İzliyor, kaydediyorlar

Yoksa siz kapadığınızı sansanız bile sizi, yatak odanızı, oturma odanızı izliyor olabilirler.
George Orwell’in “1984” adlı romanının gerçekleştiğini gösteren, “izleniyor, kaydediliyoruz” temalı “Snowden” adlı film yarın vizyonda olacak.
Film, Amerikan hükümetinin terörü ve ulusal güvenliği öne sürerek kişilerin her türlü özeline girdiğini, telefon mesajlarından e-postalarına, sosyal medya hesaplarından bilgisayar kamerasına kadar her şeye ulaştığını 2013 yılında tüm dünyaya duyuran CIA çalışanı Edward Snowden’ın hayatından bir kesit sunuyor.
Oliver Stone imzalı “Snowden”da başrolü Joseph Gordon-Levitt oynuyor.
Şu anda Rusya’da yaşayan Snowden vatan haini ilan edilmiş ama aynı zamanda da bir kahramana dönüşmüştü.
Filmde yer alan bir cümle ilginç: “Küresel terörün cepheleri Irak veya Afganistan değildir, burası (Amerika), Londra, Berlin ve İstanbul’dur. Modern savaş alanı her yerde.”
Bir başka ilginç detay ise Amerika’nın dünya üzerinde ekonomik ve sosyal kontrolü sağlamak için terörü öne sürerek her yere sızdığını, tüm gizli bilgileri ele geçirip ülkelerin şirketlerini, hastanelerini, barajlarını bile kontrol altına aldığını anlatıyor olması.
Ve filmdeki bir ajan “insanlar özgürlüklerini değil, güvenli yaşamayı tercih edecekler” diyor!
Ne dersiniz, haklı mı?

Neden kırmızı alarm verildi?

Kızılay’ın paylaştığı “kırmızı alarm” uyarısını görünce herkes gibi ben de dikkat kesildim.
Neler olduğunu öğrenmek için Türk Kızılayı Yönetim Kurulu Üyesi Ercan Tan’ı aradım hemen.
Kırmızı alarmın nedeni 50-60 bin olması gereken kan stoğunun geçen hafta itibari ile 20 bine düşmesiymiş.
Havaların çok sıcak ve çok soğuk olduğu zamanlarda ve ramazan ayında kan bağışı konusunda sıkıntı yaşandığını öğrendim.
Geçtiğimiz haftalardaki soğuklar bu sıkıntının nedeniymiş.
Ama kırmızı alarmı duyan kan vermeye koşmuş, uzun kuyruklar oluşturmuşlar.
Ercan Tan’ın “biz zor anlarda böyle kenetlenen bir milletiz, kimse bu ülkeyi yıkamaz” demesi boşuna değil.
Kan veren herkese alkış.

Kadınlara çağrı

2016 yılında 2 milyon 143 bin ünite kan toplandı.
Bu yıl kan ihtiyacımız yaklaşık 2.5 milyon ünite.
Kan bağışı konusunda kadın bağışçı sayısı ne yazık ki istenilen düzeyde değil.
Toplam bağışçı sayısına göre kadınların oranının yüzde 12’de kalması üzücü.
Bu oranın gelişmiş ülkelerdeki gibi yüzde 30 ila 40’larda olması gerekiyor.
Bu açıdan bizim desteğimiz önemli.
Üstelik kan vermek hücrelerin yenilenmesi açısından kadın sağlığına da yararlı.

Kan vermenin faydaları

Bağışladığımız her kan üç can kurtarıyor.
Düzenli kan bağışı yapanların ise kalp krizi ve felç riski azalıyor.
Vücutta demir yükünün fazla olması kanser gelişimiyle ilişkili kimyasal reaksiyonları artırıyor, düzenli kan bağışı bunun da önüne geçiyor.
50 kilonun üzerinde sağlıklı tüm bireyler kan bağışçısı olabiliyormuş.
Erkekler yılda 4, kadınlar ise 3 kez kan bağışında bulunabilirmiş.
Kan verme işlemi, form doldurma, kayıt, muayene, kan verme ve dinlenme aşamaları ile sadece 30 dakikayı alıyor.
Ve en önemlisi bir bağışçının bağışladığı 1 ünite kan 3 kişiye hayat veriyor.
Hadi kan vermeye o zaman.
Size en yakın Kızılay kan merkezinin yerini www.kanver.org adresinden öğrenebilirsiniz.

Yazının Orjinali

İki saat bile dayanamadı

Yeni yıl dileklerini söylemelerini istedim.
Yemin ediyorum, hiç abartmıyor, eklemiyor, çıkarmıyorum.
Tek bir kişi bile “para” demedi, “zengin olmak istiyorum” demedi, “ev” demedi, “araba” demedi, “kariyer” demedi, “iş” demedi, “başarı” demedi…
Herkesin, ama herkesin ortak yılbaşı dilinde “barış ve huzur” vardı.
Öyle bir 2016 geçirmiştik ki, 2017’den başka beklentimiz kalmamıştı.
2 saat bile dayanamadı 2017.
Yine yıkıldık, yine kahrolduk, yine mahvolduk.
Terör saldırısında hayatını kaybedenlere Allah’tan rahmet diliyorum, yaralılara, yakınlarına ve güzel ülkeme de geçmiş olsun diyorum.
Bunu kaçıncı kez yaptığımı da hatırlamıyorum.
Sayamaz oldum çünkü artık.
Takatsiz kalmam bundan belki de.
Moralim o kadar bozuk, keyfim o kadar kaçık ki daha da ne diyebilirim bilmiyorum.
Yine de ısrarla, umutla “barış ve huzur” diyorum.
Ülkem insanının bunu hak ettiğine inanıyorum.

