Uçak değil insanlık düştü

Kazada hayatlarını kaybetmelerinin ardından çıkan haberlere, yazılanlara, çizilenlere hem çok üzüldüm hem de çok öfkelendim.
11 can gitmiş, gencecik insanlar hayata veda etmişler.
Hem onları hem de geride kalanları, sevenlerini, ailelerini düşününce insanın canı yanıyor, üzülüyor.
Ama bir kez daha anladım ki insan dediğin bin türlüymüş.
Canı yanmayanı, can yakmayı seveni varmış.
“Dubai’ye bekarlığa vedaya giden zengin kızları, bize ne” diyenler gördüm.
Kıyafetlerini eleştirenler, “Böyle giyinirlerse…” yazanlar gördüm.
Dilinden Mina’nın parasını, jetini düşürmeyenlerle karşılaştım.
“Türkiye’nin suyu mu çıkmış, başka ülkeye özel uçakla gidersen bu olur”lar okudum.
Sahip olamadıklarına hasetle bakanların bu tür yorumlarını okudukça kalbim sıkıştı.
Acıyı hissederken etiketlere takılmak.
İmkanları daha iyi, daha zengin birinin ölümünün ardından bu kadar alçalmak!
Yazıklar olsun!
Kızların son fotoğrafları gözümün önünde.
Allah rahmet eylesin, nur içinde yatsınlar. Acılı ailelerine, sevenlerine sabırlar diliyorum.

Erkekler, Futbol ve Dahası

Cem Davran, Celil Nalçakan ve Onur Özaydın.
Güzel bir üçlü, oyunda da dedikleri gibi Mazhar Fuat Özkan gibi, Metin Ali Feyyaz gibi…
Oyunun adı Erkekler, Futbol ve Dahası.
Erkekler, kadınlar, ilişkiler, iş, güç, futbol, aile, anne, baba, hayat, ölüm, intihar.
Hayatla sorunlu, aradığını bulamamış, bunalımın eşiğinde üç erkek.
Aynı apartmanda başlayan ve kafalarda şirin babanın köyüne kadar uzanan bir yolculuk.
Güldürürken düşündüren bir oyun.
Roller şahane dağılmış.
Koyu Beşiktaşlı Celil Nalçakan, Beşiktaş’tan nefret eden bir karakteri oynarken, Galatasaraylı Cem Davran hayatını Kara Kartal’a adamış bir adam rolünde.
İyi yazılmış tiyatro oyunları, iyi kadroyla buluşunca izleyici de hakkını veriyor.
Engin Alkan’ın yönettiği, Yunus Emre Gümüş’ün yazdığı oyunu CKM’de erkek ve kadın sayısının eşit dağıldığı, dopdolu bir salonda izledim. Ayakta alkışlandı.
Kadınların da kendileri için çok şey bulacağı, erkekleri daha yakından tanıyacakları Erkekler, Futbol ve Dahası’nı takip edin, bir yerde yakalayın derim.

Silah icat edilmesin isterdim

Erkekler, Futbol ve Dahası oyununda rol alan Celil Nalçakan’ın futbolla ilgili ilginç bir totemi var.
İkinci yarının ilk 10 dakikasını izlemezmiş.
Bir başka takıntısı da yükseklikle ilgili.
Yüksekten korkuyor.
Ama tiyatro oyununun sonunda bir kale direğinin üzerinden atlamak zorunda.
Olan Cem Davran’a oluyor ama. Atlarken onun kolunu sıkıyor çünkü.
Oyuna başladıkları günden beri Cem’in kolu mosmor.
Celil’le sadece futbol konuşmadık tabii.
Oyunda kadın erkek ilişkisini bir türlü rayına oturtamayan, sürekli hüsrana uğrayan bir karakteri canlandıran oyuncu, “Kalbini çalacak kadın hangi yemeği iyi yapmalı?” sorusuna da şahane cevap verdi:
“Yemek yapmayı bilmesine bile gerek yok, kalbi olsun, iyi insan olsun yeter…”
Ve en güzel soru-cevabı sona sakladım.
“Neyi icat etmek isterdin Celil?”
“Neyi icat etmeyi değil de neyin icat edilmemesini isterdim sorusuna cevabım net; silahın icat edilmemesini isterdim…”

