be Oğlum”a götüreceğim onları.
İkinci bir “Babam ve Oğlum” sendromu yaratacağına emin olduğum bir film.
Ailece ağlayacağız.
Ben hafta içi basın gösterimlerinden sonra ikinci kez onlarla izliyorum filmleri.
Ve bu ortak duygu paylaşımından öyle keyif alıyorum ki.
Hafta sonu aile ile yapılan pazar kahvaltıları meşhurdur. Bence buna bir de hafta sonu ailece filme gitmeyi ekleyin.
Hatta ilk filminiz Kıvanç Tatlıtuğ başta olmak üzere tüm oyuncularının döktürdüğü “Hadi be Oğlum” olsun.
İddia ediyorum, eminim, son kararım, aile sineması keyfine bayılacak ve bana teşekkür edeceksiniz.

Kuyu 1 yaşında

Üzerinden tam 1 yıl geçti.
Bugün, tüm Türkiye’nin sevinç çığlıkları ile hayata dönen Kuyu köpeğin yeniden doğuşunun birinci yıldönümü.
IBB tarafından bize, HAÇİKO derneğine evlat edindirilen Kuyu’nun hepinize selamı var. Daha nice güzel yaş günlerinde sağlıkla, sevgiyle birlikte olmak dileğiyle.

Kıvanç abisini örnek aldı

Yazının Orjinali

Kıvanç abisini örnek aldı

“Çok seviyorum, yok ama çok istiyorum” derse sıra anne babaya gidip evde hayvanla yaşamaya niyetleri, imkan ve merhametleri var mı, onu sormaya geliyor.
“Hadi Be Oğlum”un Soho House’da yapılan ve oyuncuların da katıldığı özel gösteriminde, filmde Kıvanç Tatlıtuğ’un oğlunu oynayan 8 yaşındaki Alihan’ı da (Türkdemir) görür görmez aynı şeyi yaptım.
Meğerse Alihan’da mevzu çok daha derinmiş.
Onun rol modeli, örnek aldığı kişi Kıvanç Tatlıtuğ imiş.
Kıvanç’ın da bir köpeği var biliyorsunuz.
Alihan da uzun zamandır Kıvanç abisi gibi bir köpek sahibi olmak istiyormuş.
Ve işte bu film, bu özel gösterim buna vesile oldu.
Alihan ve annesine yuva arayan bir miniğin fotoğraflarını gösterdim.
“Ailemize alırız, ömür boyu bakarız” dediler.
Ve artık Alihan’ın da evde bir arkadaşı var.
Birlikte büyüyecekler ve eminim yıllar boyu bu filmi de onları buluşturan film olarak hatırlayacaklar.

Kıvanç abisini örnek aldı

Kıvanç’tan oyunculuk şovu

Yönetmenliğini Bora Egemen’in yaptığı “Hadi Be Oğlum” dokunaklı, duygulandıran, ağlatan bir film olmuş.
Senaryosundaki zorlamalar ve abartılı müzik kullanımı filmin ana sorunları. Ama öyle oyunculuklar ve öyle bir samimiyet var ki filmde, bunları unutturuyor.
Kıvanç Tatlıtuğ hem çok yakışıklı, hem çok doğal, izlemesi müthiş keyif veriyor.
Zaten filmin ağırlığı onun üzerinde.
Oyunculuğu bu kadar iyi olmasa “Hadi Be Oğlum” temelinden çökerdi diye düşünüyorum. Bir Kıvanç Tatlıtuğ oyunculuk gösterisi izlemeye hazır olun.

Aile seansı

Anne ve babamı bu yaştan sonra sinemasever yapma niyetindeyim.
Geçen hafta “Güzel Adam Süreyya”ya gittik hep birlikte. Bir haftadır Süreyya’yı konuşuyorlar, Süreyya aşağı, Süreyya yukarı gidiyor.
Bu hafta da “Hadi Be Oğlum”a götüreceğim onları.
İkinci bir “Babam ve Oğlum” sendromu yaratacağına emin olduğum bir film.
Ailece ağlayacağız.
Ben hafta içi basın gösterimlerinden sonra ikinci kez onlarla izliyorum filmleri.
Ve bu ortak duygu paylaşımından öyle keyif alıyorum ki.
Hafta sonu aile ile yapılan pazar kahvaltıları meşhurdur. Bence buna bir de hafta sonu ailece filme gitmeyi ekleyin.
Hatta ilk filminiz Kıvanç Tatlıtuğ başta olmak üzere tüm oyuncularının döktürdüğü “Hadi be Oğlum” olsun.
İddia ediyorum, eminim, son kararım, aile sineması keyfine bayılacak ve bana teşekkür edeceksiniz.