Bırakalım arasınlar

Pazar günü sokaklar, AVM’ler bomboştu.
Trafik yoktu.
İnsan yoktu.
Hayalet şehir gibiydi İstanbul.
En kalabalık yerler marketlerdi.
Mutfak için bir şeyler alıp bir an önce evlerine kaçmak için acele eden insanlarla doluydular.
Böyle yaşamayacağız tabii.
Yine çıkacağız, yine caddeleri, AVM’leri dolduracağız.
Ama bir farkla lütfen.
Bizi, ülkemizi, güvenliğimizi korumaya çalışan güvenlik güçlerine sorun çıkarmayıp, yardımcı olarak.
Bırakalım arasınlar her birimizi.
Durdursunlar, kimlik, ehliyet sorsunlar, çantamızı, bagajımızı arasınlar.
Üzülmeyelim, tepki göstermeyelim, sorun çıkarmayalım, tam tersine yardımcı olalım.
Hatta biz de gözümüzü dört açalım.
Kendimiz için, güvenliğimiz için, ülkemiz için.

Yazının Orjinali

‘Oyuncu çekyat’ satılığa çıktı

Ortada daha film yok.

Filmdeki çekyatın ilanı var.

Ahmet Kural ve Murat Cemcir’in ocak ayının ilk hafta sonunda vizyona girecek “Çalgı Çengi İkimiz” filminin çekildiği evin sahibi, çekimlerde kullanılan çekyatın kıymete bineceğini düşünüp sahibinden.com’a ilan vermiş.

İlanda “Film vizyona girmediği için göremezsiniz ama çekyat genelde omuzlarda taşındı, ilk filmde olduğu gibi içinde ceset de taşınmadı.

‘Oyuncu çekyat’ satılığa çıktıÇekyatın rolü filmde gayet iyi” yazıyor.

Bu rolü biraz daha açsa iyi olurdu tabii.

Acaba Ahmet ya da Murat bu çekyatta uyumuş mu mesela?

Çekyat neler görmüş, neler geçirmiş?

Neyse, böyle tuhaf bir ilan da görmüş olduk böylece.

Çekyatı film eşyası koleksiyonlarına eklemek ya da şimdi alıp ileride
daha yüksek fiyata satarak ticaretini yapmak isteyenlere duyurulur.

İYİ Kİ DOĞDUN ŞENER ŞEN

Gülen Gözler filmi.

Türk sinema tarihinin en komik sahnelerinden biri.

Vecihi (Şener Şen), “Kan ve Gül” şarkısıyla sevdiği kız Fikret’i (Ayşen Gruda), babası Yaşar Usta’dan (Münir Özkul) istemek üzere sahneye çıkar.

Başlar şarkıyı söylemeye.

Seviyorum, veriyor musun? (Münir Özkul hayır işareti yapar…)

Ağlıyorum, veriyor musun? (Yine olumsuzdur…)

İstiyorum, veriyor musun? (Hayır der yine…)

Cevap ver, veriyor musun? (Vermez…)

“Peki öyle olsun” diye ağlamaya başlar.

YouTube’da bulursanız izleyin, gerçekten efsane bir sahnedir.

Ben tam bu sahneyi izledikten sonra Şener Şen ustanın Ankara dönüşü uçakta uçuş ekibinin getirdiği sürpriz pastayla 75’inci yaşını kutladığı haberini gördüm.

Bir hafta önce Havana-İstanbul seferinde uçakta doğum günümü kutlayan Türk Hava Yolları ekibi geldi aklıma.

THY basın müşaviri Yahya Üstün’e bir kez daha teşekkür ediyorum.

Hoş sürprizler bunlar.

Türkan Şoray’ın onun için söylediği “Oyuncu olmak için yaratılmış” sözüne sonuna kadar katıldığım Şener Şen’in de doğum gününü buradan kutlamış olayım bu vesile ile.

Nice nice yıllara.

STAR WARS ÜZDÜ

Şu 2016 bitemedi gitti.

George Michael’dan sonra Prenses Leia’yı da götürüyor beraberinde.

“Star Wars”un prensesini oynayan Carrie Fisher, uçak seyahati sırasında geçirdiği kalp krizine yenik düştü.

Fisher’ın sadece “Star Wars”la değil, 1987’de kendi yazdığı ve en çok satanlar listesine giren “Yaşamın Kıyısından Kartpostallar” (Postcards from the Edge) adlı kitabı ile de tanındığını belirtmeden geçmeyeyim.

Bu arada “Star Wars” demişken, geçen gün duyup üzüldüğüm bir başka detayı da aktarayım.

“Star Wars”un son filmi “Rogue One” tüm dünyadaki en kötü açılışını Türkiye’de yaptı.

Ki bu pek alışıldık bir durum değil, yabancı filmlerin gişeleri Türkiye’de o kadar da kötü gitmez çünkü.

Bu düşüşün nedeni tabii ki ülkemizde son aylarda yaşanan üzücü ve ürkütücü olaylar.

İnsanlar dışarıda olmak yerine evlerine kapanınca, sinemalardaki bilet satışları da düştü.

Seyirci sayısı azalmayan, aksine artan tek film ise Türk askerlerinin mücadelesini anlatan “Dağ 2” filmi. “Dağ 2”nin izlenmesine seviniyorum tabii.

Ama “Rogue One”a yazık oldu.

