Bülent Ersoy sözünü tuttu

Bir kötü, bir iyi haberle.
Sibel Can’ın kürk ile poz verip “Hayvanseverleri denedim” açıklamasının ardından bizim yakadan beklenen tepkiler geldi.
Hayvanseverler eleştirdiler, ayıpladılar, yakıştıramadılar.
Ama bunun karşılığında bir özür ya da geri adım görmedik Sibel Can’dan.
Diğer yanda ise sevindirici haberi geçen sene sıcak tartışmalar yaşadığımız Bülent Ersoy’dan aldık.
Sibel Can’ın yanlış çıkışından sonra Bülent Ersoy’un “Söz verdim, kürk giymeyeceğim” demeci ilaç gibi geldi aslında.
Kürk alışverişine çıkmaya hazırlanan paralı (!) hanımefendilerin en azından bir kısmını durdurmuştur bu açıklama.
Bülent Ersoy, mert çıktı, sözünü tuttu.
Geçen yıl savaşmıştık, şimdi sevişiyoruz.
Kendisine teşekkür ediyorum.

Kalmadı!

Mustafa Sandal’ın “Kalmadı” adlı şarkısının nefis bir rock versiyonu geliyor.
Öyle ki Mustafa bile “konserlerde ben de bu versiyonu mu söylesem” demiş dinlediğinde.
Şarkıyı yeniden yorumlayan isim aynı zamanda Tarkan’ın kuzeni olan Cenk Tevet.
Cenk şu aralar daha çok Kanal D’deki “Bodrum Masalı”na verdiği “Portakal” şarkısıyla tanınıyor.
Ve tabii Ortaköy Akustikhane’deki sahne performansıyla.
Bu cumartesi, 29 Ekim’de Akustikhane’de Cenk Tevet ile birlikte sahne alacağız.
Cumhuriyet Bayramı’na yakışır bir repertuvar ve enerjiyle geçeceğine inandığım konserde, rock alt yapılı Tarkan şarkıları “Öp” ve “Ölürüm Sana” benden gelecek.
“Kalmadı” ise canlı canlı Cenk’ten.

Büyükler Kidzania’da

İçinizdeki çocuğu yaşatın derler ya.
Akasya AVM’deki Çocuklar Ülkesi Kidzania, geçen gün bunu başardı.
Normalde çocukların girdiği o büyülü dünyanın kapıları, akşam saatlerinde bu kez yetişkinler için açıldı.
Ben yurtdışında olduğum için katılamadım bu özel geceye.
Ama katılanlar öyle bir anlattı ki, Kidzania’dan bu gecenin tekrarını rica ediyorum.
Hayat çok zor, iş hayatı yorucu, trafik berbat.
Büyümek sancılı.
Bizim de oynamaya, eğlenmeye çocuklar kadar ihtiyacımız oluyor. Haksız mıyım?
NOT: Kidzania bizim için yeni bir oyun tarihi belirlerse buradan seve seve duyururum.

Frankfurt’ta festival

Bu yıl 16’ncısı yapılan Frankfurt Türk Filmleri Festivali bu hafta sonu başlıyor.
Altın Elma ödüllerinin 4 Kasım’da sahiplerini bulacağı festival, 30 Ekim’de BKM yapımı “Annemin Yarası”nın gösterimiyle açılacak.
50’den fazla filmin gösterileceği festivalin bu yılki teması Emek Dünyası.
Ve tabii bir de Yüksel Aksu ve Mehmet Arif Özserin’in “Sinema ve Siyaset” başlıklı paneli var.
Kaçmaz.

