İzmir’i keşfediyoruz

Yarın sabah Ekoloji İzmir ve Olivtech fuarlarında zeytinyağı tadımı yapıp organik bir öğle yemeği yiyeceğiz, oradan da Uluslararası Enginar Festivali’ne ve Urla’ya gidiyoruz.
Ben ise bu hafta İzmir’in en ünlü ilçelerinden Seferihisar’da şahane bir etkinliğe şahit oldum.
Türkiye’nin yavaş şehir başkenti olan Seferihisar bu yıl yine bir ilke imza attı.
Çağan Irmak’la birlikte katıldığımız dört günlük etkinlikte, Çağan “Evladın için bir ağaç dik” kampanyasını başlattı.
Benim de Seferihisar’da başkan Tunç Soyer’e emanet ettiğim bir ağacım var artık.
Çağan’ın başlattığı bu kampanya şimdi Türkiye’ye yayılıyor.
Hem de daha genişleyerek, “Sevdiğin için bir ağaç dik” sloganıyla…
İsteyen kızı, isteyen oğlu, isteyen eşi, isteyen sevgilisi, isteyen annesi, isteyen babası, isteyen kaybettikleri için bir ağaç dikiyor ve fotoğrafını paylaşıyor.
Benim için İzmir’i keşfetmenin en keyifli yanlarından biri işte Seferihisar’dan yayılan bu kampanyaydı.
Hürriyet ile gittiğimiz diğer şehirlerde devamını ve etkilerini görmek dileğiyle…

Hayal Kahvesi ne olacak

Dün gece Beyoğlu Hayal Kahvesi’nin veda partisi vardı.
Biz bize eğlendik, şarkılar söyledik.
Hayal Kahvesi Beyoğlu’na veda ediyor haberlerine en çok üzülenlerden olduğumu yazmıştım.
Herkesin bir anısı vardı ama benimki başkaydı, ilk konserimi verdiğim yerdi, mabedimdi.
Beyoğlu Hayal Kahvesi’nin 25 yıllık tarihinde toplamda 90 bin saat sahne alan 40 bin müzisyenden biri olarak anılara veda edecekken şimdi iyi bir haberle geliyorum sizlere ve kendime.
Hayal Kahvesi, bir süreliğine kapanıyor ama Beyoğlu’na geri gelecek.
Şu anda bulunduğu binada açık tek yer olarak kaldıklarından tahliye olacaklar.
Bina restore edilip büyük ihtimalle otel yapılacak.
Hayal Kahvesi ise eylül ya da ekim ayında yine Beyoğlu’nda, yani doğduğu yerde, bu kez farklı bir mekanda müzikseverlere kapılarını açacak.
Beyoğlu’ndaki kriz ortamının geçeceğine inananlardanım ben.
Hayal Kahvesi’yle yeniden canlanmış bir Beyoğlu’nda buluşmayı dört gözle bekliyorum.

İzmir’i keşfediyoruz

Bebek Grut geliyor

Bu yazıyı yazarken basın gösterimi henüz yapılmamıştı ama hepimiz nefeslerimizi tutmuş bekliyorduk.
Fantastik filmlerden ve süper kahramanlardan hoşlananların en merak ettiği filmlerinden olan Guardians of Galaxy Vol.2 yarın sinemalarda olacak.
Bebek Grut bile heyecan nedeni biliyorsunuz.
İlk duyumlar filmin gayet hareketli, etkileyici ve eğlenceli olduğu yönünde.
2014 yılında evreni kurtarmak için bir araya gelen galaksinin koruyucuları, 3 yıl sonra yeni bir hikaye ile karşımızda.
Eski düşmanların müttefiklere dönüştüğünü göreceğimiz filmin, bir Marvel klasiği olan finalindeki ek sahneler konusunda iddialı olduğu da söyleniyor.
Bir, iki, üç değil çok daha fazla ek sahnesi varmış filmin.
İzleyince sayıp haftaya bu köşeye yazmış olurum.
Siz de film biter bitmez salondan çıkmaz, bekler, izlerseniz, en sevdiğiniz ek sahneyi yazın bana, karşılaştıralım.