Yazının Orjinali

Küba’daki sağlık sektörü

Sosyalizmin dünyada kalan son temsilcilerinden olan bu ülkede doktor maaşı bile sadece 35 Euro.
Ama yıllarca öyle bir ambargo yemişler ki, ilaç bile bulamadıkları için o doktorlar pek çok hastalığın dünyada olmayan tedavilerini bulmuş. Kansere umut olabilen ilaçlar bu ülkede üretiliyor.
Dil altına beş damla damlatılan kanser aşısı Vidatox, Küba’ya gidenlerden en çok istenen şeylerin başında geliyor.
Bir de geliştirme aşamasındaki bir aşıdan bahsediliyor.
Bu aşıyı yurtdışına vermiyorlar.
Kanserde ikinci aşamada olanlara, Küba’ya gelmeleri şartıyla bu aşıyı 1 Euro’ya uyguluyorlar.
Kanser, çok hassas bir konu. Etkisi hâlâ test aşamasında olan aşının yüzde 100 başarılı olup olmadığı bilinmiyor.
İhtiyatlı olmakta fayda var.
Küba’da yüzde 100 başarısı kanıtlanan şey ise vitiligo tedavisi.
Burada özel vitiligo klinikleri var, hastalar buraya gelerek tedavi olurlarsa bu hastalıktan tamamen kurtuluyorlar.

Sanatçı Küba

Kübalılar üç farklı ırkın birleşiminden oluşan melezler aslında.
Adanın yerlileri Kızılderililer, 1492’de Christophe Colomb ile ülkeye gelen İspanyollar ve sonradan köle olarak getirilen Afrikalıların sentezine Mulatto deniliyor.
Çok güzeller ve en önemlisi müthiş neşeli, güleryüzlü ve pozitifler.
Köşe başında dans eden, çalan, söyleyen, renkli kıyafetli Kübalıları görebiliyorsunuz.
Ve tabii bir de enfes tablolar yapıyorlar.
İşte tezgah üzerinde, birlikte seyahat ettiğimiz Ensonhaber Medya Grubu Başkanı Serkan Kalemciler’in rastladığı ve fotoğrafını çektiği tablo.
Gidip poz versem ancak bu kadar benzerdi sanırım.

Küba’daki sağlık sektörü

Karayip korsanları

Karayip korsanlarının çıkış noktası, İspanyol hükümetinin bir zamanlar buradaki ticarete kota koyması.
Durum böyle olunca kaçakçılık artıyor ve filmlere konu olan Karayip korsanları da böyle doğuyor.
Küba’da dalış yasağı var.
Çünkü ada etrafındaki batıkların hazine kaynadığı biliniyor.
Bir de tabii Miami’ye kaçılmasın diye Kübalıların kayığa ya da gemiye binmeleri yasak.

Atatürk büstü

Havana’daki Atatürk büstü turistlerin çok ilgisini çekiyor.
Fidel Castro’nun siyasi lider olarak Atatürk’ü kendisine yakın gördüğü ve Nazım Hikmet’ten Kuvayi Milliye Destanı ile Atatürk’ün Nutuk’unu istediği biliniyor.
Küba, Atatürk’ü çok seviyor.
Havana’daki Atatürk büstünün yanındaki bahçeye bakan bahçıvanların üzerlerinde bile Atatürk tişörtleri var.

Küba ve kadın bacağı

Biz hâlâ Küba’da puroların kadınların bacaklarında sarıldığını sanalım.
Alakası yok.
Puro fabrikasında işçiler bu işi masa üzerinde yapıyorlar.
Bizim yanlış algı ise 1928 yılında sadece 6 ay süren reklam kampanyasından kalma.
Reklamın gücünü ve etkisini gösteren en güzel örneklerden biri bu olsa gerek.

Entel puro işçileri

Purolara Monte Cristo, Romeo Juliet gibi klasiklerin adlarının verilmesinin nedeni puro fabrikalarında işçilere dünya klasiklerinin okunması.
Sabah saatlerinde işçiler puro sararken hoparlörden günlük gazeteler okunuyor. Öğleden sonra ise purolara adını veren karakterlerin içinde geçtiği romanları okuyorlar.
Puro isimlerinin dünya klasiklerinin kahramanlarından gelmesi bundan.
Puro fabrikasında çalışanlar haftada beş gün 8’er saat çalışıyorlar. Fazla mesaiye kalmalarına izin yok.
Aylık gelirleri ise 30-40 Euro arasında değişiyor.

Güle güle George Michael

2016’ya bak.
Bitemedi gitti.
David Bowie, Prince derken George Michael’ı da aldı müzik dünyasından.
1980’lerin şarkılarıyla birlikte.
“Geçen Noel sana kalbimi verdim” diyordu Wham’in solistiyken Last Christmas aldı şarkısında.
Bu Noel’de ise…
Gençliğimizi kaybediyoruz bu ölümlerle birlikte.
Güle güle George Michael.
Güzel hatırlanacaksın.

