Şafak Sezer’in “Ketenpere”si

Şafak’ın yeni filmi “Ketenpere”nin Beykoz Kundura Fabrikası’ndaki setini ziyarete gittim.
Şafak’la en son röportajımızın üzerinden uzun zaman geçmiş. “Kolpaçino”lar, “Kutsal Damacana”lar tekrar tekrar izleyenleri güldürmeye devam ederken bu yeni film tabii ki fazlasıyla ilgimi çekti.
Başrolde Şafak Sezer var.
Diğer rollerde Afrikalı Ali (Ali Şentürk), Ümit Okur’u da gördüm.
Kasım başında vizyona girmesi planlanan “Ketenpere” ile ilgili biraz lafladık Şafak’la.
Ayaküstü mini bir röportaj oldu.
◊ Şafakcım hayatındaki ketenperelerden bahseder misin biraz?
– En büyük ketenpere elimizdeki telefonlar. Bak röportajı ona kaydediyorsun. Fotoğrafları onunla çekiyorsun. Her şeyimiz, ömrümüz bunda. Yoğurt diyorum bundan bakıyorsun, peynir diyorum ondan bakıyorsun. Galaya gelen buradan Periskop yapıyor, mesaj atıyor, “Ne kötü film” diyor. Ya da “Ne güzel film”… Güzel diyene inanmıyorsun, kötü diyene inanıyorsun. İyiyi de kötü yapıyorlar.
◊ Bu filmin gişesine kim karar verir sence?
– Halk… “Ufak bütçeli sokak oyunları” diyorum ben bu filme. Van Damme’ı getirmiyoruz. Mahallemizden arkadaşlar bunlar.
SENARYOYU TIR KUYRUĞUNDA YAZDIM
◊ Senaryo nasıl ortaya çıktı? Nerede yazdın?
– Senaryoyu Kumburgaz trafiğinde yazdım. Hadımköy’de oturuyorum. Üçüncü köprüye bağlanan yoldaki TIR’cı abilerin arkasında konvoylar oluşabiliyor. Senaryo orada biter zaten…
◊ Ana karakter kim? Necidir? Ne iş yapar?
– Ana karakter Kalender. Ben oynuyorum. Kast ajanslarından Seda Sayan’a, Mehmet Ali Erbil’e, Çarkıfelek’e, Nihat Hatipoğlu’na seyirci götüren bir adam… Mahallesindekileri de “Türkiye’nin starı olacaksınız” diye kandıran biri. Türkiye’de artık herkes oyuncu olmak istiyor çünkü.
◊ Ümit Okur, “Şafak acayip bir yönetmen, oyuncudan ne alacağını çok iyi biliyor. Hem yönetmen hem de oyuncu yönetmeni” dedi senin için. Bana seti anlatsana biraz.
– Oyuncular toplama kampında burada… Buranın albayı, yarbayı benim. Oyuncular ağızlarını açamıyor. Yemek molası bile veremiyoruz. Dört haftada sesli film çekiyoruz, kolay değil.