Yazının Orjinali

Yeniden balık çiftliği krizi

Dünyanın hiçbir yerinde turistik kıyılara balık çiftliği kurulmazken bizde durum tam tersi olma yolunda hızla ilerliyor.
Bundan 5 yıl önce Sığacık kıyılarına yılda 900 ton üretim kapasiteli bir balık çiftliği kurulması planı, yapılan itiraz neticesinde iptal olmuştu.
Şimdi ise yeni bir teklife izin çıkmış!
Üstelik ilkinden 9 kat daha büyüğüne, yılda 8500 ton üretim kapasiteli bir balık çiftliğine!
Seferihisar Belediye Başkanı Tunç Soyer’le konuştum, yeniden itiraz ettiklerini, mahkemeye başvurduklarını söyledi.
Eğer kurulursa bu çiftlik Sığacık’ı, bütün yatçıların gittiği en güzel koyu, deniz turizmini ve marinayı bitirecek.
Yazının başında da dediğim gibi turizm ve balık çiftlikleri dünyanın hiçbir yerinde birlikte olmuyor.
Tunç Soyer’in de dediği gibi balık çiftliklerinin kurulu olduğu Hong Kong’da yat, turizmin merkezi Portofino’da ise balık çiftliği göremezsiniz.
Bu kadar net ve basit.
Darısı turizm cenneti olan kıyılarımızın başına diyor ve sadece turizm merkezi değil aynı zamanda Akdeniz fokunun da üreme ve yaşama alanı olan Sığacık Körfezi’ne balık çiftliği kurma planının bir an önce iptal olmasını diliyorum.

Yeni bir sinema okulu

Eskiden topçuya, popçuya, oyuncuya kız bile verilmezdi.
Şimdi ise herkes bırakın onlarla olmayı, onlardan olmak istiyor. Adım başı oyunculuk kursu açılmasının nedeni bu.
Ama bir tanesi var ki, işe Türkiye’nin en büyük sinema okulu olma iddiası ile tam gaz girdi.
OFS Sinema Okulu, Türk sinema sektörüne eğitimli isimler kazandırmak adına geçtiğimiz günlerde Florya’da açıldı.
Aynı anda 500 kişiye ders verilebilecek olan modern derslikleri, çekim stüdyoları ile dört dörtlük bir okul söz ettiğim.
OFS’de Salih Kalyon, Cihan Ünal, İlhan Şeşen, Kudret Sabancı, Yasemin Öztürk, Koray Kasap gibi isimler oyunculuktan diksiyona, yaratıcı dramadan müziğe, yönetmenliğe kadar pek çok alanda eğitim verecek.
Üstelik okul sadece teorik bilgi vermekle kalmıyor aynı zamanda öğrencilere “Diriliş Ertuğrul” gibi önemli dizilerin setlerinde pratik yapma imkanı da sağlıyor.
Hem okullu hem alaylı olunuyor yani.

Kuştüyü kaş mı!

Tuhaflaşıyoruz. Yüze çil dövmesi yapıyorlardı bir ara.
Hadi o biraz kabul edilebilirdi.
Şimdi de kuştüyü kaşlar moda oldu.
Yapılışını da tarif etmişler… Kaş tarağı ile kaşın ortasından çizgi geçin, kaş jeli sürüp kurumasını bekleyin, jel kuruduktan sonra kaş tarağı yardımıyla çizginin üst ve alt tarafında kalan kaşlarınıza şekil verin.
Kalıcı olması için saç spreyi sıkanlar da var.
Tarifi de verdim ama sakın yapmayın.
Gerçekten çok kötü duruyor.
Gece görseniz uzaylı geldi deyip kaçarsınız, o kadar.
Aman diyorum.

Yeniden balık çiftliği krizi

Yazının Orjinali

Irkçı gerilime yüksek puan

229’uncu sıradan girdiği listede puanı 8.2…
Bir gerilim filmi için zirvede bir puan.
Korku gerilim türünün fanatiklerinin dört gözle beklediği bu film neyse ki çok gecikmeden bize de geldi; yarın gösterime giriyor.
Siyahi bir genç olan Chris’in, sevgilisi Rose’un anne-babasıyla tanışmaya gittiği hafta sonunda gelişen olaylar, ırkçılık üzerinden ilerliyor.
Irkçılık söylem ve davranışlarına maruz kalan siyahilerin fiziksel ve cinsel güçleri üzerine yapılan vurgular, seks köleliğine kadar gidiyor.
İlginç bir işleyişi var “Kapan”ın.
İlk dakikasından itibaren sizi perdeye sabitliyor.
Merakla, gözlerinizi hiç kaçırmadan, bir sonraki sahneyi tahmin etmekle uğraşırken gerim gerim geriliyorsunuz.
Üstelik gerilimli olduğu kadar komik anları da var filmin.
Uzun zamandır bu kadar keyif aldığım bir gerilim olmamıştı.
Türü seviyorsanız,
“Kapan” bu hafta sonu için mükemmel bir seçenek.