Yazının Orjinali

Hiç kutsal baba görmedim

Kaan susuyor, kadınlar konuşuyor.
Kıvılcım’ın “Biz Kaan’la evleniyoruz” demesinin ardından Seçkin’den “Kaan bana söz verdi, Kıvılcım’la evlenmeyecek” salvosu geldi.
Evlenecek, evlenmeyecek, evlenecek, evlenmeyecek…
Ne saçma bir muhabbet.
Giden gitmiş, giden evlense ne olur evlenmese ne olur.
Kiminle sevgili olursa olsun, kiminle evlenirse evlensin Seçkin’e ne Allah aşkına…
Seçkin mi yönetecek eski kocasının hayatını?
Bence Kaan’ı artık sadece çocuklarının babası olarak görmeli, yine çocuklarını düşünerek ona mutluluk ve düzgün bir hayat dilemeli.
Başka bir şeye de karışmamalı, komik oluyor çünkü.
Ve gerçekten kendi yolunu çizmeli.
Güzel bir kadın.
Ben onun yerinde olsam, bu muhabbetlerden hemen çıkar, işime gücüme geri döner, yarıda kestiğim kariyerime dört elle sarılır, bazen çocuklarımla, bazen yalnız gezer tozar ve bir an önce kendime yeni bir hayat kurardım.
Yeni hayatıma da ne kutsal anne, ne dul kadın dayatmalarının ne de etrafın yön vermesine izin verirdim.
Not: Kıssadan hisse.
Seçkin’in en büyük hatası evlendi, çocuk yaptı diye kendini evlilik hayatına adamasıydı. Kadınlar, ne olur evlendiniz, zengin ya da ünlü birinden çocuk yaptınız diye işi gücü bırakıp çocukların kutsal annesi rolüne geçmeyin. Hiç baba oldum diye evde oturan erkek var mı? Akıllı olun, kariyerinizi bir erkeğe güvenerek yerle bir etmeyin.

Vejetaryen mutfağı

Bizim buralarda vejetaryensen, zamanının çoğu dışarıda geçiyorsa, hele bir de yemekleri de dışarıda yiyorsan vay haline!
Herkes yerken, sen bakarsın.
Salataya, makarnaya talim edersin.
Zaten zar zor yoluna koyduğun beslenme düzenin allak bullak olur.
Vejetaryen restoranı desen bulamazsın.
Var, çok iyileri var, ama çoğu Taksim, Beyoğlu, Sultanahmet, Karaköy hattında.
Etiler, Levent, İstinye, Acıbadem’deki büyük AVM’lerin restoranları maalesef pek bir etobur.
Yurtdışında fast food zincirlerinde bile satılan vejetaryen menüler aynı zincirin Türkiye şubelerinde yok.
Bizi yok sayıyorlar yani. Oysa yurtdışında ne çok vejetaryen mutfağı var.
Önce Londra, sonra da Amsterdam’da denedim bu mutfakları.
Humustan fasulyeli tortillaya, marine edilmiş tofuya, falafele, ıspanaklı kişten finalde vişneli soya yoğurtlu tatlıya muhteşem finaller yaptım.
Özellikle Amsterdam’daki De Bolhoed’i ısrarla tavsiye ediyorum. Et yiyenler de uğramalı bence.
Her şey öyle lezzetli ki bir anda vejetaryen olup çıkabilirsiniz.

Beni köpekler değil insanlar ısırır

Köpek kelimesini hakaret olarak kullananlar, sizin asla böyle sadık, böyle içten, böyle samimi, böyle güzel kalpli bir dostunuz olmayacak!”
“İlk görüşte aşka inanıyor muyum? Evet, gördüğüm her köpeğe anında aşık oluyorum.”
“Bir köpek dünyada kendinden daha çok sizi seven tek şeydir.”
Ve finali Amsterdam’da Nieuwe Kerk’te gezdiğim 90 Years Ms Monroe sergisinde (1 Ekim’de açılan sergi 5 Şubat 2017’ye kadar gezilebilir) bir kez daha hayran olduğum, yaşasaydı 90’ıncı yaşını kutlayacak olan Marilyn Monroe’nun o güzel sözleriyle yapayım: “Beni köpekler asla ısırmaz, sadece insanlar ısırır.”

Mont sahte kürk gerçek!