Şafak Sezer’in “Ketenpere”si
HAYATIM MI VAR Kİ BAKIŞ AÇIM OLSUN
◊ Hayata bakış açın değişti mi son zamanlarda?
– Hayatım mı vardı ki bakış açım olsun. Benim güzel bir evliliğim var. Çocuklar büyüyor; 9 ve 14 yaşındalar.
Emeklilik zamanı gelirse, para da kazanırsam, hanımla gezmeyi düşünüyorum.
Tek isteğim o…
◊ Bunu niye şimdi yapamıyorsun?
– Rahat ve huzurlu yaşamak için bir şeylerin kaygısını duymayacaksın. Sanatçı adam disiplinli adamdır derler ya, yalan. Sanatçı, disiplinsizliğinden kazanıyor. Bankadaki abiler gibi değiliz. Serbest olmamız lazım. Onun için de kaygı duymayacak hale gelmemiz şart öncelikle…
◊ Şafak Sezer izleyicisi kim? Kim izleyecek bu filmi?
– Semtler. Sokak. Bu filmde de, diğerlerinde de iş konuşur. Ama insanlar artık alışveriş arasında filme giriyor, plansız programsız. Yavaş yavaş kan kaybediyor sinema. İnsanlar sinemaya gitmiyor, filmleri bilgisayarda izliyor artık.
YERLİ ROBIN HOOD TARZI ÇALIŞMALARIM VAR
◊ “Kolpaçino”lardan farklı mı olacak bu filmin komedisi?
– Dili aynı. Ben para endeksli işler yapıyorum.
Parayı bir tarafından tutan varoşun hikayesi bu… Yerli Robin Hood tarzı çalışmalarım var. Normal hayatımda sevmeyip sinemada anlattığım bir şey para.
◊ Sinemada yeni projen ne olacak? Var mı kafanda yeni fikirler?
– Bundan sonra köpek imha timi hikayem var. Eskiden, bizim çocukluğumuzda, belediye personelleri köpekleri öldürürdü. Senin gibi bir hayvansevere de söylenmez bu ama sonunda köpekler intikam alıyor merak etme.
◊ Türkiye’de komedi nereye gidiyor?
– Komedi artıyor giderek. Her yerde… Belden aşağı gidiyor, belden yukarı gidiyor. Her gün yeni bir şey.
ARTIK BELİM BÜKÜLÜYOR
◊ Son zamanlarda değiştiğini hissediyor musun?
– Ben tedavi görüyorum, biliyorsun değil mi Ömür! Acaba ben mi deliyim yoksa bu hayat mı beni deli yapmaya başladı diye düşünüyorum. Biz seninle son röportaj yaptığımızda 40 yaşındaydım. Bir tane çocuğum vardı.
Şimdi yaşım ilerledi, 47 yaşına geldim, ikinci çocuğum oldu. Belim bükülüyor, sesim gidiyor. Normalde bir paket içerdim, şimdi üç paket sigara içiyorum. Her galada, her filmde bir yaş gidiyor.
◊ Senaryoda tedavi sürecinden yansımalar var mı?
– Yok… Anlatsam da inanmazlar zaten!

Yazının Orjinali

Seda Sayan dünya klasiklerine karşı

Sokaktaki insanlara evlilik programı sunan üç isim soruyorlar, sarışın kızımızdan başlamak üzere videodaki herkes bülbül gibi şakıyor, sıralıyor isimleri:
Zuhal Topal, Seda Sayan, Esra Erol.
Muhtemelen o video ilk sahnedeki göğüs dekolteli sarışın kız yüzünden dikkat çekti. Sonra hızla yayıldı, herkes izledi.
Rezaletin farkına varıldı.
Alkışlar, alkışlar…
İkinci soru üç dünya klasiği. Dut yemiş bülbüllerle karşılaşıyoruz işte o an.
Kitap mı?
Okumak mı?
Dünya klasiği mi?
O da ne!
Ne gereksiz!
Sosyal medyanın, televizyonun esiri olmuş toplumdan ne bekliyoruz ki zaten?
Viraldir o video, mizansendir, inanmayın diyenlere de şunu söylemek istiyorum:
Çıkın sokağa, önünüze gelen ilk üç kişiye aynı soruları sorun. Farklı cevaplar alacağınızı hiç ama hiç sanmıyorum.

Pazar çantalarınız duruyor mu?

Marketlerde poşetlerin 1 Ocak 2018’den itibaren parayla satılacak olmasına sinir olanlar, eleştirenler, söylenenler oldu. Bense tam tersini düşünüyorum.
Çevreye değer verdiğini söyleyen, düşünen herkes, bu geç kalınmış kararı (Avrupa’da marketler yıllardır poşetlere para alıyor) alkışlamalı.
Marketlerdeki bedava poşet canavarlarını hep açık büfe otellerde tabaklarını yiyemeyecekleri kadar çok şeyle, hunharca dolduranlara benzetmişimdir.
İsrafçı insanlar!
Şimdi bu insanlar parayla satıldığı için az poşet alacaklar ya da eskiye dönecekler.
Eski derken şunu kastediyorum.
Ben küçükken annemin pazar çantası vardı. Markete, pazara onunla gider, içini doldurur, eve öyle gelirdik.
Hiç öyle poşet israfı yapmazdık.
Şimdi pek çok kişi eskiden bedava olan naylon poşetlere para vermek istemeyeceğinden, pazar çantası devri geri gelecek.
Hem naylon poşet kirliliğine son verip çevre dostu olacağız hem de nostalji yapacağız.
Daha ne olsun.
Ben çok sevindim bu karara.
Yeni yılı iple çekiyorum.