Irkçı gerilime yüksek puan

Kedileri tanıyor musunuz?

Kediler için nankör derler.
Size değil, verdiğiniz yemeğe/suya gelir, doyunca da sizinle ilgilenmez derler.
Aman onlara güvenmeyin derler.
Derler de derler.
Ama yalan söylerler.
Kedisi olanların aslında çoktan bildiğini araştırmalar da kanıtladı.
Dışarıdan bakıldığında çıkarcı ve kibirli görünen kediler aslında insanlara sanıldığından çok daha fazla yakın ve ilgililer.
Araştırma şöyle:
Oregon Devlet Üniversitesi’nde sokak kedileri ve ev kedilerinden oluşan kedi grupları bir süreliğine yiyecek ve insanlardan ayrı tutuldu.
Bir süre bekletildikten sonda kedilere farklı uyaranlar sunuldu.
Bir tarafta yiyecek, bir tarafta oyuncak, diğer tarafta ise insanlar vardı.
Ve sanılanın, bilinenin aksine kedilerin büyük kısmı aç olmalarına rağmen yemeği ya da oyuncakları değil insanları, yani sevilmeyi tercih ettiler.
Biz kedileri biliyoruz zaten.
Seviyor, seviliyoruz.
Bu araştırma bu duygusal ve sevgi dolu hayvanlara “nankör” diyenlere gelsin!

Benim ilgim nerde?

Kıskançlık sevgiden doğar.
Kedilerden söz etmişken, kıskançlıklarından söz etmeden olmaz.
Sizi o kadar çok severler ki, evdeki köpeği kıskanırlar.
Eve gelen diğer kediyi kıskanırlar.
Yanınızdaki insanı bile kıskanırlar.
Ve gözlerini dikip şu bakışı atarlar; benim ilgim nerede?
Kediler sevgisini göstermeyi bilmeyen insanı bile deliğinden çıkarırlar, sevmeyi zorla da olsa öğretirler.
Kedilerle yaşamaya alışık bir sevgili bulursanız şanslısınız.
Sevmeyi ve ilgi göstermeyi biliyordur zaten.

Yazının Orjinali

Dilara’dan kaplan açıklaması

Bu köşede, ilaçla uyutularak para karşılığında turistlerle fotoğraf çektirilen kaplanlarla verdiği pozlardan ötürü oyuncu Dilara Öztunç’u eleştirmiştim.
“Hayvan tacirlerine giden parayla çekilen o fotoğraflar, bu iğrenç ticarete, sömürüye alet olmak demek” diye yazmıştım. Dilara’dan bir mesaj geldi geçen gün.
Şöyle yazmış:
“Merhaba, hakkımda yazdığınız yazınızı okudum. Gerçekten çok üzgünüm, haklısınız, hatalı davrandım. Hayvanlara, doğaya âşık biriyim. Gezimiz sırasında karşıma çıkan kaplanlara sarılmadan duramadım. Hayvanlara olan sevgim benim zayıflığım oldu. Orada olmalarına çok üzüldüm ve sizin gibi aslında çok da karşı olmama rağmen dayanamadım. Ancak bu anımı fotoğraflayıp paylaşmak en büyük hatam oldu. Paylaşımımı geri aldım. Teşekkür ederim bu konudaki eleştiriniz için. Sevgiler.”
Yazılarımızda eleştirdiğimiz ünlüler genelde ikiye ayrılıyor; eleştirdiğimiz için bize küsüp, öfkelenip hâlâ bildiklerini okumaya devam edenler ve de öfkelenmeyi bırakın, yazılanlara teşekkür edip hatalarını düzeltenler.
İkinci gruba pek sık rastladığımı söyleyemem.
Altyapı, eğitim ve olgunluk gerektiriyor, o da çok bulunmuyor çünkü.
Ama Dilara’da hepsi varmış.
Bu içten, güzel cevabı, mesajında bahsettiği hayvan sevgisi ve bu konuya değinmeme vesile olması nedeniyle ben kendisine teşekkür ediyorum.