Hakan Altun’dan derbi yorumu

Hakan Altun’un koyu bir Beşiktaşlı olduğunu hepimiz biliyoruz.
Milyon TV’de yayınlanan yeni programım Gece Sahnesi’ne telefonla bağlandığında biraz futbol ve kırmızı kartların havalarda uçuştuğu derbileri de konuştuk.
Çok güzel bir cümle kurdu Hakan: “Ezeli rekabet devam edecek ama diğer takımlardan da canımızı vereceğimiz dostlarımız var, renkler kadar yürekler de önemli.”
Türk futbolu işte böyle “maç biter dostluk kazanır” diye düşünen taraftarlarla daha güzel.

Yazının Orjinali

Bu yıl da Oscar’ı bildim

Her yıl olduğu gibi bu yıl da Oscar tahminim tuttu çünkü.
Üstelik herkes “En iyi film Oscar’ı ‘Three Billboards Outside Ebbing, Missouri’ filmine gidecek” derken ben “The Shape of Water” dedim.
Böyle de yazdım ve duyurdum sosyal medya hesaplarımdan.
Hislerim, öngörülerim bir kez daha haklı çıkardı beni.
“The Shape of Water” iki büyük ödülü, hem en iyi film hem de en iyi yönetmen ödüllerini aldı.
Guillermo del Toro, “Dünyada gerçek olmasını istediğimiz şeyleri fantezi üzerinden anlattım” derken,
ben filminde anlattıklarının gerçek olduğundan,
türler arası aşkın, sevginin, bağlılığın olabileceğinden emindim zaten.
İnsandan başka herhangi bir canlıyla, bir kediyle, köpekle, kuşla, belki bir kaplumbağa ile bağ kuran herkes çok iyi biliyor “The Shape of Water”ın mesajını, hissettirmek ve anlatmak istediklerini.
Bu özel film artık Oscar da aldı, izlemediyseniz en kısa zamanda planlarınız arasına alın.

Çok sıkıcı bir törendi
Balık baştan kokar, bizi sabaha kadar uykusuz bırakacak törenin gidişatı aslında en baştan belliydi.
Oscar töreninin açılış konuşmasında Jimmy Kimmel, espriden çok mesaj içeren bir konuşma yaptı.
90’ıncı yılında daha ciddi bir Hollywood olacağının sinyalini çakmış oldu böylece.
“Time’s Up”, “Me Too”, “Never Again” akımlarına değindi.
Ve Trump karşıtı olan ne varsa söyledi.
Eşitlik, kapsayıcılık, kesişim için “Time’s Up” dediler. Bu hareket için oluşturulan fona 20 milyon dolardan fazla para toplandı.
İş hayatında kadınlar güç ve iktidar sahibi erkekler tarafından tacize karşı “Me Too” diyeli uzun zaman olmuştu ve olmaya da devam ediyor.
Ve “Never Again”, okullardaki silahlı saldırılara karşı öğrencilerin başlattıkları bir kampanya. Çoğu seçmen yaşında bile olmayan binlerce lise öğrencisi birer aktiviste dönüştü, fikirlerini ve eylemlerini sosyal medyadan yaygınlaştırdı.
Bu kadar bol mesaj ve kaygı olunca haliyle sıkıcı bir tören izledik.
90’ıncı Oscar töreni tarihin en az eğlenceli, en bayıcı Oscar’ı oldu desem yeridir.

Az konuşana jet ski
En kısa konuşan isme jet ski hediye edileceği şakasına bayıldım. Bizde gerçekten her ödül törenine böyle bir hediye konmalı.
Bu ödülü açıklamak üzere sahneye çıkan ve “Beni maymun etmeyin” tribi yapmadan jet ski ile poz veren bol Oscar’lı Helen Mirren’a da şapka çıkarıyor, alkışlıyorum.
Bizim burunlarından kıl aldırmayan tayfaya ithafen…

Trump’a Coco’lu yanıt
Donald Trump, Meksika’ya duvar örme kafasındayken en güzel cevabı Hollywood’dan aldı. Meksika geleneği olan Ölüler Günü fonunda geçen “Coco”, en iyi animasyon dalında Oscar kazanarak bir yerde Trump’a “al sana duvar” demiş oldu.
Coco “Remember Me” ile en iyi şarkı ödülünü de aldı üstelik. Duble kapak diye buna denir işte.