Vatan Şaşmaz’a özel bölüm

Kanal D’de yayınlanan Çocuklar Duymasın izleyicisi, cinayete kurban giden Vatan Şaşmaz için özel bölüm istiyor.
Haklılar da.
Ama eminim dizi ekibi ve yapımcı Birol Güven, duygu sömürüsüyle suçlanmamak adına bundan uzak duruyor.
Yapsalar bir türlü, yapmasalar bir türlü yani.
Önceki hafta Vatan’ın yer aldığı son bölüm “Vatan’ın anısına saygıyla” notuyla ekranlara gelmişti.
Bir sonraki bölümde ise Vatan’ın canlandırdığı Engin’den hiç söz edilmedi.
Hatta bu bölümdeki parti sahnesi de hayli tepki çekti.
Bunun üzerine izleyiciler sosyal medyadan çağrıda bulundular.
Meltem’in annesi Müzeyyen’i oynayan Ayşen Tekin’e yapılan özel bölümün benzerini Vatan Şaşmaz için de beklediklerini yüksek sesle söylediler.
Birol Güven’in bu çağrıyı dikkate alacağını düşünüyorum.

Yazının Orjinali

Demet Akalın buna da el atsın

Haklı, sonuna kadar arkasındayım.
Ama Demet’ten aynı hassasiyeti sahne aldığı etkinliklerde, belediye festivallerinde de göstermesini rica ediyorum.
Açılıştı, düğündü, kutlamaydı, festivaldi falan, binbir bahaneyle çevreye, doğaya, hayvana son derece zararlı bu havai fişek gösterilerine devam ediliyor.
Bu görgüsüzlüğe tümden karşı olmak lazım.
Demet Akalın ve diğer tüm sanatçıları, organizatörleri, belediye başkanlarını ve belediyeleri uyarmaya, havai fişek gösterilerine karşı tavır almaya davet ediyorum.

Caddedeki trafik terörü-2

Bağdat Caddesi’ndeki motosiklet, otomobil ve gürültü teröründen söz ettiğim yazımın dokunduğu okur sayısına inanamadım.
O kadar çok mail geldi ki.
Meğer herkesin başındaymış bu dert, herkes şikayetçiymiş.
Üstelik sadece Bağdat Caddesi değil, Kadıköy, Moda, Bebek dahil İstanbul’un her yerinde aynı sorunlar yaşanıyormuş.
Peki çözüm ne olacak?
İnsanlar bunu soruyor. Gelecek hafta konunun trafik ve emniyet tarafını ele alacağım.
O zamana
kadar sizler bana yazmaya ve bu konuyla ilintili sorunları bildirmeye devam edin lütfen.

Şehit ailelerine burs veriyor

Konserlerimin vazgeçilmezi olan türkülerin başında “Yaylalar” gelir.
En sevdiğim asker türküsüdür.
Ve izleyicinin eşliğinin en fazla, en yüksek, en yürekten olduğu türkü de odur hep.
Askerler, Mehmetçik, polisimiz deyince kendimizden geçeriz.
Asker aileleri, şehit ve gaziler için yapılan her türlü yardım, iyilik de bu yüzden kıymetli.
Yönetmenlik, kurgu, oyunculuk gibi dallarda eğitim veren OFS Sinema Okulu’nun şehit ve gazi ailelerine yüzde 100 burs verdiğini duyunca işte bu yüzden çok sevindim.
Ve hemen duyurmak istedim.
Merkezi Florya’da olan ve “Yaşatarak öğretiyoruz” sloganıyla hizmet verecek olan bu okulda 19 eğitim programı bulunuyor.
İlhan Şeşen’in müzik, Güven Hokna’nın
oyunculuk, Emre Tilev’in ise spor spikerliği alanında eğitim kadrosunda yer aldığı OFS’de kayıtlar eylül sonuna dek devam edecek.
Şehit ve gazi çocukları arasında sinema ve oyunculukla ilgilenenler varsa kaçırmasın.