Hızlı ve Öfkeli
için yalvarmış

“Hızlı ve Öfkeli” serisinin sekizinci filminde beni en neşelendiren sürpriz, New York gökdelenlerinden dökülen arabaları bir kenara bırakırsak, Helen Mirren’ın kadroda yer almasıydı.
Kariyeri ile alakasız böyle bir filmde ne işi var acaba diye düşünürken bir okudum ki kendisi bu rol için resmen Vin Diesel’e yalvarmış.
Oscar, Altın Küre, Bafta, Emmy, SAG gibi tüm önemli ödülleri zamanında evine götürmüş İngiliz oyuncu, bu seride olmak istemiş, çünkü hem Vin Diesel hem de yarış arabalarının hastasıymış.
Mirren’a yazılan rolde arabanın sürücü koltuğuna oturduğu bir sahne olmaması onda bir hayal kırıklığı yaratmış tabii.
“Bir dahakine artık, ama yeniden yalvarmam gerekebilir” diyor bir röportajında.
Kısa da olsa oyunculuğunu konuşturduğu iki sahnesi var Helen Mirren’ın.
Aksiyon, araba, hız ve heyecan demek olan Hızlı ve Öfkeli filmine bir kalite ve renk kattığı gerçek.

Dilara’dan kaplan açıklaması

Bodrum-Antalya otel hattı

Yine herkes Bodrum’u konuşuyor.
Yerli turist erken rezervasyonlarını yaptırdı bile.
İşin eğlence kısmı da yaza hazır.
Şarkıcılar sahne alacakları mekanların tarihlerini şimdiden sabitlediler.
Bir kısmı gidip gelecek, bir kısmı ise orkestralarıyla birlikte Bodrum’da geçirecek yazı.
Bazen bir otelde, bazen Bodrum merkez, Gümüşlük ve Yalıkavak’a dağılan canlı müzik mekanlarında sahne alacaklar.
Rekabet kızışmış durumda anlayacağınız.
Geçen yıldan farklı olan ise Antalya’daki otellerin de yerli turisti çekmek için hafta içi de dahil olmak üzere sanatçı çıkarma yoluna gittiği.
Bodrum otellerindeki programlar Antalya’dakilere de kayıyor.
Bodrum’a demir atan müzik dünyası bu yıl Bodrum-Antalya arası bir hayli yol yapacak anlaşılan.

Yazının Orjinali

Herkes bir gün vejetaryen olacak!

Cengiz’in ağzına et koymadan yaşamaya devam eden onca vejetaryeni hiçe sayıp örnek olarak neden Özge’yi seçtiğini merak ettim doğrusu.
Vejetaryenlikten dönen Özge’ye karşı, bizde de etoburluktan vazgeçen Brigitte Bardot, Martina Navratilova, Albert Einstein, Franz Kafka, Jim Carrey, Paul McCartney, Leman Sam, Christian Bale, Anne Hathaway, Cameron Diaz, Richard Gere ve daha kimler kimler var.
Madem örneklerden genellemeler yapabiliyoruz, ben de bu ünlülere bakıp “Bir gün herkes et yemekten vazgeçecek” diyebilirim o zaman.
Bir de şunu söylemezsem rahat edemem; Özge’ye bakıp “Vejetaryenlere inancım kalmadı” demekle, vejetaryenliği bir vicdan meselesi, bir felsefe olarak seçip yollarından dönmeyenlere ayıp etmiş olmuyor musun Cengiz’cim?

İnek deyip geçme

İnekler yiyecekten başka ne ister?
Hatta yeme içmeden daha fazla ne ister?
Dışarı çıkmak, çimlerde dolaşmak…
Evet, British Columbia Üniversitesi’nde yapılan bir araştırmanın sonuçlarına göre inekler dışarıda özgürce dolaşmayı yeme içmeye tercih ediyorlar.
Peki bu hayvanları et ve süt için besleyen gelişmiş ülkelerdeki ineklerin yüzde kaçı ömürleri boyunca dışarı çıkıyor, çimlere ayak basıyor?
Ne yazık ki, sadece yüzde 20’si.
Geri kalanı ömürlerini insanlara et ve süt sağlamak için dört duvar arasında, kapalı, daracık yerlerde geçirmek zorunda bırakılıyor.
Doğumdan ölüme kadar.
Ne berbat bir sömürü, ne büyük işkence, öyle değil mi?