Yazının Orjinali

Polisler teşekkür ediyor

◊ Ozan, az önce sette bir silahlı çatışmadan daha yara almadan kurtuldun. Geçmiş olsun diyelim. Dizide kaçıncı senen?
– Ozan Çobanoğlu: 1 yıl oldu. Daha önce “Küçük Ağa”daydım.
◊ İzliyor muydun “Arka Sokaklar”ı?
– Ozan Çobanoğlu: Bazen devamlı, bazen de ara ara izlerdim.
◊ Nasıl dahil oldun peki bu uzun soluklu diziye?
– Ozan Çobanoğlu: Türker İnanoğlu’yla bir müzikalde çalışmıştık. Bu işi de Erler Film yaptığından, teklif ettiklerinde “Tamam” dedim.
◊ Daha önce hiç polislik bir işin oldu mu?
– Ozan Çobanoğlu: Yok. Ama daha önce de aksiyon dizilerinde oynadım. Silah kullanmayı, atlamayı, zıplamayı biliyorum.
◊ Boğaç, sen Best Model seçilmiştin. Nasıl başladın oyunculuğa?
– Boğaç Aksoy: Evet, geçmişte bir Best Model hikayem var. Sonrasında ben de Türker Bey’le tanıştım, ilk dizimi onlarla yaptım. O dizi bitince buraya geçtim. Bu ikinci sezonum.
◊ Diziyi izliyor muydun?
– Boğaç Aksoy: 15 yaşındayken izliyordum.
◊ Senin var mı polislerle bir hikayen?
– Boğaç Aksoy: Üvey babam ilçe emniyet müdürü.
◊ Polisi oynamak nasıl hissettiriyor?
– Boğaç Aksoy: Çok güzel. Zorlukları da var tabii. Çalışmak lazım.
◊ Ne gibi?
– Ozan Çobanoğlu: Sportmen olmak gerekiyor. Haftada rahat 5 gün spora gidiyoruz.
– Boğaç Aksoy: Boks dersleri de aldık.
KADINLAR DAHA ÇOK İZLİYOR
◊ Yakın dövüş gerekiyor mu?
– Ozan Çobanoğlu: Dövüşmesen de birini tutukladığında ya da yumruk attığında kötü durmamalı… Çünkü polisler Akademi’de öğreniyorlar. Senin de en azından inandırıcı olman gerekiyor.
◊ Ne değişti bu diziden sonra hayatınızda?
– Ozan Çobanoğlu: Daha çok fanımız oldu.
◊ Kadınlar mı erkekler mi daha çok izliyor diziyi?
– Ozan Çobanoğlu: Kadınlar. Benim denk geldiğim, 15-25 yaş arası genç kızlar.
◊ Nasıl yorumlar yapıyorlar?
– Ozan Çobanoğlu: Güzel…
– Boğaç Aksoy: Hediyeler getiriyorlar. Geçen bana bir fotoğraf albümü yapmışlar mesela.
◊ Bu sizin ikinizle ilgili özel bir durum olmasın? Hani yakışıklılıktan ötürü?
– Ozan Çobanoğlu: Bilmiyorum ki. Genelde gençler daha çok seyrediyor bizi. Çocuklar çok seviyor. Çünkü diziyi izlemeye 20’nci dakikasında da başlasan, anlayabiliyorsun hikayeyi. Her bölümde farklı bir konu var. Devamlı takip etmen gereken bir dizi değil. Hepimizin hikayesi var ama seyirci kafa yormadan rahat rahat anlayabilir.
◊ Karakterlerinizin hikayeleri nedir?
– Ozan Çobanoğlu: Ben annesiyle yaşayan ve mütevazı bir polis olan Hakan’ı oynuyorum. Aylin adında komiser bir kız var, onunla aşk yaşıyor. Hepimiz aslında sıradanız. Sıradan karakterler olduğumuz için bu kadar seviliyoruz zaten. Hiçbirimiz kahraman değiliz. Vuruluyoruz, elimizden kaçırıyoruz. Hiçbirimiz Süpermen değiliz yani.
– Boğaç Aksoy: Benim canlandırdığım Volkan karakteri de çaylak, sakar biri. Biraz saf başladı, tecrübe kazandıkça karakter biraz daha oturuyor.

Polisler teşekkür ediyor
KADINI HASTANELİK ETTİM
◊ Saf olunca ne oluyor?
– Boğaç Aksoy: Bol bol vuruluyorsun. Üç kere vuruldum.
◊ Tehlikeli bir şey yaşadınız mı şimdiye dek?
– Ozan Çobanoğlu: Benim dizideki ikinci bölümümde kapı kırılma sahnesi vardı. Biraz sert vurdum. Oyuncu kadının kafasına geldi kapı. Hastanelik oldu.
◊ Aman aman, senden uzak durayım o zaman!
– Ozan Çobanoğlu: Yok, suç bende değil. Kapıya çok yaklaşmış, uzak durması gerekiyordu.
– Boğaç Aksoy: Yanımızda silah patladığı zaman kurusıkı da olsa zarar veriyor. Benim de sağ kulağımda yüzde 10 duyma kaybı oldu.
◊ İstanbul sokaklarında her hafta böyle bir dizi çekmek zor değil mi?
– Ozan Çobanoğlu: Bazen çekimlerde halkın içine dalıyoruz gerçekçi olsun diye. Kameralar çok uzaktan çekiyorlar. Bizi gerçekten polis sanıyorlar.
◊ Şimdi can alıcı soruya gelelim… Aşk hayatlarınız nasıl?
– Ozan Çobanoğlu: Ben yeni evlendim. İyi gidiyor her şey.
– Boğaç Aksoy: Benim hayatımda şu an ciddi bir ilişki yok.
◊ Çekimlerle ilişkiyi nasıl sürdürüyorsunuz?
– Ozan Çobanoğlu: Arada görüşüyoruz. (Gülüyor) Dizinin bir bölümü 3 saati buluyor. Her hafta bir sinema filmi kadar çalışıyoruz yani. Eşimle aynı sektörden olmamız bu anlamda avantaj sanırım. Ezgi (Sertel) yemek programı yapıyor.
◊ İyi yemek yapıyordur Ezgi. Zorlanıyorsundur fit kalmakta…
– Ozan Çobanoğlu: Dikkat ediyorum. İşimiz bu.
◊ Haftada kaç gün settesiniz?
– Ozan Çobanoğlu: 6 gün. Bir gün repomuz var.
◊ İşin en zor yanı ne?
– Ozan Çobanoğlu: Dizilerin uzun olması en çok zorlandığımız konu. Yurtdışında 35-40 dakika yapıyorlar dizileri. Neyse ki “Arka Sokaklar”ın sistemi oturmuş. Oyuncuları, çalışma ekibini diğer diziler kadar yormuyor.