Yazının Orjinali

Caddeden taşınan taşınana

Bağdat Caddesi’ne yeni taşınan bir başka arkadaşım da pes etmek üzere.
Geceleri uyuyamıyor.
Saat başı yataktan fırlıyor.
Tüm bunların nedeni Bağdat Caddesi’ndeki korkunç gürültü kirliliği.
Spor araba ve motosiklet terörü de denebilir aslında…
Akşam saatlerinde başlayan bu işkence sabaha kadar devam ediyor.
Altına spor araba alıp egzozuyla oynayan, makas atan artistler mi dersiniz, motosikletleri şaha kaldırıp, son sürat gaza basıp kulak zarlarına tecavüze kalkanlar mı!
Anadolu yakasında huzur kalmamış durumda.
Bu durumda iş tabii yine trafik polislerimize düşüyor.
Pek çok Bağdat Caddesi sakininin sakinlik, sükunet arzusunu ben buradan iletmiş olayım.

Kedi, köpek zararlı mı?

“Evcil hayvan beslemenin faydası var mı?” diye çok soran oluyor.
Bunun insana nasıl iyi geldiğini, nasıl rahatlatıp sakinleştirdiğini zaten herkes biliyor.
Ben şimdi sağlık yönünden muhtemelen bilmediğiniz başka detaylardan bahsedeceğim.
İsviçre’de yapılan bir araştırmada, alerjik reaksiyonların hepsinin genetik olmadığı, ev hayvanları olan çocukların alerjenlere temasları sonucu alerjiye karşı korunduğu tespit edildi.
Almanya’daki başka bir araştırmaya göre de ev hayvanlarıyla (özellikle kediler) temas eden çocuklarda, diğer çocuklara göre yüzde 67 daha az astım ve yüzde 45 daha az ateşli hastalık görülüyor.
Kedi, köpek alerji ve astım yapmıyor, tam tersine erken yaşta tanışıldığında bunlara iyi bile geliyor.
“Hayatın ilacı sadık bir dosttur” cümlesi bir kez daha kanıtlanmış oldu yani.
Eviniz ve ortamınız müsaitse, iki gün sonra sıkılıp başkasına vermeye kalkmayacaksanız, çocuklarınızı bu güzel dostlarla tanıştırın derim.

Helen Mirren’dan feminizm

Hangi cinsten olursanız olun, feminist olun. Bugüne kadar bulunduğum bütün ülkelerde, İsveç’ten Uganda’ya, Singapur’a kadar her yerde kadınlara saygı duyulduğunda ve hayallerini gerçekleştirmek için özgürlük tanındığında, hayatın herkes için daha iyi, daha güzel olduğunu gördüm.
Feminizm soyut bir kavram değil, bir gereklilik. Ben kendimi feminist ilan ediyorum ve size de öyle olmanızı tavsiye ediyorum.
Bu sözler, geçmiş yıllarda Antalya Altın Portakal Film Festivali’ne geldiğinde sohbet etme fırsatı bulduğum ve büyük hayranı olduğum ünlü İngiliz oyuncu Helen Mirren’ın bu yıl içinde yaptığı bir konuşmadan alıntı.
Feminizmi erkek düşmanlığı değil, kadınların bu dünyayı daha iyi hale getirmesi için bir adım, bir gereklilik olarak görürsek, Helen Mirren’ın izinden gitmekte zorlanmayız sanırım.