Kuyu 1 yaşında

Üzerinden tam 1 yıl geçti.
Bugün, tüm Türkiye’nin sevinç çığlıkları ile hayata dönen Kuyu köpeğin yeniden doğuşunun birinci yıldönümü.
IBB tarafından bize, HAÇİKO derneğine evlat edindirilen Kuyu’nun hepinize selamı var. Daha nice güzel yaş günlerinde sağlıkla, sevgiyle birlikte olmak dileğiyle.

Kıvanç abisini örnek aldı

Yazının Orjinali

Kayhan, Şahan’ı mutlu etmeyecek

Hafta sonu farklı sinema salonlarını dolaşmış, gişeden al haberi diyerek bilet satışındaki görevlilerle sohbet etmiş, yazılan çizileni de okumuş biri olarak şunu yazabilirim; Şahan’ın yeni filmi “Kayhan” bekleneni veremeyecek, öyle gişe rekorları da kıramayacak.
Hafta sonu Kayhan’ın gösterildiği salonların çoğunun beklendiği gibi dolu olmadığını gördüm.
Basın gösterimi yapılmayan filmi henüz izlemedim ama izleyenlerin yorumları da hayli sert.
Şahan’ı TV8 yıllarından tanır ve severim.
Recep İvedik filmlerine gitmiş, gülmüş, eğlenmişliğim de vardır.
Celal ile Ceren’i de sevmiştim.
Ama fragmanında tebessüm dahi edemediğim, çevreden ve gişeden gelen ilk izlenimlerin de iç açıcı olmadığı Kayhan sanırım Şahan’ı çok mutlu etmeyecek.

Kirli çamaşırlar ortada
En büyük dost, en yakının, gün gelir en büyük düşmanın oluverir, özellikle de sanat dünyasında.
İşte Michael Jackson’ın prodüktörü Quincy Jones yıllar sonra çıktı, Michael Jackson’ı şarkı çalmakla, hırsızlıkla suçladı.
Estetik tutkusunu ise babasının onu çirkin bulmasına ve sürekli aşağılamasına bağladı.
Bol Grammy ödüllü ünlü prodüktör Jones, bununla da kalmadı.
Beatles’ı dünyanın en kötü müzisyenleri ilan etti.
Ivanka Trump ile çıktığını, onun hayatında gördüğü en güzel bacaklara sahip olduğunu ama yanlış babanın kızı olduğunu söyledi.
Marlon Brando’nun erkeklerle de birlikte olduğunu duyurdu.
Durmadı, “Elvis Presley şarkı söyleyemezdi” dedi.
Marilyn Monroe’yu da reddettiğini söyledi.
Nedeni ise göğüsleriymiş!
Şimdi ünlü prodüktörün 85 yaşına geldiğini ve bunamaya yakın olduğu için bu kadar saçmaladığını düşünebiliriz.
Ama benim aklıma başka bir şey geldi.
Quincy Jones şu anda Netflix’te başlayacağı iş için basın turunda.
Ve bu belgeseli duyurmak için skandal cümleler kurarak tüm dünyanın gözlerini üzerine çevirmesini sağlamaya çalışıyor.
Başardı da.
Yani bence bunamaya yakın bir ihtiyar değil, son derece zeki ve magazin dünyasının kurallarını çok iyi bilen bir adamla karşı karşıyayız.

Eyüp yine köpek topluyor
Eyüp Belediyesi’nin usulsüz köpek toplamasının ardından hayvanseverler ve hayvan hakları savunucuları olarak belediyenin önünde gerçekleştirdiğimiz eylemin üzerinden aylar geçti.
Ve çok uzak değil, daha iki üç gün önce bile baktık ve gördük ki boşuna eylem yapmışız.
Yasalara aykırı davranıldığını boşuna söylemişiz.
Yasalara aykırı olmaya devam edilebiliyormuş!
Eyüp Belediyesi kafasına estiği gibi köpekleri toplamaya devam ediyor.
Zorla, iptidai yöntemlerle topladıkları masumları kamyonlara atıp bilinmeze götürmeye devam ediyorlar.
İçimiz acıyor.
Eyüp Sultan’ın yattığı yerde merhametsiz olmak, masum canlara zulmetmek olur mu!
Olmamalı…