BABAM DA MODELDİ

◊ Boğaç, senin gibi Best Model’a girip oyunculuğa geçen çok isim var…
– Boğaç Aksoy: Benim de Best Model’a girerken hayalim oyunculuktu.
◊ Kimler vardı senin zamanında?
– Boğaç Aksoy: Berk Atan birinci olmuştu, ben üçüncü olmuştum. Benim babam da eskiden modeldi. Belki de ondan etkilendim. 19 yaşındayken futbol oynuyordum. Sonra modelliği bir deneyeyim dedim ve Best Model’a girdim. Ama asıl amacım oyunculuktu. Best Model’dan sonra 2 sene tiyatro eğitimi aldım. Bir ara Çin maceram oldu, bir süreliğine oraya gittim. Şansım yaver gitti, üç reklam filminde oynadım orada. Markaların reklam yüzü oldum.
◊ Best Model’dan oyunculuğa geçmiş olanlardan en çok kimleri beğeniyorsun?
– Boğaç Aksoy: Çağatay Ulusoy çok iyi gidiyor. Kıvanç Tatlıtuğ ve Kenan İmirzalıoğlu zaten belli başlı isimler. Son zamanlarda Furkan Palalı da öne çıkan bir isim.
◊ Best Model seçilip de oyuncu olmayan yok neredeyse…
– Ozan Çobanoğlu: Kamera fotoğrafla ilgili bir şey. Temeli fotoğraf sanatı. Çirkin bir şey çekmek istemiyor yönetmen.

OYUNCULAR DA MODELLER KADAR FİT OLMALI

◊ Ozan, eğitim almış bir oyuncu olarak sinir oluyor musun modellikten oyunculuğa geçenlere?
– Ozan Çobanoğlu: Hayır. Ben şu kafadayım; modeller oyunculuk için arayı kapatmalı, oyuncular da modeller kadar fit olmak için arayı kapatmalı. Kompleks yapmamak lazım…
– Boğaç Aksoy: Ben Vahide Gördüm’ün Akademi 35,5’una gittim 2 sene. Işıkçılık da yaptım, sahne tozu da yuttum. Elimden geldiğince kendimi geliştirmeye çalıştım.
◊ Gerçek polislerden nasıl tepkiler alıyorsunuz?
– Ozan Çobanoğlu: İyi. Emniyet müdürü, yardımcısı geliyor, bize teşekkür ediyor. Bazen “Silahı çok yukarıda tutmayın” gibi teknik uyarılar geliyor. Genelde iyi niyetle teşekkür ediyorlar. “Polisleri iyi gösteriyorsunuz, namuslu gösteriyorsunuz” diye. Halktan da güzel tepkiler geliyor. Gelip “Polis olmak istiyorum” diyenler oluyor.
◊ Çocuğunuzun polis olmasını ister misiniz?
– Ozan Çobanoğlu: Çok zor iş. Bunu göze alırsa olsun tabii ki.

İÇİMİZ KAN AĞLIYOR YÜREĞİMİZ YANIYOR

◊ Bu ülkede polis olmak sizce nasıl?
– Ozan Çobanoğlu: Ülkemizde onlarca kişi terör eylemleri yüzünden hayatını kaybediyor. İçimiz kan ağlıyor, yüreğimiz yanıyor. Artık huzur istiyoruz, bu güzel ülkede hep beraber kardeşçe yaşamak istiyoruz. Böyle bir ortamda asker, polis olmak da tabii ki çok zor. Ben gerçek hayatta polislik yapamazdım.
– Boğaç Aksoy: Ben de yapamazdım…
◊ Bu arada yeni yıl mesajlarınızı alalım.
– Ozan Çobanoğlu: Sanatın ve edebiyatın içinde, bilimin ışığında, savaşsız, kazasız belasız, barış ve umut dolu, bereketli bir yıl diliyorum herkese.
– Boğaç Aksoy: Acıların yaşanmayacağı, sağlık, huzur ve barışın hakim olduğu, başarılarla dolu bir yıl olsun. 2016 bütün acılarıyla, karanlığıyla gitsin. 1 Ocak’ta aydınlık bir güne, yüzümüz gülerek uyanalım.

BU SETTE HİÇ KİMSENİN KOMPLEKSİ YOK

◊ Set ortamı nasıl? Ben iki gündür geliyorum çok keyifli, çok hızlı.
– Boğaç Aksoy: Orhan (Oğuz) hocamız gerçekten çok hızlı.
– Ozan Çobanoğlu: Efsaneyle çalışıyoruz. Çektiği sinema filmleriyle dünya çapında ödüller almış bir adam. Yeni filminden de ödül bekliyoruz.
– Boğaç Aksoy: Benim ikinci setim. Özgür Ozan ve Şevket Çoruh gibi yılların ustalarıyla çalışıyorum. Bize çok yardımcı oluyorlar. Sette sürekli gülüyoruz, eğleniyoruz.
– Ozan Çobanoğlu: Ben daha önce çok işte çalıştım. Bir işin içinde 4-5 başrol oyuncusu olması her zaman zordur. Burada ise 5-6 başrol var ve hiç kimsenin kompleksi yok. O çok güzel bir şey.
◊ Hiç kavga çıkmıyor mu sette?
Ozan Çobanoğlu: Hiç. Fotoğraf çekerken bile kimin yaşı büyükse onu ortaya geçiriyoruz. Rol önemli değil, biz o saygıyı hiç kaybetmiyoruz.

FİLMİ ÇEKİLSE GÜZEL OLUR

◊ “Arka Sokaklar”ın sinema filmi olur mu?
– Ozan Çobanoğlu: Bilemiyorum. Hiç öyle bir şey duymadım ama olabilir. Zirvede bitirip filmini çekebiliriz. Şimdi böyle deyince insanlar dizi bitiyor zannederler. Bitmiyor, daha en az 2 sene devam eder bence.
– Boğaç Aksoy: Filmi çekilse güzel olurdu bence.
◊ Burada yaşlanır mısınız?
– Boğaç Aksoy: Olabilir.
– Ozan Çobanoğlu: Ben yaşlanmıyorum. (Gülüyor)