Gençler Adana’da kamp istiyor

Bir müzik festivalinin gençler için en keyifli yanlarından biri sosyalleşme merkezi diyebileceğim kamp alanları.
Konserler kadar çadır hayatı da unutulmaz oluyor çünkü.
Kamp hayatının keyfini Zeytinli Rock Festivali’nde yaşayanlar bu geleneği sadece Zeytinli’de değil, diğer festivallerde de sürdürmek istiyorlar.
12-13-14 Mayıs tarihlerinde yapılacak olan Adana Çukurova Rock Festivali bunun en yakın örneği.
Bilet satışları başladığından beri gençlerin en büyük talebi kamp alanı yaratılması olmuş.
Festivali organize eden Milyon Yapım’la görüştüm, bu sürpriz talep karşısında kamp alanı için acilen yer bakmaya başlamışlar.
Böyle giderse çadır alanı olmayan festival kalmayacak sanırım.

Yazının Orjinali

Aktörlerin kalbi camdandır

İki âşık kavuşalı yıllar oldu.
Sevdaları ise satırlarda, cümlelerde yaşıyor.
Şöyle demişti Meral Okay:
“Bizim Yaman’la tarihe kayıt olarak düşeceğim hiçbir kavgamız olmadı… Aktörlerin kalbi camdandır. Çok çocuk, çok bebektirler.
Bunu gördüğüm için ben daha dikkatli davranırdım…”
“Aşk kendinden vazgeçme halidir, kendi benliğini ezmeden biz olabilme halidir. İnsan egosu denetlenmesi en güç olan şeydir. Bunu ancak aşk becerebilir…”
“Yaman’la her günümüz sevgililer günüydü. Eşine bu kadar çok çiçek getiren bir adam daha analar doğurmamıştır. Biz çok defa sabah uyanıp birlikte gün doğumunu seyreder, çingene vapuruna binip sabah erken Boğaz’ı turlardık.”
Ne güzelmiş ilişkileri, birliktelikleri, aşkları.
Var mı bunların üstüne çıkabilen?

Aşk Uykusu!

Yukarıda Meral ve Yaman Okay’la mükemmel aşkı anlattım ya.
Şimdi ise gelelim günümüzde sıkça rastlanan hastalıklı ilişkilere.
Mehmet Coşkundeniz’in aynı adlı romanından uyarlanan “Aşk Uykusu” filminin adına bakıp aşk uykusu ne demek diye düşündüm.
İyi bir şey gibi geldi önce.
Aşka da uykuya da bayılırım ben.
Ama filmi izleyince aşk uykusuna yatmanın o kadar da iyi bir şey olmadığını anladım.
Aşk uykusundaki kişi doğruyu yanlışı ayırt edemiyor mesela.
“Adam seni umursamıyor, seninle ilgilenmiyor” desen “Yok o beni çok seviyor, biraz yoğun bu aralar” diye geçiştiriyor.
“Seni aldatıyor, başkasıyla beraber” desen “Geçici bir heves, ben onu çok seviyorum, başkası yüzünden ilişkimi bozacak değilim ya” diyor.
Şiddet görse bile “Ben onu kışkırttım, bu hale getirdim” diyecek kadar körleşiyor.
Aşk uykusu kabus gibi bir şey yani.
Bir an önce uyanmak gerektiğini çok iyi anlatıyor film.
Hâlâ vizyonda, özellikle kadınlar izlesin, kaçırmasın.

Kötü karakteri oynamak

İnsan sevmediği bir karakteri oynayan oyuncudan nasıl da nefret ediyormuş, çok iyi anladım.
Aşk Uykusu’nun galasında kızım Tayga da benimleydi.
Aynı salonda başroller Gökçe Bahadır, Alican Yücesoy ve Hande Subaşı da vardı.
İki sıra önümüzde oturuyorlardı.
Alican Yücesoy, iki kadını aynı anda idare etmeye çalışan adamı o kadar gerçekçi oynamış ki Tayga çıkışta Alican için “Ben bu adamdan nefret ettim, yüzüne bakasım gelmiyor” deyiverdi.
Alican sevinsin bu duruma.
Kadınların biraz nefretini kazandı belki ama ne kadar iyi bir oyuncu olduğunu bir kez daha kanıtladı.