Yazının Orjinali

Güzel Adam Süreyya

O kulüp Beşiktaş’tır, o adam ise her Beşiktaşlının tanıdığı, sevdiği, bağrına bastığı malzemeci Süreyya Soner.
Yılmaz Erdoğan’ın Beşiktaş aşkının meyvesi olan “Güzel Adam Süreyya” belgeseli bu şahane adamı anlatıyor.
Yönetmenliğini Gökçe Kaan Demirkıran’ın, müziklerini ise Cenk Taner’in yaptığı filmi, basın gösteriminde gözümü kırpmadan, zaman zaman kahkaha atarak, kimi zaman da gözyaşlarımı silerek izledim.
Ve salondan çıkar çıkmaz ilk aklıma gelen beni daha çocukken tribünlerde siyah beyaz aşkıyla tanıştıran,
Beşiktaş sevdası hiç sönmeyen babamı alıp filme götürmek oldu.
Vizyona girdiği ilk gün, yani yarın babamla birlikte bir kez daha izleyeceğim “Güzel Adam
Süreyya”yı.
Siyah beyaza adanan isimler, Metin Tekin, Ali Gültiken, Feyyaz Uçar’dan Fikret Orman’a, Gordon Milne’e, Les Ferdinand’a, Candaş Tolga Işık’a, herkes onu anlatıyor filmde.
Süreyya Soner kim mi?
35 yıldır takımın belkemiği…
Gordon Milne’den Ferdinand’a, Quaresma’ya Beşiktaş’a gelen her yabancıyla, tek kelime yabancı dil bilmediği halde kanka olmayı başaran…
İlk günden beri kar
kış demeden takımın yanında olan…
Her sabah 07.00’de işbaşı yapan…
Deplasmanda olduğu için iki çocuğunun da doğumunda bulunamayan…
Sürekli sahada olduğu için kimilerinin oyuna bir türlü alınmayan yedek futbolcu sandığı…
İnönü yıkılmadan önceki son üçlüyü çektirmesi için seyircinin stadı Süreyya diye inlettiği…
İşte böyle acayip bir adam Süreyya.
Bir Beşiktaşlı olarak onu uzaktan, tribünlerden izlerdim hep.
Ama bu belgesel sayesinde daha da yakından tanıdım.
Süreyya ile aynı takımı tutuyor olmakla, Beşiktaş’la bir kez daha gurur duydum.

Cimrilik boşanma nedeni

Murat Şeker; Zafer Algöz ve Demet Akbağ’ı aynı filmde, 23 Şubat’ta vizyona girecek “Görevimiz Tatil”de buluşturdu.
Aslında çok eski arkadaş ikisi de.
Hatta o kadar ki
Demet Akbağ “Bu kadar yan yana olup da ilk kez birlikte kamera karşısına geçmemize inanamıyorum” diyor.
Demet Akbağ, fedakar Türk kadınını oynuyor.
Zafer Algöz ise cimri Sıtkı’yı.
Yalnız hatırlatırım Sıtkı bey, cimrilik artık şiddet ve hatta boşanma nedeni sayılıyor.
Bakalım bu komedide cimrilikte sınırları ne kadar zorlayacaksınız…

Yazının Orjinali

Bravo Güner Özkul

Münir Özkul’ın kızı Güner, Ayşe Arman’a verdiği röportajda, Ayşe’nin “Eşiyle aran nasıldı?” sorusuna “Bana gerçek bir abla oldu.
Çünkü ben 12 yaşındaydım onunla tanıştığımda, o da 25 yaşındaydı.
Özellikle Süreyya doğduktan sonra ben çok fazla ilgilenemedim babamla. Onun gösterdiği özveri müthiş” cevabını verdi.
Güner’i severdim, daha da çok sevdim.

Av mı avcı mı ?
Maryland’de avlanmaya çıkan 51 yaşındaki Robert Meilhammer, vurduğu Kanada kazlarından birinin kafasına düşmesi sonucu beyin travması geçirmiş, dişleri kırılmış ve hastanelik olmuş.
Sizi bilmem ama ben bu olayda sadece kuşa üzüldüm.
Bu arada lafı açılmışken, Orman ve Su İşleri Bakanlığı verilerine göre Türkiye’de geçen yıl usulsüz avlanan 7 bin 20 kişiye 5.5 milyon para cezası verildi.
En fazla kaçak avcının yakalandığı il ise Antalya oldu.
İhbarlarda
sosyal medyanın
etkisi de giderek artıyor.
Yani; gözünüze çarpan avcı fotoğraflarını ihbar etmeyi unutmayın.