Yazının Orjinali

Güneşin toprağa değmediği ülke

Dünyanın en ilginç ülkesinin en ilginç dönemine tanıklık etmek üzere THY’nin İstanbul-Havana hat açılışı ile geldik buraya.
Eskiden aktarmayla 25 saati bulan yolculuk, direkt uçuşla artık 11 saat.
Gel de gelme!
Haliyle, 49 business, 300 ekonomi koltuğunun bir tanesi bile boş değildi.
THY Yönetim Kurulu üyesi ve TİM Başkanı Mehmet Büyükekşi, basın toplantısında, bu direkt uçuşların Türkiye ve Küba arasındaki ticari ilişkileri de geliştireceğini söyledi.
Gelecek ay, kalabalık bir işadamı grubu Küba’ya gidecek.
Küba’nın yerli dilindeki anlamı “güneşin toprağa değmediği ülke”…
Doğayla iç içe, teknolojiye ve kapitalizme karşı yaşamın, Fidel Castro’nun yakın geçmişteki ölümünün ardından değişip değişmeyeceği tabii ki merak konusu.
Castro öldüğünde Havana’da bayrağını yarıya indirmeyen tek konsolosluk ABD’ninkiymiş.
Havana’nın hemen karşısında Key West ve Miami varken bu gerginlik ilginç tabii.

Havana’da hava yaz yaz yaz

Küba’nın 11,5 milyonluk nüfusu var.
Havana şehri en büyüğü, burada 2.2 milyon kişi yaşıyor.
Ülke tropik bir iklime sahip. Rehberimiz Haluk Işıkmen’in dediğine göre mevsimler basit, üç mevsim var; sıcak sıcak sıcak.
Kıskandırmak gibi olmasın ama Türkiye’de kış kıyametken şu anda Küba’da kış ve sıcaklık 29-31 derece arası.
Akşamları püfür püfür esiyor, sıcağı hissetmiyorsunuz bile.
Yani Küba sadece kültür değil, deniz güneş turizmi için de ideal bir destinasyon.

Tülin’le Küba piştisi

Küba mimarisi, sanatı, modası da yükselen değerler arasında.
Valentino, Stella McCartney yeni koleksiyonlarını Küba’dan esinlenerek hazırladıklarını açıklamışlardı.
Durum böyle olunca Star TV’de “Tülin Şahin’le Moda” programını sunan Tülin’i burada görmek şaşırtmadı.
Yalnız nasıl olduysa kendisiyle günde iki kez pişti olduk.
Gündüz sarı elbiselerle dolaştık birlikte.
Akşam THY’nin gala yemeğinde siyah beyaz piştimiz ise bu kadarı da olmaz dedirtti.
Nazım Hikmet’in Küba’da çekilen fotoğrafının önünde poz verirken buna gülüyorduk.

Güneşin toprağa değmediği ülke

295 uçuş noktası

1933’de kurulduğunda sadece 3 uçağı olan Türk Hava Yolları şimdi filosunda 334 uçak bulunduruyor.
2023’te hedef 500 uçak.
THY, Havana ve Caracas’la birlikte 295 uçuş noktasına ulaştı ve dünyanın en fazla ülkesine uçan havayolu unvanını daha da sağlamlaştırmış oldu.

Uğur Cebeci farkı

Uçuş, uçak, havayolu, havaalanı denince akla gelen ilk isim olan Uğur Cebeci’nin uçaklarda bir dediği iki olmuyor.
Onunla uçarken menüde olmayan sigara böreğini bile yiyebiliyorsunuz.
Ama kendisinin zayıf kadınlara bir kastı var sanırım.
Tülin Şahin’le bana uçak dahil tüm gezi boyunca su böreği, gözleme ve baklava yedirdi.
En son zorla gül şerbeti bile içirdi. Hadi kendimi geçtim, incecik Tülin Şahin’e bu yapılır mı?

Cumhurbaşkanımız da kalmış

Küba’da kaldığımız otel, Havana’nın tarihe tanıklık etmiş olan oteli Hotel Nacional.
Naomi Campbell’ın de sık sık kaldığı bu otel zamanında Frank Sinatra, Nat King Cole, Winston Churchill, Marlon Brando ve Ernest Hemingway’i de ağırlamış.
Sinatra ve Ava Gardner’ın ilişkileri burada başlamış.
Hotel Nacional’de Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan’ın da kaldığını öğrendim.
Fotoğrafı otelde diğer devlet büyükleri ile birlikte yer alıyor.

Güneşin toprağa değmediği ülke

Yazının Orjinali

Dağ 2’ye akın akın

Çünkü seanslarında yer bulunmuyor.
Yaşanan terör olayları ve özellikle Türk askerine yapılan saldırılar milli duyguları körükleyince, Dağ 2 filmine olan ilgi daha da arttı.
Alper Çağlar’ın yönettiği filmi, vizyona girdiği 4 Kasım’dan bugüne 2,5 milyona yakın kişi izledi.
Ve Dağ 2, 2016’nın en çok izlenen sinema filmi oldu.
Arka Sokaklar’da birlikte rol aldığım Emir Benderlioğlu’yla konuştum, bu başarıdan oldukça memnundu.
Filmde Emir’in yanı sıra Çağlar Ertuğrul, Ufuk Bayraktar, Murat Serezli, Atılgan Gümüş ve Ahu Türkpençe de rol alıyor.
Dağ 2’de sınır ötesi gizli operasyona gönderilen yedi kişilik bir timin son derece sağlam öyküsü var.
İzlemediyseniz, mutlaka gidin, görün.
Ve bir dip not: IMDB puanı 10 olan Dağ 2, sadece erkek değil, kadın izleyicinin de filmi.

Dağ 2’ye akın akın

Brad Pitt korkudan oynayamamış!