Güzel ve çirkin…
Gecenin en zevksizi; Salma Hayek… O elbisesi neydi öyle, gözlerimiz kanadı resmen.
Gecenin en güzeli; Margot Robbie, beyazlar içinde, az makyajla, sade ve çok güzeldi.

Tecavüze ödül
Me Too, Time’s Up akımları bu kadar önemsenir ve vurgulanırken, tecavüzle suçlanan Kobe Bryant’ın ödül almak üzere sahneye çıkması bir tuhaf oldu.
Salondaki mırıldanma ve homurdanmaları duymadık değil. Bu ne perhiz bu ne lahana turşusu!

Asıl teşekkür izleyiciye
Sinemaya gidenlere teşekkür şahaneydi.
Bir sinema salonu dolusu izleyici, kendilerine atıştırmalık dağıtmak üzere salona giren Gal Gadot, Emily Blunt, Margot Robbie gibi ünlü yıldızları karşılarında görüp, üstelik canlı yayında olduklarını öğrenince çok sevindiler.
Ama bence asıl sevindirici olan sinemanın gerçek yıldızı olduğunu düşündüğüm izleyiciye çakılan bu selamdı.

Yazının Orjinali

Bu yıl da Oscar’ı bildim

Her yıl olduğu gibi bu yıl da Oscar tahminim tuttu çünkü.
Üstelik herkes “En iyi film Oscar’ı ‘Three Billboards Outside Ebbing, Missouri’ filmine gidecek” derken ben “The Shape of Water” dedim.
Böyle de yazdım ve duyurdum sosyal medya hesaplarımdan.
Hislerim, öngörülerim bir kez daha haklı çıkardı beni.
“The Shape of Water” iki büyük ödülü, hem en iyi film hem de en iyi yönetmen ödüllerini aldı.
Guillermo del Toro, “Dünyada gerçek olmasını istediğimiz şeyleri fantezi üzerinden anlattım” derken,
ben filminde anlattıklarının gerçek olduğundan,
türler arası aşkın, sevginin, bağlılığın olabileceğinden emindim zaten.
İnsandan başka herhangi bir canlıyla, bir kediyle, köpekle, kuşla, belki bir kaplumbağa ile bağ kuran herkes çok iyi biliyor “The Shape of Water”ın mesajını, hissettirmek ve anlatmak istediklerini.
Bu özel film artık Oscar da aldı, izlemediyseniz en kısa zamanda planlarınız arasına alın.

Çok sıkıcı bir törendi
Balık baştan kokar, bizi sabaha kadar uykusuz bırakacak törenin gidişatı aslında en baştan belliydi.
Oscar töreninin açılış konuşmasında Jimmy Kimmel, espriden çok mesaj içeren bir konuşma yaptı.
90’ıncı yılında daha ciddi bir Hollywood olacağının sinyalini çakmış oldu böylece.
“Time’s Up”, “Me Too”, “Never Again” akımlarına değindi.
Ve Trump karşıtı olan ne varsa söyledi.
Eşitlik, kapsayıcılık, kesişim için “Time’s Up” dediler. Bu hareket için oluşturulan fona 20 milyon dolardan fazla para toplandı.
İş hayatında kadınlar güç ve iktidar sahibi erkekler tarafından tacize karşı “Me Too” diyeli uzun zaman olmuştu ve olmaya da devam ediyor.
Ve “Never Again”, okullardaki silahlı saldırılara karşı öğrencilerin başlattıkları bir kampanya. Çoğu seçmen yaşında bile olmayan binlerce lise öğrencisi birer aktiviste dönüştü, fikirlerini ve eylemlerini sosyal medyadan yaygınlaştırdı.
Bu kadar bol mesaj ve kaygı olunca haliyle sıkıcı bir tören izledik.
90’ıncı Oscar töreni tarihin en az eğlenceli, en bayıcı Oscar’ı oldu desem yeridir.