SON 24 SAATTE YAŞANANLAR

Yazının Orjinali

Kadın erkek karıştı

Konu aşk ve ilişkilerdi.
Ben biz kadınların da ilişkilerde artık erkekler gibi olmaya başladığından söz ettim.
Egoysa ego, güç savaşıysa güç savaşı, susmamaksa susmamak.
Ama yine de arada farklar varmış.
Aşkım, ilk karşılaşmalarla ilgili ilginç bir araştırmadan bahsetti.
Erkekler kadınlara baktıklarında kadının ne iş yaptığı ya da kim olduğundan
önce doğrudan fiziği ve nasıl göründüğüyle ilgilenirmiş.
Biz kadınlar ise erkekleri önce sıfatları, rütbeleri, ne iş yaptıklarıyla algılar, sonra karşı cins olarak bakmaya başlarmışız.
Ben pek sevmedim bu halimizi.
Bu konuda da erkek gibi olmayı tercih ederim doğrusu.
Neyse, bu arada Aşkım Kapışmak harıl harıl Harbiye Açıkhava’daki gösterisine hazırlanıyor.
Hem görsel bir şov hem de duygusal, zihinsel bir yolculuğa çıkaracak izleyiciyi.
Harbiye’de toplu bir hipnoz da gerçekleşecek o gece.
Ben merak içinde bekliyorum.
22 Eylül’de ilginç bir deneyim yaşamak isteyenler Aşkım Kapışmak’la İnsanız İşte gösterisini not alsın, kaçırmasınlar.

Eskişehir farkı

Ricamdır, bütün milli maçlar Eskişehir’de oynansın.
Sadece futbol değil, basketbol, voleybol, masa tenisi, ne varsa, ne bulursak buraya getirelim.
Takımlarımız galibiyete doymasın.
Coşsun, şahlasın.
Allah’ım o ne güzel bir taraftar öyle.
Ne şahane tezahüratlar.
Resmen maç nasıl izlenir, taraftarlık nasıl olur dersi verdiler.
Mest olduk vallahi, jest olduk.
Bu arada bize bir gecede iki galibiyet tattıran A Milli Takımımızı ve 12 Dev Adam’ı tebrik ediyorum.
Teşekkürler Türkiyem.

Tarkan yine tükendi

Dijital müzik platformu Fizy verilerine göre ağustos ayında en çok Tarkan dinlenmiş.
Harbiye Cemil Topuzlu Açıkhava Tiyatrosu verilerine bakmaya bile gerek yok.
Yıllardır en çok Tarkan konseri oluyor ve yok satıyor.
Tarkan’ın dün başlayan eylül ayı konserlerinin biletleri günler öncesinden tükendi.
Atlantis Yapım Erdal Bozkuş’tan öğrendiğim kadarıyla birkaç gün daha uzatma ihtimali varmış.
“Yine bulamadık, kalmamış, tükenmiş,
Tarkan da Tarkan,
bilet de bilet” diye tutturan, sağa sola koşturanlara duyurmuş olayım.

O düğün deftere yazıldı

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın her dakikası kıymetlidir.
Sen bu yoğunlukta düğün tarihini cumhurbaşkanının takvimine yazdır,
kabul gör, sonra düğüne üç ay kala kriz çıksın.
Alişan’la Eda ayrılık iddialarından sonra sessizliğe bürünmüşler.
İki taraf da oturup kara kara ne yapacaklarını düşünüyordur
şimdi.

Yazının Orjinali

Trend trend trend

“No make up” saçmalığından kurtuluyoruz artık.
“Washed look”la çok değil ama biraz renklenmenin zamanı geldi. Hafif güneşte kalmış etkisi yaratan pembe allıklar, dudak rengine yakın bir rujla taze, minimal ve doğal bir görüntü elde edip yılı böyle geçireceğiz.
Kirpiklerde yeni moda neon renkler.
Rimellerde pembe, yeşil ve mavi modası var.
Tek sorun alerjik, hassas gözlere dokunması.
Bende öyle oldu ne yazık ki.
Diş bakımı da modaya dahil oluyor.
Farklı konseptlerdeki, özellikle de kaplumbağa şekilli diş fırçaları hediye olarak paylaşılmaya başlandı.
Diş macunlarında ise organik olanlar moda.
Wasabi’li diş macunu çıkmış, onu da merak etmedim değil!
Ve ojeler.
Oje de denmez belki, aksesuvar aslında.
Renkli, tüylü ve hatta zincirli ojelerle tırnaklar bir başka duracak bu yıl.
O eller nasıl yıkanır, onu bilemedim tabii.
Kullanımı zor ama havalı olduğu kesin.