Brad Pitt’in Angelina Jolie’den ayrılmasına neden olduğu öne sürülen Müttefik (Allied) filmini bir kez de arkadaşlarımla birlikte izledim.
Brad Pitt konusunda bir hemfikir olduk, bir de ikiye bölündük.
Hemfikir olduğumuz konu tabii ki Brad Pitt’in 53 yaşında olmasına rağmen hâlâ tüm kadınları kendine aşık edecek kadar iyi görünmesiydi.
Bunun için çeşitli müdahaleler ve botoks yaptırdığı ise mumya gibi olmuş görüntüsünden ve kırışıksız yüzünden anlaşılıyor tabii.
Ama olsun, maşallah bebek gibiydi, çok tatlıydı.
Geleyim anlaşamadığımız konuya.
İkiye bölündüğümüz nokta, oyunculuğu ve role kendini verip veremediği oldu.
Ben role kendini veremediğini düşünen taraftayım.
Angelina Jolie korkusu, aşık ve sevişen adam kıyafetini giymesine engel olmuş sanki.
Karşısındaki Marion Cotillard ne kadar cilveli, seksi ve aşık göründüyse, Brad Pitt de o kadar çekingen, donuk ve isteksiz geldi bana.
Pitt’in ilk evliliğini bitiren, bir kadın ve bir erkek casusun hikayesini anlatan Bay ve Bayan Smith (Mr. and Mrs. Smith) filmiydi.
Şimdi burada da yine aşık casus rolünde.
Belki de olacakları gördü ve role giremedi.
Kim bilir?
İkinci Dünya Savaşı sırasında geçen bir aşk soslu casusluk hikayesi ve savaş draması olan Müttefik, ortalama senaryosuna rağmen kostümleri, mekanları, yer yer hissedilen gerilimi, finaldeki duygusallığı ve sürprizleri ile keyifli bir seyirlik bu arada.
Tavsiye ederim.

Ben Küba’ya gider

Siz bu satırları okurken, ben THY’nin ilk direkt uçuşuyla Küba’ya doğru yol alıyor olacağım.
Bu hat açılışı ile THY’nin ortalama 13 saat kadar
süren aktarmasız İstanbul-Havana seferleri de başlamış oluyor.
Eskiden aktarmalarla 25 saati bulan bu yol artık çok daha kısa, çok daha zahmetsiz.
Amerikan dolarını kaale almayan, başı dik, hayatı müzik ve dansla süsleyen bu renkli ülkeyi merak ediyorum.
Fidel Castro’suz Küba’da neler oluyor, görüp, yazacağım.

Jordan diyor ki

Michael Jordan, başarısının nedenini daha önceleri defalarca başarısız olmasına bağlamış.
Yenilmekten korkmayalım, olsa olsa bir gün gelecek başarının habercisidir.

Yazının Orjinali

Hastalık korkusundan zamparalık yapamadım

◊ İnsanları bekletmekten bu kadar imtina eden bir adam nasıl oluyor da küfür ediyor?
– Küfür yakışıyor diye diye beni küfürbaz yaptılar.
◊ Kaç yaşından beri küfür ediyorsunuz?
– Liseden beri.
◊ İlk küfürünüzü hatırlıyor musunuz?
– Yok… Ama çocukluğumda top oynarken küfür ettiğimi hatırlıyorum. Zaten ben münakaşa edecek bir tip değilim. Çünkü karşımdakinin fikrini asla kabul etmiyorum. Sinirli konuşuyorum. Doktor “Aydemir yavaş konuş, hele telefonda hiç konuşma” diyor.
◊ Terapiste gittiniz mi ya da öfke kontrolü için bir uzmana başvurdunuz mu hiç?
– Hayır. Arkadaşlarım artık bu huyumu biliyor, herkes alışık. Geçen maçta Candan Erçetin “Aydemir Abi seyretme, arkanı dön” dedi. Ben yine dayanamıyorum bağırıyorum, sesim kısılıyor.
◊ En çok kime bağırıyorsunuz?
– Galatasaray’a.

Hastalık korkusundan zamparalık yapamadım
STADYUMDA MAÇ İZLEMEM YASAK
◊ Küfür statlarda yasaklandı ama!
– Bana da maç yasak artık.
◊ Yasağın perde arkası?
– Spor yazarlığı yaptığım dönemdi… Barcelona’yla maçımız vardı Ali Sami Yen’de. Galatasaray gol yiyince İspanyol radyocu öyle bir bağırdı ki sinir oldum. İkinciyi biz atınca ben de ona dönüp bağırdım ve bir hareket yaptım. Sonra stada girmem yasaklandı. Bir milletvekiliyle de şeref tribününde kapışmışlığım var. O yüzden öyle kalabalıklara pek girmiyorum.
◊ Neden böyle sizce?
– Bilmiyorum. Belki de Arnavutluk’tan. Babam Manastır’dan Arnavut, annem Laz, Sürmeneli.
◊ Kaç kardeşsiniz?
– Dört. Üç erkek, bir kız.
KIZ KARDEŞİM OLDUĞUNU ARKADAŞLARIMDAN SAKLADIM
◊ Kız kardeşlerinize karışıyor muydunuz küçükken?
– Off hem de nasıl. Perde açtırmazdım. Bir kız kardeşim olduğunu uzun yıllar en yakınlarım bilmedi. Çünkü arkadaşlarım geldiği zaman odaya kapatırdım, çıkamazdı.
◊ Kızlara hapis hayatı demek!
– Ne tuhaf değil mi? Herkes beni çok rahat zanneder. Ben şimdi üzerinde bu kıyafet varken seninle sokağa çıkmam.
◊ Nasıl yani? Ne var kıyafetimde?
– Biri sana bakarsa rahatsız olurum.
◊ Allah Allah! Ben sevmem pek kıyafetime karışılmasını. Eşinizin kıyafetlerine de karışıyor muydunuz?
– Bir miktar… Ama o da asi olduğu için “Medeni ol” derdi bana. Bu arada benim zaten bir prensibim vardır. İbrahim’le (Tatlıses) uygulardık bunu. Bilmediğimiz yere pek gitmez, hep arkalarda otururduk ki dikkat çekmeyelim. Gerçi eskiden etraf daha düzgündü. Biliyor musun, benim çocuğum prematüre doğdu, yaşamadı. Bu devirde çocuğum olmadığına şükrediyorum.
◊ Neden?
– Biz Arnavutlar çocuklarına çok düşkünüz, çok kıskancızdır.