Az konuşana jet ski
En kısa konuşan isme jet ski hediye edileceği şakasına bayıldım. Bizde gerçekten her ödül törenine böyle bir hediye konmalı.
Bu ödülü açıklamak üzere sahneye çıkan ve “Beni maymun etmeyin” tribi yapmadan jet ski ile poz veren bol Oscar’lı Helen Mirren’a da şapka çıkarıyor, alkışlıyorum.
Bizim burunlarından kıl aldırmayan tayfaya ithafen…

Trump’a Coco’lu yanıt
Donald Trump, Meksika’ya duvar örme kafasındayken en güzel cevabı Hollywood’dan aldı. Meksika geleneği olan Ölüler Günü fonunda geçen “Coco”, en iyi animasyon dalında Oscar kazanarak bir yerde Trump’a “al sana duvar” demiş oldu.
Coco “Remember Me” ile en iyi şarkı ödülünü de aldı üstelik. Duble kapak diye buna denir işte.

Güzel ve çirkin…
Gecenin en zevksizi; Salma Hayek… O elbisesi neydi öyle, gözlerimiz kanadı resmen.
Gecenin en güzeli; Margot Robbie, beyazlar içinde, az makyajla, sade ve çok güzeldi.

Tecavüze ödül
Me Too, Time’s Up akımları bu kadar önemsenir ve vurgulanırken, tecavüzle suçlanan Kobe Bryant’ın ödül almak üzere sahneye çıkması bir tuhaf oldu.
Salondaki mırıldanma ve homurdanmaları duymadık değil. Bu ne perhiz bu ne lahana turşusu!

Asıl teşekkür izleyiciye
Sinemaya gidenlere teşekkür şahaneydi.
Bir sinema salonu dolusu izleyici, kendilerine atıştırmalık dağıtmak üzere salona giren Gal Gadot, Emily Blunt, Margot Robbie gibi ünlü yıldızları karşılarında görüp, üstelik canlı yayında olduklarını öğrenince çok sevindiler.
Ama bence asıl sevindirici olan sinemanın gerçek yıldızı olduğunu düşündüğüm izleyiciye çakılan bu selamdı.

Yazının Orjinali

“Hiç âşık olmadım” şakaymış!

Geçen gün Murat Cemcir’le başrolü paylaştığı “Ailecek Şaşkınız” filminin özel gösterimi öncesinde beraberdik Ahmet’le.
“Aşka inanmıyor olamazsın, niye böyle konuştun?” diye sordum, şöyle cevap verdi:
“Şaka yaptım!”
Bir değil, birçok kez âşık olmuş tabii ki Ahmet.
Şu anda bir sevgilisi olmadığından belli ki rahatça makarasını yapıyor aşk meşk olaylarının.
Ahmet’in bu şakası bir yana, yakında üflemeli sazlar için ders almaya başlayacağını öğrendim.
“Ney üflerdim zaten, Konya’da 10 yıl Mevlana’nın türbesinin yakınındaki evde oturdum ne de olsa” dedi.
Ahmet Kural’ın müziğe zaten var olan ilgisi daha da derinleşiyor anlayacağınız.
“Ailecek Şaşkınız”a gelince…
Yarından itibaren 900 kopya ile vizyonda olacak.
Önümüzdeki günlerde yapılacak olan Bursa, İzmir ve Ankara galaları ise oyuncuların katılımıyla gerçekleşecek.
İkilinin İstanbul dışındaki hayranlarına duyurmuş olalım.

“Hiç âşık olmadım” şakaymış

Kliplere renk ve boyut geldi

Elektronik mağazalarındaki televizyonların renk ve görüntü kalitesine kapılıp âşıkmışçasına vitrine yapışanlardansanız, beraberiz.
Yayında ses ve görüntü kalitesi gerçekten de önemli.
HD ile hepimiz daha da keyiflenmişken şimdi bir de üstüne 4 bin piksel görüntü ile başka bir devir başladı.
Evlerdeki 4K televizyonlara uyumlu yayın yapan TRT gibi birkaç kanala artık özel televizyonlardan NR1 da eklendi.
NR1 Türk TV/FM Müzik Direktörü Kadir Çetin yeni yayınlarını “3 boyutlu görüntünün gözlüksüz hali” olarak tanımlıyor.
Özenle çekilen ve kaliteli görüntünün adresi olan kliplerin yayınlandığı bir müzik kanalının 4K yayın yapması sevindirici.
Zevkle izleyeceğiz.