Hafta sonu Amsterdam’daydım.
Merkezdeki alışveriş caddesinde yabancıların işlettiği o kocaman dükkanlardan birine girdim.
Bizim Kapalıçarşı, Mahmutpaşa modeli, pahalı markaların taklitlerini yapmışlar.
Yani sahtelerini. Bazı montların yakaları kürklü. Hem de gerçek kürk.
Her şeyin sahte, kürkün nasıl gerçek oluyor be adam!
Onları nereden alıyorsun?
Cinayetler hangi kirli arka bahçelerde, mahzenlerde işleniyor?
Avrupa bu kaçakçılığa, üçkağıda nasıl göz yumuyor!

Yazının Orjinali

Ayrılık sarkısını Yagmur’a yazdım

◊ Hayranlarının karşısına bir anda hem yeni bir şarkı hem de “Üç Adam”la çıktın. Önce şarkı ve klipten söz edelim. “Bulutlara Esir Olduk” şarkın ne anlatıyor?

– Şarkıda hayatın sırrını vermedim tabii. Ama içten yazılmış bir ayrılık şarkısı.
◊ “Bulutlara esir olduk” diyerek ne anlatmak istedin?
– Bir güneşli gün göremedik demek istedim.
◊ Herkes şarkının Yağmur’a (Tanrısevsin) yazıldığını düşünüyor.
– Ona yazılmıştır.
◊ E siz ayrılmadınız ki hiç…
– İlla öyle bir şey olmak zorunda değil. Aşk şarkısı bu. Aşkın içinde her şey var. Ayrılmak da barışmak da…
◊ Durup dururken kıza ayrılık şarkısı mı yazdın!
– (Gülüyor) Evet, her şey yolunda giderken, gittim ayrılık şarkısı yazdım. Bir gün eve geldim, içimden hakikaten onlar geçti, yazdım. Kime yazacağım ondan başka?
◊ Başkasının şarkısını söyler misin?
– Bilmem. Söylemem herhalde. Yani yapabiliyorken yapayım kendime.
◊ Nobel edebiyat ödülü Bob Dylan’a gitti. Artık şarkı sözü yazarları da Nobel alabiliyor yani. Sen alır mısın ilerde?
– (Gülüyor) Ucundan, kıtır yerinden küçücük kırıp verseler olur. Bob Dylan adına sevindim. Artık ona edebiyatçı gözüyle bakmak lazım. Bence o şarkı da yazabilen bir edebiyatçı. Ben gayet yakıştırdım.
◊ Müziğe verdiğin üç yıllık arada şirket de değiştirdin. DMC’ye geçişin nasıl oldu?
– Hiç kötü bir şey yaşamadan, tatlı tatlı şirket değiştirdim, bu single’ı da DMC ile yaptık. Mutlu olursak albümü de aynı adreste yaparım. DMC’nin NetD gibi dünya çapında bir gücü olduğu için o gücü de denemek istiyorum aslında.