EŞİMLE İKİ KERE BOŞANDIK ÜÇ KERE EVLENDİK

◊ Sizin inadınız meşhur. Neden acaba?
– Bana keçi sütü içirmişler. Belki inatçılık oradan geliyordur. Üç hastalık birden kapmışım doğduğumda, anneme “Uğraşma ölür” demişler.
Babam da Arnavut, inatçı. Oğlu olunca bayram yapmış zaten. Kambur bir doktor vardı Akaretler’de, beni o kurtarmış.
◊ Ya sinir? O da mı çocukluktan? Hocaya cetvel atmışsınız, doğru mu?
– Attım… Sinirden… Azarladı, tokat attı, ben de cetvel fırlattım. Onun için beni deli doktoruna götürdüler.
◊ Eşiniz nasıl katlanıyor size?
– Biz iki kere boşandık, üç kere evlendik. Ama küçük şeylerden. Sen Beyhan’ı tanısan korkarsın. Kavga edip evden giderdim, boşanma davası açardı. Boşanma kağıdı geldiğinde biz çoktan barışmış olurduk. 54 sene oldu, dile kolay.
◊ Kıskanıyor muydu sizi?
– Hiç. Mankendi benim karım.
◊ Manken de olsa kadın kıskanır.
– Hayır, benim huyumu bilir o. Bir iki vukuatım olmuştur, temassız. Ben hastalıktan falan korkan bir insanım.

SEVİŞME SAHNELERİNDE SULULUK YAPAR GÜLDÜRÜRDÜM

◊ Demek hastalık korkusu zamparalık yapmanızı engelledi. Peki bu uzun don meselesi nedir?
– Hayatım porno başka bir şey, erotik başka bir şey. Pornoda afedersin başka bir şey lazım.
◊ Siz ne yapıyordunuz, araya yastık mı koyuyordunuz?
– O sevişme sahneleri zaten bir ıstıraptı. Sevmem öyle şeyleri.
◊ O filmler peki?
– Ben güldürüyordum sevişirken. Bir gazeteci çıktı, benim röportajıma seks kralı diye bir şey yazdı ama… Anadolu tarafından yapımcılara “Aydemir’e sevişme sahnesi koymayın, çünkü sululuk yapıyor ve seyirci tahrik olmuyor” demişler. Sonra ben yanıma bir jön aldım. O sevişiyordu, ben güldürüyordum.
◊ İbrahim Tatlıses’le Kaç sene oldu arkadaşlığınız?
– 30, 35 sene.
◊ Yaşınız kaç şu anda?
– 1 Ocak’ta 81 olacak.

Hastalık korkusundan zamparalık yapamadım

ŞAFAK SEZER İYİ OYUNCU AMA FİLM ÇEKMESİN

◊ “Alemde 1 Gece” vizyona girdi. Filmle ve Türk sineması ile ilgili birkaç cümle alayım sizden…
– Eskiden Amerikan filmleri çalınırdı, şimdi Kore filmleri çalınıyor. Yeter artık. Sonra niye Türk sineması ilerlemiyor… Yazarı olmayan sinema yürümez. Tiyatroda text, sinemada senaryo. Kimse senaryoya para vermiyor. Geçen Nurgül Yeşilçay’a iki senaryo verdim. Onun oyunculuğunu çok beğeniyorum. Sıkışıyorsan al bir romanı, senaryoya çevirir. Bu seyirci neyin çalıntı olup olmadığını biliyor.
◊ Bu filmde kimler var?
– Burcu Binici diye çok kabiliyetli bir kız var.
◊ “Kolpaçinolar”daki rol arkadaşınız Şafak Sezer’le ilgili ne dersiniz?
– Çok iyi oyuncu ama film çekmeyecek!
◊ Erkan Petekkaya?
– Erkan, “Kolpaçino”da oynamakla bence hata yaptı. Karım hamileyken beş kuruş param yoktu, seks filmleri defterini kapatmıştım. İyi para teklif ettiler “Zühtü” filminde oynar mısın diye. Adı rahatsız etti beni. 10 lira yok cebimde, ona rağmen oynamadım.
◊ Hayır demeyi bileceksin diyorsunuz yani…
– Aktör seçmesini bilecek.

ARNAVUT’UN KIZINI AL, ERKEĞİNİ ALMA

◊ Siz kadına da, çocuğa da kurallar koyuyorsunuz demek ki…
– “Arnavut’un kızını al erkeğini alma” demişler. Çocuğun hayatı da zehir olurdu, benim ki de. Bir kere hava karardı mı sokağa çıkamazdı, kız da olsa erkek de olsa fark etmez…
◊ Sokağa çıkarken korkuyor musunuz?
– Hayır. Ölüm korkusunu hissedersen yaşayamazsın zaten.
◊ Nasıl bir çocukluğunuz vardı, yaramaz mıydınız?
– Mahallenin şımarığıydım.
◊ Geçmişten en çok neleri özlüyorsunuz?
– Çıplak ayakla dolaşmayı ve bekçi düdüğünü. Feriköy’de doğdum ben. Eskiden bekçi olurdu. Bizim için bir garantiydi bekçi düdüğü. O bekçiye dokunanın hayatı kararırdı. Şimdi emniyet müdürüne bile “Çekil lan” deniyor. Ben emniyet zafiyetinden şikayetçiyim. Hoşgörü diye bir şey kalmadı. Biz demokrasiyi giyemedik. O elbise bize büyük geldi. Çıkmazdayız.

Yazının Orjinali