Öylece çamura bırakıyoruz

Cemal Hünal’ın “Çocuğumuz dışarıda büyüyor, öylece çamura bırakıyoruz! Bakıcımız da yok, istemiyoruz!” açıklamasına bayıldım.
Çocuk ne şanslıymış.
Bağışıklık sistemi şimdiden güçleniyor.
İleride yaşıtlarına göre çok daha az hasta olacak.
Bakıcıyla değil anne babayla büyüyor.
Büyürken sevgiyi daha iyi hissedeceğinden iyi bir insan olacak, hayatla çok daha doğru bir şekilde başa çıkacak.

İyi insandı desinler

Şahan Gökbakar özellikle baba olduktan sonra kulağa küpe sözler söylemeye başladı.
“Bir gün bu dünyadan göçüp gittiğinizde arkanızdan ‘İyi insandı’ desinler yeter” dedi geçenlerde.
Ne güzel, değil mi?
Bu dünya kimseye kalmayacak, ölümden başkası yalan olacakken Şahan’ın da dediği gibi bari en azından yaşarken iyi olalım.

Yazının Orjinali

Naz Elmas’ın güzel kızı

Dizi çekimi yaptıkları bölgedeki bir villanın sahibi, Golden cinsi köpeğini öylece ortada bırakmış.
Yavrucak çekimler sırasında Naz ve diğer oyuncularla takılıyor, oynuyor, ısınıyor, ama gün sonunda eve alınmadığı için sokakta kalıyormuş.
Ev ortamına alışan bir köpek için sokakta kalmak en zoru.
Naz’ın da aklı her akşam sokağa bırakılan bu güzel yavruda kalıyormuş, dayanamadığını ve oradan alacağını söyledi bana telefonda.
Ertesi gün gitti aldı da gerçekten.
Bir güzel yıkattı, temizletti, karnını doyurdu ve geçici olarak pansiyona koydu.
3 yaşındaki bu uysal kız şimdi ömürlük yuvasını bekliyor.
İlgilenenler Naz Elmas’a Instagram’dan DM atabilir ya da bana mail yazabilirler.
Hadi lütfen, sokağa dönmesin bir daha, yok mu bu güzel kıza evini açacak biri…

Naz Elmas’ın güzel kızı

Edirne’de kaybolan 500 köpek!

Tamam çöplükler, çöpler mikrop yuvası.
Tamam, modern şehirlerde çöpler ortada değil, üstleri kapalı.
Tamam, açık çöplüklere bir çözüm bulalım.
Hepsine eyvallah.
Ama bunları yaparken bu çöplerden, çöplüklerden beslenen hayvanların aç kalmaması için de bir çözüm bulalım.
Bakın günlerdir medyada Edirne’de 500 köpeğin kaybolduğu, hatta toplanıp başka yere atıldığı haberi dolaşıyor.
Edirne Belediyesi bir açıklama yaptı sonunda; eski tip çöplük kapanıp modern tesise geçilince, köpeklerin bir kısmı alışık oldukları beslenme şeklini bulamadıklarından yavaş yavaş eski çöplük alanını terk etmiş.
Yani köpekleri toplama, uzaklaştırma ya da itlaf etme gibi bir durum söz konusu değil.
Edirne Belediye Başkanı Recep Gürkan, çöplük kapandıktan sonra aç kalan hayvanları doyurmak için düzenli olarak besleme yapmaya başladıklarını söyledi.
Ne güzel.
Buradan başa döneceğim.
Şehirlerde de çöp bidonlarının üstleri kapandı ve sokak hayvanları gerçekten zor durumdalar.
Hem belediyelere hem de bizlere düşen görev bu açığı kapatmak için çok daha fazla besleme yapmak.
Belediyeler olarak sokak hayvanları için ayrılan bütçeleri başka yerlerde değil gerçekten kısırlaştırma ve beslemede kullanmak.
Bizler için evden ya da bir restorandan çıkarken yemek artığımızı paket yapıp yoldaki ya da sokağımızdaki kedilerle, köpeklerle paylaşmak.
Ve bunları alışkanlık haline getirmek.
Hayat paylaşınca güzel…