Ayrılık sarkısını Yagmur’a yazdım
ŞARKI BİTTİKTEN SONRA AĞLADIM
◊ Nasıl görüyorsun müzik dünyasının durumunu? Moralinin bozulduğu oluyor mu?
– Evet. Ben de panikliyorum arada. Ama Türk pop müziğinin çok güzel bir yerde olduğunu düşünüyorum. 90’larda yapılan müziği dinlerken insanlar “Bu ne ya, Türk popu ne hale geldi” diyordu. Şimdi bütün mekanlar sabahlara kadar 90’lar şarkıları çalıyor.
O etkinin belki de iki katının bu dönem için olacağını düşünüyorum.
Çünkü üretim had safhada.
Sosyal medya da bunu destekliyor.
◊ Sen nerede, nasıl yapıyorsun şarkılarını? Gecesi, gündüzü var mı bu işin?
– Gece şarkı yaparım ben. İçime kapanırım. Kimse evde, yanımda olsun istemem. Ne televizyon açıktır ne bir şey.
◊ Eski usul kağıda mı yazıyorsun, yoksa klavyeyle ekrana mı?
– Kağıda yazıyorum. Word’de beceremiyorum.
◊ “Bulutlara Esir Olduk”u yazarken duyguların nasıldı?
– Demek ki hafif duygusal bir akşamdaymışım. Kapandım, yine evde kimse yoktu. Nakaratı direkt aklıma düştü. Şarkı bittikten sonra ağladım. Muhtemelen o gecenin duygusallığından.
◊ İlk kim dinledi?
– Eser (Yenenler) ve İbo (İbrahim Büyükak).
◊ Eskiden aynı evde yaşıyordunuz. Ayrıldıktan sonra bir kopma olmadı mı?
– Aslında çok daha dengeli bir yere oturttuk hayatlarımızı. Öğrencilik zamanında birlikte olmak kendini daha da güçlü hissettiriyor ama artık yaşımız geldi 30’lara. İş falan zaten sürekli bir aradayız ama hepimizin günün sonunda evine gidip kafa dinlemeye ihtiyacı oluyor.
ÜÇ ADAM OLARAK HİÇ KAVGA ETMEDİK
◊ İkili olmak zor. Üçlü olmak iyice zor olmalı. Kavga ediyor musunuz arada?
– Hiç etmedik. Herhalde sebebi içimizdekileri hemen söylememiz. Bir de hakikaten birbirimizin aklına çok güveniyoruz. Birbirimize kefiliz. Karşımızdaki bir şey söylediğinde niye böyle dedi diye düşünmüyoruz. Vardır bir bildiği diyoruz.
◊ Eser desem ne dersin?
– Eser, çok aklıselim, sakin bir adam. Asla ani karar vermez. Herkesin sinirleneceği şeyde bile bir durur, iki derin nefes alır. O yüzden moderatörümüz o.
◊ İbrahim?
– Hiperaktif bir kişilik. Gerçekten enerjisine yetişemiyoruz. Şimdi bir de kilo verdi, iyice hareketlendi. Durduramıyoruz.
◊ Instagram’da bir videonuzu gördüm. İbrahim de şarkı söylemiş. Eser söyleyemiyor mu?
– Söyler, çok da sever. Ama sakatlandı, fıtık oldu. 15 gündür fizik tedavi görüyor.
◊ Eser’in solist, senin back vokal olduğun bir grup varmış. Gerçek mi?
– Gerçek. Lisede öyle bir grubumuz vardı. Adı da Kavırma. Tam lise grubu adı. İsim kötü, grup kötü, kötü çalıyoruz, kötü söylüyoruz. Ben hem arkada Eser’in açıklarını kapatıyorum hem gitar çalmaya çalışıyorum. Zaten dağıldı grup.
İSTERSEN TARKAN OL O DİPLOMA GELECEK
◊ Çocukken de şarkıcı olma hayalin var mıydı?
– Olmaz mı… 7 yaşında gitar dersi almaya başladım. Bursa Devlet Konservatuvarı hocalarından şan eğitimleri, keman dersleri. Ailem çok teşvik etti.
◊ Ne güzel… Nasıl bir aile seninki?
– Ben Erzincan’da doğup büyüdüm. 92 depreminden sonra Bursa’ya geldik. Annem babam da şarkı türkü söylemeye bayılır. Sesleri güzeldir. İçlerinde kalmış. Bende de böyle şarkı türkü hevesi olunca hadi gittiği yere kadar git bakalım oldu.
◊ Sen aslında ilk müzikle başladın?
– Aynen. Ben İstanbul’a “Allah’ım ne olur müzisyen olayım” diye dua ederek geldim.
◊ İstanbul’a geliş hikayenden de bahsetsene biraz…
– Biz Eser’le aynı lisedeydik. O bir yaş büyük olduğu için benden bir sene önce Marmara Üniversitesi’ne attı kendini. Aslında hepimiz için okul bahaneydi, hedef İstanbul’du. O nasıl tiyatro yaparım diyor, ben nasıl müzik yaparım diyorum. Ama ben İstanbul’u değil İzmir’i kazandım. Bir senemi orada yaktım. Sonra baktım olmayacak, “İstanbul’a gideceğim” dedim. Annem öğretmen, diploma getirmesem öldürür beni. Zaten “İstersen Tarkan ol, o diploma gelecek” dedi. İstanbul’a geldim, Eser’in yanına taşındım. Hem sınava hazırlandım hem Taksim’deki mekanlarda şarkı söyledim. Sonunda hem İstanbul Üniversitesi’ni kazandım, hem şarkıcılıktan para kazanmaya başladım.