Yazının Orjinali

Biz ancak birlikte Türkiye’yiz

◊ “İsimsizler” setindeyiz. Keyifler nasıl?
– Keyfimiz yerinde. Çünkü prodüksiyondan set ekibine, oyuncu arkadaşlarımızdan bize ev sahipliği yapan yerel halka kadar çok güzel bir ortam oluştu. Çok yoğun çalışıyoruz ama keyifli…
◊ Yarın dizinin üçüncü bölümü yayınlanıyor. Siz ne zamandır buradasınız?
– Bir buçuk ay oldu.
◊ Teklif nasıl geldi?
– Aklımın biraz karışık olduğu bir dönemdi. Görüştüğümüz başka projeler de vardı. Ama “İsimsizler”in senaryosunu okuyunca çok etkilendim. Kaymakam Fatih karakteri beni çok heyecanlandırdı. İsimsiz bir kahraman, hayatımın en zor ama en gerçek rolü olacaktı. Biraz korktum açıkçası. İlk kez böyle bir karakteri oynayacaktım. Ardından bir deli cesareti ile kabul ettim.
◊ Deli cesareti var mıdır sende normalde?
– Tabii, var.
◊ Neden böyle bir rol peki Kaymakam Fatih?
– Kaymakam Fatih, sırtında büyük yükleri olan, benim daha önce hiç oynamadığım bir karakter. Bütün ekibi kontrol eden biri. Bütün ideolojilere hakim ve vatanseverleri toplamak üzere yetiştirilmiş. Tüm bunlar bir oyuncu olarak büyük bir sorumluluğu da beraberinde getiriyor. Bunu şeffaf bir şekilde, yanlış anlaşılmalara neden olmadan nasıl oynayacağım konusunda endişeliydim. Bu rolde kendimi de tanıma fırsatım oldu. Sakin bir yapım olduğunu fark ettim. Genelde ani kararlar verirdim. Bu karakter ise enine boyuna düşünüyor, zaman zaman risk de alıyor. Onun iç dünyasını ve dengesini oturtmam zaman aldı.

Biz ancak birlikte Türkiye’yiz
Fotoğraflar. Muhsin AKGÜN
◊ Gerçek hayatta bu konularla ilgili miydin?
– Bir vatandaş olarak tabii ki duyarsız kalmam mümkün değildi. İlgiliydim ama “İsimsizler” ile birlikte farkındalığım daha da arttı. Ne büyük kahramanlar, ne büyük fedakarlıklarla mücadele veriyor, bunu bir kez daha anladım.
◊ Dizi, ruh haline nasıl etki etti?
– Daha sakinim artık. Bir de daha fazla gözlem yapmaya başladım.
◊ Fatih Keskin’i birkaç cümleyle anlatmanı istesem…
– Maneviyatı çok yüksek, hissiyatlı ve tarafsız, sadece vatanseverlik bilinciyle yaşayan bir adam. İç dünyası karışık olsa da kararlarını net alan, zaman zaman öfkesine hakim olamayan biri. Bu yönleriyle bana benziyor aslında.
◊ Kavga eder misin?
– Çok zor durumda kalırsam…
◊ Uğur olarak vatanseverliği biraz açar mısın?
– Vatanseverlik bana göre aidiyettir. Yaşadığın topraktır. Annedir. Hiçbir siyasi ideolojiye, siyasi düşünceye, tarafa ait değildir. Vatanseverlik bilinçtir bana göre.
AYNAYA BAKIYORUM DA BİR OLUR TARAFIM VAR
◊ Çocukluğunda oyunculuk var mıydı aklında?
– Yoktu. Ben reklamcı olmak istiyordum. Sonra Türk Dili ve Edebiyatı’nı kazandım.
◊ Hâlâ Ankara’dasın o zamanlar, öyle değil mi?
– Evet. İncesu doğumluyum ben. Lise sonda bir arkadaşımın sayesinde Ankara Sanat Tiyatrosu ile tanıştım. Oyunculuk hayatım orada başladı. Daha sonra Ankara Üniversitesi Dil Tarih Tiyatro Bölümü’nü kazandım.
◊ Sana “Yakışıklısın, illa manken ya da oyuncu ol” diyorlardır?
– Demiyorlardı aslında.
◊ Yakışıklı bulmuyor musun kendini?
– Bilmem, öyle miyim ben? Kendimde görselliğe önem vermiyorum.
◊ Aynaya baktığında?
– Bir olur tarafım var tabii (gülüyor).
◊ Nasıl hissettiriyor yakışıklı olmak? Daha havalı mı oluyorsun?
– Bazen dışarıdan havalı ve itici görünüyor olabilirim. İnsanlarla öyle hemen yakın ilişki kurmam. Tanımam lazım. Belki burcum akrep, o yüzden. Bu da insanlarda önyargı oluşturuyor.