Türkiye’nin ilk punk filmi

Geçen cumartesi 17. !f İstanbul Film Festivali kapsamında Mu Tunç’un yönettiği, Burak Deniz ve Büşra Develi’nin rol aldığı “Arada” filmini izledim.
Punk modasının ve müziğinin Türkiye’deki çıkış yıllarını anlatan ve Türkiye’nin ilk punk filmi olarak lanse edilen “Arada”, Orkun Tunç’un hayatından yola çıkılarak çekilmiş.
Bana filmin asıl başrolü müziği gibi geldi, öyle hissettirdi.
Orkun Tunç imzalı şahane müzikler film boyunca insanı avucunun içine alıyor ve bırakmıyor.
Hele bir gece kulübü sahnesi var ki, enfes gerçekten de.
“Arada” şimdiden birçok festivale kabul edilmiş.
Bizde ise nisan ayında vizyonda olacak.
Türkiye ve Türk punk akımı açısından önemli bir film.
Yolu şimdiden açık olsun.

Yazının Orjinali

Naz Elmas’ın güzel kızı

Dizi çekimi yaptıkları bölgedeki bir villanın sahibi, Golden cinsi köpeğini öylece ortada bırakmış.
Yavrucak çekimler sırasında Naz ve diğer oyuncularla takılıyor, oynuyor, ısınıyor, ama gün sonunda eve alınmadığı için sokakta kalıyormuş.
Ev ortamına alışan bir köpek için sokakta kalmak en zoru.
Naz’ın da aklı her akşam sokağa bırakılan bu güzel yavruda kalıyormuş, dayanamadığını ve oradan alacağını söyledi bana telefonda.
Ertesi gün gitti aldı da gerçekten.
Bir güzel yıkattı, temizletti, karnını doyurdu ve geçici olarak pansiyona koydu.
3 yaşındaki bu uysal kız şimdi ömürlük yuvasını bekliyor.
İlgilenenler Naz Elmas’a Instagram’dan DM atabilir ya da bana mail yazabilirler.
Hadi lütfen, sokağa dönmesin bir daha, yok mu bu güzel kıza evini açacak biri…

Naz Elmas’ın güzel kızı

Edirne’de kaybolan 500 köpek!

Tamam çöplükler, çöpler mikrop yuvası.
Tamam, modern şehirlerde çöpler ortada değil, üstleri kapalı.
Tamam, açık çöplüklere bir çözüm bulalım.
Hepsine eyvallah.
Ama bunları yaparken bu çöplerden, çöplüklerden beslenen hayvanların aç kalmaması için de bir çözüm bulalım.
Bakın günlerdir medyada Edirne’de 500 köpeğin kaybolduğu, hatta toplanıp başka yere atıldığı haberi dolaşıyor.
Edirne Belediyesi bir açıklama yaptı sonunda; eski tip çöplük kapanıp modern tesise geçilince, köpeklerin bir kısmı alışık oldukları beslenme şeklini bulamadıklarından yavaş yavaş eski çöplük alanını terk etmiş.
Yani köpekleri toplama, uzaklaştırma ya da itlaf etme gibi bir durum söz konusu değil.
Edirne Belediye Başkanı Recep Gürkan, çöplük kapandıktan sonra aç kalan hayvanları doyurmak için düzenli olarak besleme yapmaya başladıklarını söyledi.
Ne güzel.
Buradan başa döneceğim.
Şehirlerde de çöp bidonlarının üstleri kapandı ve sokak hayvanları gerçekten zor durumdalar.
Hem belediyelere hem de bizlere düşen görev bu açığı kapatmak için çok daha fazla besleme yapmak.
Belediyeler olarak sokak hayvanları için ayrılan bütçeleri başka yerlerde değil gerçekten kısırlaştırma ve beslemede kullanmak.
Bizler için evden ya da bir restorandan çıkarken yemek artığımızı paket yapıp yoldaki ya da sokağımızdaki kedilerle, köpeklerle paylaşmak.
Ve bunları alışkanlık haline getirmek.
Hayat paylaşınca güzel…