Ayrılık sarkısını Yagmur’a yazdım
DEPREMLE İLGİLİ TRAVMALARIM VAR
◊ Erzincan diye bir türkü yaptın…
– Evet, ilk albümde var. Ben oradan 92 depreminden sonra ayrıldım. Tatsız anılarım oldu. Oraya da vefa borcum var diye biraz çabaladım.
◊ Depremde orada mıydın?
– Oradaydım. Çocukluğumun geçtiği sokak bir gecede yok oldu. Hani “Piyanist” filminde bir sahne var ya, adam duvarın arkasına bir geçiyor şehrin yarısı yok. Onun benzerini yaşadım.
◊ Bu aralar da çok deprem oluyor.
– Evet. 99 depreminde de Bursa’daydım. Onu da kıyısından köşesinden yaşadım.
◊ Var mı deprem çantan?
– Annemlerin yatağının başında hâlâ pet şişe su ve düdük var. Bende yok ama…

KAZANDIĞIMI HARCIYORUM

◊ Aşk mı, para mı?
– Valla ikisi de.
◊ Nasıl değerlendiriyorsun kazandığın parayı?
– Kötü değerlendiriyorum. Bizi kim görse “Akarken doldur” diyor. Şu zamana kadar hiçbir şey dolduramadım. Eser’le İbo da öyle. Tamam kazanıyoruz çok şükür de bir tane ev alacağız diye yaşamayalım mı, kapanıp oturalım mı?
◊ Neye para harcıyorsun en çok?
– Güzel yemek, gezmek, alışveriş. Ciddi ciddi alışveriş seviyorum ben ya. Güzel bir şey görünce alayım, kendimi iyi hissedeyim. Hoşuma gidiyor öyle şeyler.
◊ O zaman Yağmur alışveriş yaparken rahatsın…
– Hiç sıkıntı yok. Onunla gider ben de gezerim, beklerim, poşet taşırım.
◊ İbo mu, Eser mi?
– Annen mi, baban mı gibi… Çok zor soru. İkisiyle de çok başka bir dünyam var.
◊ Ne zaman evleniyorsun?
– Daha çok var.

BİR KARIŞ BOYUMLA MURAT’LA DÜET YAPAMAM

◊ Oyuncu, şovmen, şarkıcı… Hangisisin?
– Bilmiyorum, hepsinden birazım galiba.
◊ Seç deseler hangisini seçersin?
– Müzik biraz daha vazgeçilmez bir yere doğru gidiyor. Yaptıkça daha çok keyif alıyorum.
◊ Kimlere şarkı verdin bu zamana kadar?
– Ferhat Göçer, Gülben Ergen, Murat Dalkılıç… Murat Boz’un son albümünde var bir tane de şarkı. O kadar. Aslında öyle çok çok beste yapıp dağıtan biri değilim.
◊ “Murat Boz’la düet yapmak istemem” demişsin?
– İstemiyorum. Olmaz.
◊ İki yakışıklı çok da güzel olur.
– Yaa, bendeki bir karış boyla! Takoz olursa düşünürüm.

HOCA YAŞLIYDI, İKİ YIL BOYUNCA EZANI BEN OKUDUM

◊ Müezzinlik yapmışsın. O nasıl oldu?
– Bir sitede oturuyorduk. Cami uzakta olduğu için yaşlı insanlar camiye gidemiyorlar diye sitenin bodrum katına bir mescit yaptılar. Bir tane hoca amca vardı. Ramazanda teravih namazını orada kıldırıyordu. Ama çok yaşlıydı. Ben de o sıra müzik dersleri alıyordum. Bütün siteyi geziyorum, şarkılar söylüyorum. Beni çağırdı, “Sesin güzel, gel ben de sana öğreteyim bir şeyler” dedi. Sabah gidip sanat müziği eğitimi alıyorum, eve gelip Red Hot Chili Peppers dinliyorum, sonra gidip hocadan ders alıyorum, öyle bir dönem.
◊ Minareye çıkıp ezan okudun mu gerçekten?
– Okudum. Hepsinin makamlarını bilirim. Hepsi farklı makamlarda okunuyor ve hepsinin okunduğu vakte göre yarattığı bir etki var. Yani aslında hepsinin ince hesaplarla yapılmış olduğunu sonradan öğrendim. Akşam ezanını sabah okusalar aynı etkiyi yaratmıyor mesela.
◊ Ne kadar süre ezan okudun?
– İki sene kadar.