Biz ancak birlikte Türkiye’yiz
İSTANBUL’A ALIŞAMADIM BULGARİSTAN’A GÖÇECEĞİM
◊ Hayatının dönüm noktası ne?
– Ankara’da yolda yürürken oyuncu aranıyor afişi görmüştüm. Oraya başvurdum. Çocuk tiyatrosu ile başladım. Sonra tiyatro ile Türkiye’nin her yerini gezdim. 18 yaşıma kadar otellerde kaldım. Sonra bunun eğitimini almam gerek diye düşündüm. Dil Tarih Oyunculuk Bölümü’ne girdim.
◊ İstanbul peki?
– İstanbul’a hiç alışamadım, kalabalığına, insanına… Önce Cihangir’de oturdum, sonra Fenerbahçe’ye geçtim. Tam rahatladım derken kentsel dönüşüm başladı. Şimdi Bulgaristan’a göç etmeyi düşünüyorum (gülüyor)… İnsanların karakterleri değişken İstanbul’da bir de. Biz Ankara’da sakin adamlarızdır ve kendimizizdir, maske takmayız. Burada zorlandım bu yüzden.
◊ Böyle önemli bir kanalın bu kadar iddialı bir dizisinde başrol oynayacağını tahmin ediyor muydun?
– Hiç öyle hayallerim yoktu. Birçok kez başrol teklifi geldi, kabul etmedim. Başrol olayım diye bir gayem de yok. Sadece güzel bir karakter oynayayım, kendimi geliştireyim isterim. Kendimi tanımak istiyorum. Başroller çok dişi karakterler olmayabiliyor çoğu zaman.

CEM YILMAZ KOMEDiSiNi ŞAHAN’A TERCiH EDERiM

◊ Burada gerçek askerlerle bir aradasınız. İlginç bir anınız oldu mu?
– Komutanlar sabahlara kadar bizim yanımızda durup her konuda destek oldu. Aynı zamanda gerçek askerlerle aynı sahnede yer almak heyecan vericiydi.
◊ Hazırlık süreci nasıl geçti?
– Bir hafta Özel Harekat’la çalıştık. Sahneleri Jandarma Özel Harekat, Polis Özel Harekat’la çektik. İki üç gün yürüyemedim zaten. Duruş, güvenilirlik, yürüyüş, atiklik çalıştık.
◊ Film, dizi izliyor musun?
– Yabancı dizileri izliyorum genelde. Komedi filmlerini de severim.
◊ Cem Yılmaz mı yoksa Şahan Gökbakar komedisi mi?
– Abartılmayan durum komedisini seviyorum. Cem Yılmaz’ı tercih ederim.
◊ Burak Özçivit’e benzetiyorlar seni…
– Bence benzemiyoruz. Göz yapımız andırıyordur belki ama o kadar.
ŞEHiT ANNESi ÖYLE DOLU BAKIYORDU Ki, KONUŞAMADIM

◊ İstanbul’dan uzakta bir sette olmak nasıl?
– Hayatım boyunca evden uzakta yaşadım zaten. Her gün sette olduğum için otele geliyor ve uyuyorum.
◊ Burada diziyi çektiğiniz bölgede şehit aileleri var. Onlarla görüşme imkanınız oldu mu?
– Evet. İlk bölüm sonrasında bir şehit annesi ile buluştum, konuşamadım bile… Elini sıktım, boğazım düğümlendi. O kadar dolu bakıyordu ki bir şey diyemedim.
◊ Terörün çözüm yolu sence ne?
– İnsanları kutuplaştırarak değil yaklaştırarak çözmek gerektiğine inanıyorum. Barış için çalışmak lazım.
◊ Kaymakamın unutamadığın bir cümlesi var mı?
– Çok sevdiğim bir repliğim var, “Sen bu çocukları kovarsan, onlar da o tarafa sığınır” diyordu. Çocuklar kandırılmaya çok müsaitler çünkü.