Türkiye’nin ilk punk filmi

Geçen cumartesi 17. !f İstanbul Film Festivali kapsamında Mu Tunç’un yönettiği, Burak Deniz ve Büşra Develi’nin rol aldığı “Arada” filmini izledim.
Punk modasının ve müziğinin Türkiye’deki çıkış yıllarını anlatan ve Türkiye’nin ilk punk filmi olarak lanse edilen “Arada”, Orkun Tunç’un hayatından yola çıkılarak çekilmiş.
Bana filmin asıl başrolü müziği gibi geldi, öyle hissettirdi.
Orkun Tunç imzalı şahane müzikler film boyunca insanı avucunun içine alıyor ve bırakmıyor.
Hele bir gece kulübü sahnesi var ki, enfes gerçekten de.
“Arada” şimdiden birçok festivale kabul edilmiş.
Bizde ise nisan ayında vizyonda olacak.
Türkiye ve Türk punk akımı açısından önemli bir film.
Yolu şimdiden açık olsun.

Yazının Orjinali

Ben de bunu anlamadım Cengiz!

Ödül töreninde köpek sohbeti;
Gecce.com Mekan Ödülleri gecesindeydim önceki akşam.
Gecede Serhat Hacıpaşalıoğlu ve
Martha Walsh güzel bir konser ve renkli bir şov sundular.
Gül ve Kenan Erçetingöz’ü bir kez daha tebrik ediyorum, çok uğraşıyorlar ve iyi iş çıkarıyorlar.
Birbirlerine kıyasıya rakip olan mekan ve işletmeleri aynı anda sahneye çıkarıp, hepsine ödül vermeleri de ayrı bir alkış konusu.
Söz konusu Gecce ödülleri olunca sanırım kimse kapris yapmıyor, “Rakibiz, onu beğenmem, bununla sahnede olmam, yan yana gelmem” demiyor.
Böylece sektör adına da ekstra buluşturucu, kaynaştırıcı bir manzara ortaya çıkıyor.
Gecede Zerrin Özer, Selin İmer, Mustafa Ceceli, Özlem-Berkay Şahin’le aynı masadaydım.
Geçenlerde sokak hayvanları ve barınaklar için Kadıköy Dorock XL’de birlikte sahne aldığımız Zerrin Özer iki köpeğini de Bodrum’a göndermiş.
Program çekimleri için İstanbul’da olduğunda ne çok hasret çektiğinden dert yanıyordu.
Özlem ve Berkay’ın köpekleri en son gördüğümde olduğu gibi kavgalılarmış.
Ama neyse ki ailenin yeni üyesi Arya bebekle araları iyiymiş.
Selin ve Mustafa ise aileyi büyütmeye hazırlanıyor, önümüzdeki günlerde yavru köpekler geliyormuş.
Selin de aynı benim gibi, hayvanlar konusunda çok hassas.
Tek köpek kendi başına sıkılır, üzülür diye düşündüğünden biri dişi diğeri erkek iki köpek birden almayı tercih etmiş.
Bence en doğrusunu yapmış.

Görevimiz zeytin ağacı
Demet Akbağ büyük oyuncu.
İzlemeye gerçekten de doyum olmuyor.
Bunu son filmi “Görevimiz Tatil”i izlerken bir kez daha anladım.
Yarın vizyona girecek filmde cimri kocası Sıtkı (Zafer Algöz) yüzünden 9 yıldır tatile gidemeyen, ev işlerinden başını kaldırmayan mutsuz ev kadını Türkan Mutlu’yu canlandırıyor.
Türkan sonunda isyan bayrağını açınca ailece tatile çıkıyorlar ve yol onları zeytinlikleri satıp paraya çevirmeye niyetlenen köylü kurnazlarının yaşadığı köye kadar götürüyor.
Ve orada Türkan’ın içinden tam bir çevreci aktivist çıkıyor.
Kadının gücü adına diyorlar ve başlıyorlar mücadeleye…
Murat Şeker’in senaryosunu Ali Tanrıverdi ile birlikte yazdığı ve yönettiği filminin Vadistanbul’da yapılan özel gösterimi sonrasında izleyenlere ufak bir sürpriz vardı.
Zeytin, filmde de söylendiği gibi soframızın olmazsa olmazı, barışın simgesi.
Zeytinlikleri yok etmek yerine daha çok zeytin ağacı dikmeliyiz.
“Görevimiz Tatil” yapımcıları, buradan yola çıkarak her birimiz adına TEMA aracılığı ile Gaziantep’te bir zeytin ağacı dikmiş.
Teşekkürler, hem bu güzel film hem de şahane hediye için. Gaziantep’e her gittiğimde zeytin ağacımı ziyaret edeceğim.