KENDİ SÜNNETİMDE ŞARKI SÖYLERKEN DİKİŞLERİM PATLADI

◊ Sünnette şarkı söyleme olayı ne? Bunu sahnede de anlatıyorsun ama şaka gibi geliyor. Yani gerçek olamaz gibi…
– Gerçek, gerçek… Sünnetimde de sahneye ben çıktım. Hevesliydim. Sonra bin pişman oldum. Öğleden sonra sünnet oldum, iki saat sonra düğün vardı. Şarkıcı da vardı ama ben çıktım.
◊ Yaş kaç sünnet olduğunda?
– 11-12… Bir-iki şarkı sonrasında “Dönülmez Akşamın Ufkundayım”ı söylemek istedim. Onun meyan yeri var ya, orada dikişler patladı. Bir daha şarkı söylemeyeceğim diye yatağa geri yattım yani. Çok acıklı ama üstünden zaman geçince eğlenceli bir anı oldu.
◊ Kaç yaşından beri kızların ilgi odağısın?
– Liseden beri herhalde. Sosyal biriydim, azıcık da saçını tarıyorsan popüler adam olursun ya. Ama şu an içinde bulunduğumuz dünyada herkes jilet gibi. Oyuncular best model falan. O dengenin içinde hepimiz az çok nerede olduğumuzu biliyoruz. Ben o yüzden Eser ve İbo’yla geziyorum. İyi hissediyorum onlarla (gülüyor). Niye Murat Boz’la gezeyim, Burak Özçivit’le arkadaş olayım?
◊ Sen de bu fiziğinle kıskanıyorsan artık diğerleri ne yapsın?
– Çok severek kıskanıyorum. Haset değil de gıpta benimki.
◊ Kızların ilgisi nasıl hissettiriyor?
– Keyifli. Ondan kimse şikayetçiyim diyemez.
◊ Sevgilin varken nasıl hissettiriyor, yokken nasıl?
– 90’larda ünlü adamın sevgilisi olmaz, yoksa fanları azalır diye bir düşünce vardı. Zamanla ‘evlensin herkes, çoluk çocuk sahibi olsun’a döndü gündem. Benim hayranlarım Yağmur’u da çok seviyor. Sorun yok.

KAFAMDA ÇAPKINLIK GİBi BİR MEKANİZMA YOK

◊ Nasıl tanıştınız Yağmur’la?
– TV8’de “Bana Baba De” diye bir dizi yapmıştık. Çok uzun sürmedi ama güzel bir şeye vesile oldu.
◊ İlk sen mi açıldın? Mesela Ecem Üstündağ, Mustafa Üstündağ’a evlilik teklif etmiş.
– Öyle mi? Ne güzel bir şey. Çok iyiymiş. Bizde ilk adımı atan bendim.
◊ Ne kadar oldu?
– 1,5 yıl. Güzel gidiyor. Sakin bir çiftiz.
◊ Yağmur da oyuncu. İkiniz de popülersiniz. Kıskançlık var mı?
– Yok. Ben zaten hep İbo ile Eser’in yanına gidiyorum, onlardan mı kıskanacak? Kıskanacaksak ben onu kıskanayım (gülüyor).
◊ Sen zaten öyle güvenilmez bir imaj çizmiyorsun.
– Evet, değilim de zaten. Sakin bir adamım yani. PlayStation oynayayım, arkadaşlarımızla çıkıp yemek yiyeyim, işimizi yapalım, bitti.
◊ Çapkınlık uzak gibi sana… Geçmişinde var mı peki?
– Hayır. Öyle bir macera yaşayayım diye düşünmüyorum. Adrenalini de sevmiyorum zaten. Ben ona cesaret edebilecek bir adam değilim. İsterim ama cesaret edemem de değil. Kafamda öyle bir mekanizma yok.