Yazının Orjinali

Edirne’de Haçiko’yu bulmak

Edirne’de Haçiko’yu bulmak

Edirne’de hayvan hakları savunucuları, dernekler, kent konseyi, barınak yönetimi ve veterinerler ilk kez bir araya gelmiş.
“Siz de bugün bize katılır mısınız?” dediler.
Benim o gün bizim gruptan bir süreliğine ayrılmam bu mesaj nedeniyle oldu.
Soluğu önce o bölgenin ilklerinden olan Edirne Barınağı’nda aldım.
Önce şaşırdım.
Haçiko karşıladı çünkü beni.
Barınağın girişinde 7 yıl önce kurduğum ve halen başkanlığını sürdürdüğüm derneğin simgesini görmek güzel bir sürprizdi.
Benimle birlikte barınağa gelen Engin Özmen’den rica ettim, hemen bir fotoğrafla bu karşılaşmayı ölümsüzleştirdik.
Japonya’ya gitmeden Haçiko heykelini görmüş ve birlikte fotoğraf çektirmiş oldum yani.
Peki ya içerisi?
Yalan yok.
Edirne Barınağı bugüne dek gördüğüm en düzgün barınaklardan.
Hayvanlara ayrılan alanlar geniş, temiz ve bakımlı.
Barınaktan sorumlu başkan yardımcısı Ertuğrul Tanrıkulu ve veteriner Soyuhan Barlas’la birlikte, genişletilerek barınağa kazandırılacak yeni bölümü de gördüm.
Ve tabii planlanan kedi ormanını da. Valla şahane, tebrik ediyorum.
Benim ilkine denk geldiğim yönetim, dernekler ve bağımsız hayvanseverler buluşmasının sık sık tekrarlanmasını diliyorum.
Kim bilir, belki bir başkasına yine denk gelirim, Edirne’de tekrar bir araya geliriz.
Temiz tuvalet istiyoruz
Edirne Belediye Başkanı Recep Gürkan, “Varsa gördüğünüz bir şey eleştirin lütfen” dedi ama ben eleştiriyi dört dörtlük bulduğum Edirne’ye değil, İstanbul-Edirne yoluna yapmak istiyorum.
İstanbul’dan yola çıkıp, 2,5 saatlik yolda durduğumuz Metro tesislerindeki tuvaletler içler acısıydı.
Türkiye’nin Avrupa’ya bağlandığı otobana yakışmıyor bu manzaralar.
Oysa tuvaletlerin temizliğini ve bakımını sağlamak atla deve değil. OPET temiz tuvalet kampanyası ile bunu başarmıştı.
Örnek alınabilir, alınmalı.
Zabıtanın şanslısı
Edirne’de plaket törenine gittiğimde telefonumu otelde unuttuğumu fark ettim ve acil gidip almak gerekti.
Zabıta arabasına bindim ve düştüm yola.
Yol demek bolca sohbet demek tabii.
Zabıta memuru Erdal Dikmen, aslen Orduluymuş ama 11 yıldır Edirne’de görev yapıyormuş.
Edirne’yle ilgili konuştuk.
“Buradan başka yerde yaşamak istemem” dedi.
Çok olay olmazmış Edirne’de, “Huzurlu bir kent burası, kimse kimseye karışmaz, gece 03.00’te kızlar sokakta dolaşsa kimse rahatsız etmez. Kavga dövüş de çok olmaz buralarda” dedi.
Ah ne güzel.
Sanırım en şanslı emniyet güçleri, zabıta memurları Edirne’de.

Üniversiteliler dikkat!

Kalite Derneği KalDer’in desteklediği Üniversiteler Arası Yaşam Kalitesi Yarışması duyuldukça ilgi arttı, katılmak isteyenler çoğalınca başvurular 12 Nisan’a kadar uzatıldı.
Gençlerin sosyal sorumluluk ve farkındalıklarını geliştirmek için açılan proje yarışmasında kategoriler Engellilerin Yaşam Kalitesi, Kadınların Yaşam Kalitesi, Bireylerin Yaşam Kalitesi, Çevre ve Yaşam Kalitesi, Eğitim ve Yaşam Kalitesi olarak sıralanıyor.
Büyük ödülün 15 bin TL olduğu yarışmanın detayları www.yasamkalitesiyarismasi.com sitesinde.

Yazının Orjinali