Yazının Orjinali

Ben de bunu anlamadım Cengiz!

Ödül töreninde köpek sohbeti;
Gecce.com Mekan Ödülleri gecesindeydim önceki akşam.
Gecede Serhat Hacıpaşalıoğlu ve
Martha Walsh güzel bir konser ve renkli bir şov sundular.
Gül ve Kenan Erçetingöz’ü bir kez daha tebrik ediyorum, çok uğraşıyorlar ve iyi iş çıkarıyorlar.
Birbirlerine kıyasıya rakip olan mekan ve işletmeleri aynı anda sahneye çıkarıp, hepsine ödül vermeleri de ayrı bir alkış konusu.
Söz konusu Gecce ödülleri olunca sanırım kimse kapris yapmıyor, “Rakibiz, onu beğenmem, bununla sahnede olmam, yan yana gelmem” demiyor.
Böylece sektör adına da ekstra buluşturucu, kaynaştırıcı bir manzara ortaya çıkıyor.
Gecede Zerrin Özer, Selin İmer, Mustafa Ceceli, Özlem-Berkay Şahin’le aynı masadaydım.
Geçenlerde sokak hayvanları ve barınaklar için Kadıköy Dorock XL’de birlikte sahne aldığımız Zerrin Özer iki köpeğini de Bodrum’a göndermiş.
Program çekimleri için İstanbul’da olduğunda ne çok hasret çektiğinden dert yanıyordu.
Özlem ve Berkay’ın köpekleri en son gördüğümde olduğu gibi kavgalılarmış.
Ama neyse ki ailenin yeni üyesi Arya bebekle araları iyiymiş.
Selin ve Mustafa ise aileyi büyütmeye hazırlanıyor, önümüzdeki günlerde yavru köpekler geliyormuş.
Selin de aynı benim gibi, hayvanlar konusunda çok hassas.
Tek köpek kendi başına sıkılır, üzülür diye düşündüğünden biri dişi diğeri erkek iki köpek birden almayı tercih etmiş.
Bence en doğrusunu yapmış.

Görevimiz zeytin ağacı
Demet Akbağ büyük oyuncu.
İzlemeye gerçekten de doyum olmuyor.
Bunu son filmi “Görevimiz Tatil”i izlerken bir kez daha anladım.
Yarın vizyona girecek filmde cimri kocası Sıtkı (Zafer Algöz) yüzünden 9 yıldır tatile gidemeyen, ev işlerinden başını kaldırmayan mutsuz ev kadını Türkan Mutlu’yu canlandırıyor.
Türkan sonunda isyan bayrağını açınca ailece tatile çıkıyorlar ve yol onları zeytinlikleri satıp paraya çevirmeye niyetlenen köylü kurnazlarının yaşadığı köye kadar götürüyor.
Ve orada Türkan’ın içinden tam bir çevreci aktivist çıkıyor.
Kadının gücü adına diyorlar ve başlıyorlar mücadeleye…
Murat Şeker’in senaryosunu Ali Tanrıverdi ile birlikte yazdığı ve yönettiği filminin Vadistanbul’da yapılan özel gösterimi sonrasında izleyenlere ufak bir sürpriz vardı.
Zeytin, filmde de söylendiği gibi soframızın olmazsa olmazı, barışın simgesi.
Zeytinlikleri yok etmek yerine daha çok zeytin ağacı dikmeliyiz.
“Görevimiz Tatil” yapımcıları, buradan yola çıkarak her birimiz adına TEMA aracılığı ile Gaziantep’te bir zeytin ağacı dikmiş.
Teşekkürler, hem bu güzel film hem de şahane hediye için. Gaziantep’e her gittiğimde zeytin ağacımı ziyaret edeceğim.

Yazının Orjinali