Yazının Orjinali

Bizce sizler işe yaramazsınız

La havle çeker durursunuz tabii.
Geçenlerde bir arkadaşım Sokak Canları’nın bu saçma soru için hazırladığı metni yolladı bana.
Altına imzamı atıyorum.
“Hayvana değil insana yardım et” diyenlere cevabımızdır:
1- İnsana el uzatmadığımızı nereden biliyorsunuz?
2- Siz hayatınız boyunca insan ya da hayvan olsun kaç cana el uzattınız da bize akıl veriyorsunuz?
3- Bu dünyada her bir insan bir soruna odaklanabilse daha yaşanır bir gezegene sahip olmaz mıyız? Bunu hiç düşünmüyor musunuz?
4- Hayvanlara el uzatmamız gereken durumları genelde sizin gibi duyarsız insanlar yaratmış oluyor, bir nevi biz sizin gibi vicdanı yeterli düzeye erişememiş olanların arkasını topluyoruz.
5- Sizce sokaktaki aç bir kediye merhamet gösteren kişi söz konusu bir çocuk olduğunda duyarsız kalabilir mi?
6- Başkalarına “ona değil buna yardım et” diyeceğinize yapılan güzel bir şeyi takdir etmeniz gerekmez mi?
7- Duyarlı insanların bir insana yardım çağrısı karşısında “insanları bırak da sokak hayvanlarına el uzat” dediğini gördünüz mü?
8- Bizce sizler işe yaramaz, vicdanı tam gelişmemiş, insana da, hayvana da, dünyaya da bir faydası olmayan çakma insancıklarsınız. İşe yaramayı seçin, onu yapamıyorsanız da bari işe yarayana karışmayın!

Neden Kıbrıs?

Bundan 4 yıl önce bir Kıbrıs konserinde “öküz gibi içiyorum” diyen ve haber olan Serdar Ortaç, şimdi yine bir Kıbrıs konserinde artık ağzına içki koymadığını açıkladı.
Kıbrıs TV’de her sabah 11.00-12.00 arasında canlı yayınlanan “Ateşböceği” adlı programda magazin gündemini masaya yatıran deneyimli gazeteci Orhan İsmailoğlu, Ortaç’ın “Gözüm eşimden başkasını görmüyor” söylemlerine paralel olarak içkiye tövbe demesini de gündeme getirdi.
Serdar sahnede yaptığı bu açıklamanın ardından sağlığına kavuştuğunu da vurgulamış.
Hem TV hem de sosyal medyadan, Facebook üzerinden canlı yayınlanan “Ateşböceği” programına pek çok sanatçıyla ilgili haberlerin damga vurmasının nedeni, sanatçıların çoğunun konser hayatlarının üç ya da dörtte birini Kıbrıs’ta geçiriyor olmaları.
Geçen gün katıldığım EMİTT Turizm Fuarı’nda “En çok yeni otel açılan yer neresi?” diye sorduğumda da Kıbrıs cevabını almıştım.
Türkiye’den KKTC’ye yoğun bir akış var anlayacağınız.
Adaya gideceklere bir tavsiye: Kıbrıs’ı güzel yapan Kıbrıslılar, hem anlaşması hem vakit geçirmesi hem de birlikte gezmesi keyifli insanlar.
Gidip de otele tıkılmayın derim.
Kıbrıs TV’yi, Genç TV’yi açın, izleyin, sokağa çıkın, halka karışın, konuşun, sohbet edin.
Adanın bize göre daha yavaş ama çok daha keyifli ve dingin ritmine ayak uydurun.

Coco’daki genç yetenek

Altın Küre alan ve ‘en iyi animasyon’ dalında Oscar’ı alması kuvvetle muhtemel olan “Coco”yu hâlâ izlemediyseniz, çok şey kaçırıyorsunuz.
Bir çocuğun müzik aşkı ve aile olmanın değerini anlatan Coco’nun Türkçe dublajlı halinin final şarkısı “Gururlu Kalbim”.
Bu şarkıyı seslendiren isim Ali Ayaz.
Ali, geçen yıl Süreyya Operası’nda sahnelenen “Kötülüğün Döngüsü” operasında başrol oynayarak dikkatleri üzerine çekmişti.
Ali’nin annesi ise meslektaşımız, gazeteci, televizyoncu ve yazar Lütfiye Pekcan. Aynı Coco gibi, Ali’nin de dedesi müzisyen, opera sanatçısı Naci Pekcan.
Bu arada Coco filminin seslendirmesinde Selim Atakan’ın da tüm titizliğini ortaya koyduğunun hissedildiğini söylemeden geçmeyeyim.
Ve finali Coco’dan bir cümleyle yapayım: “Başarı kendiliğinden gelmiyor, onun için ne gerekiyorsa yapmaya hevesli olmalısın…”

Yazının Orjinali