Yazının Orjinali

İkimizin Yerine

Evet, film hayattaki tuhaf tesadüfler konusunu hayli abartmış.
“Bu kadar da olmaz” dedirtiyor.
Evet, hikaye anlatımında ve senaryo akışında sorunlar var.
Ama şu da bir evet ki oyunculuklar çok iyi.
Ve yine evet ki film gerçekten ağlatıyor.
Sadece aşk hikayesi değil, anne-kız ekseninde yaşananlar da gözyaşı döktürüyor izleyenlere.
Zerrin Tekindor, ilk göründüğü andan beri bir tekinsizlik, bir tuhaflık olduğunu hissettiren travmalı anne rolünde gerçekten müthiş.
Filmin yükünü sırtında taşıyor.
Eşi rolündeki İştar Gökseven de ona sağlam bir eşlik çıkarmış.
Nejat İşler, bu geri dönüş filminde tadını damağımızda bırakıyor.
Ve ilk sinema filminde oyunculuğu merakla beklenen Serenay Sarıkaya’nın yanındaki güçlü kadroya ayak uydurduğunu, yakıştığını söylemek lazım.
Sezen Aksu’nun “Vazgeçtim” adlı şarkısını da gerçekten güzel seslendirmiş.
Övgüyü hak ediyor.
“İkimizin Yerine”, sezonun en güçlü yerli filmlerinden biri olarak karşımızda.
Mendilleri almadan salona girmeyin tabii!
Not: “Eksik” adlı filmde de oyunculuğunu konuşturmuş olan Özgür Emre Yıldırım, burada kısacık da olsa üstlendiği karakterle, bıçkın bakkal rolünde tam anlamıyla döktürüyor. Bu yan role dikkat diyorum, eminim sizin de aklınızda kalacak.

Nejat İşler’i özlemek

Başlık “Nejat İşler’i özlemek ve doyamamak” olmalıydı aslında.
“İkimizin Yerine” filmini izlerken hep “Lütfen biraz daha fazla Nejat İşler” dedim içimden.
Tamam, kendisi başrol ama öyle her sahnede olan bir başrol değil.
İnsan istiyor ki baştan sona her sahnede olsun.
O kadar uzun zaman oldu ki onu izlemeyeli ve o kadar iyi bir oyuncu ki.
Bu film çok iyi geldi, arayı uzatmasın lütfen.
Gülüşü, bakışı, mimikleri, ses tonu…
Nejat İşler’i çok ama çok özlemişiz.

Hayvanlar için hayal ettiklerimiz

Instagram’da “Hayvanlar için hayal ettiklerimiz” adlı hesapta izlediğim bir video beni kalbimden vurdu.
Kapalı bir hangarın kapıları açılıyor.
Ve altı aydır, damızlık olmaları ya da süt vermeleri için gün ışığı görmeden içeride tutulduğu söylenen inekler uzun zaman sonra güneşle, toprakla, çimenle buluşuyorlar.
Hayvanların nasıl mutlu olduklarını, nasıl hoplayıp zıpladıklarını görmeniz lazım.
Kendi çıkarlarımız için, onlardan faydalanmak için başka canlıları tutsak etmeye, sömürmeye, zulmetmeye ne hakkımız var?
Geçen hafta vizyona giren Dan Brown uyarlaması “Cehennem”in (Inferno) kötü adamı bu dünyada çok fazla insan olduğunu ve dünyaya iyi gelmediğimizi düşünüp, insanların yarısından çoğunu yok etmeyi planlıyordu.
Yukarıda bahsettiğim tarzda videoları izledikçe, doğaya ve hayvanlara yaptıklarımızı gördükçe, düşünüyorum da, adam o kadar da kötü değildi belki de, hatta haklıydı bile…

Yazının Orjinali