Çok çalışıyoruz

İyi bir anne-baba olmak, çocuk yetiştirmek bir iş.
Anne-babamıza iyi bir evlat olabilmek, sağlıklarıyla ilgilenmek, belli aralıklarla ziyaret etmek bir iş.
Arkadaşlıkları sürdürebilmek mesai istiyor, belli aralıklarla arayacak, dert dinleyecek, vakit geçireceksin, zor gününde yanında olacaksın, o da iş yani.
İyi bir ilişki, evlilik yürütmek iş, 24 saat mesai gerektiriyor, hem de en yorucusu ve belki de en zoru.
Sağlıklı kalabilmek için yapılan spor da bir iş, günde kaç adım koşacaksın, kaç saat salonda çalışacaksın? İş yani, zorunlu.
Sosyal medyamızı yönetmek bir iş, fotoğraf çekecek, yazı yazacak, paylaşacak doğru zaman bulacaksın.
Para kazandığımız iş zaten iş.
Hayatımız çalışmakla geçiyor.
Her şey işse bu hayatta, hayat ne?

Güvende değiliz

Selena Gomez’in hesabının hack’lenip, eski erkek arkadaşı Justin Bieber’ın çıplak fotoğraflarının ortaya dökülmesinin üstünden birkaç gün bile geçmeden Instagram yeni bir skandalla çalkalandı.
Tam 6 milyon popüler kullanıcının şifresi hack’lendi, telefon numaraları, e-mail hesapları ortalığa döküldü.
George Orwell’ın “1984”ü fazlasıyla gerçek olmuşken, sadece yaptıklarımıza değil artık saklamaya çalıştıklarımıza bile ulaşılıyor.
Hiçbir şeyimiz güven altında değil.
Bir şey yazarken, bir fotoğraf çekip yollarken 10 değil, 100 kere, 1000 kere düşünmek, tartmak lazım.

Yazının Orjinali

Otel odasında neler oldu!

Biz de arkadaşlarla aynı şeyi konuşuyorduk ve şöyle bir sonuca vardık.
Vatan’ın otel odasına gitmesiyle ilgili onca pis, rahatsız edici dedikodu dönüyordu.
O görüntüler yatakta olmadıklarının kanıtı oldu bir yerde.
Birilerinin ağzına laflarını tıkamış oldu.
Ben o görüntülerin ortalığa yayılmasına başta çok sinir olmuş ve öfkelenmiştim.
Ama sonra baktım ki isteyerek ya da değil, böyle bir amaca da hizmet etmiş oldular.
Her şerde bir hayır vardır diye boşuna demiyorlar.

Cumhurbaşkanımız evet derse

Barınakta, kafeste, kaderine terk edilmişti.
Şimdi ise sarayda yaşıyor.
Nemo, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron’un barınaktan sahiplendiği labrador cinsi köpeğin adı.
Bir süredir artık o da devlet protokolünün bir üyesi.
Cumhurbaşkanı ile birlikte Elysee Sarayı’nda ziyaretçileri karşılıyor.
Kedi ve köpeklerin ortamı yumuşatıcı, tansiyonu düşürücü, moral verici, sakinleştirici ve psikolojiye iyi gelen özellikleri olduğu biliniyor.
Sarayın bu yeni üyesi boşuna orada değil yani.
Ayrıca barınaktan alınması, kurtarılması da son derece anlamlı.
Birçok alt metni ve mesajı var…
Fransa’da 1969’da Cumhurbaşkanı olan George Pompidou’dan bu yana köpek sahiplenme geleneği tüm cumhurbaşkanları tarafından sürdürülüyor.
Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan’ın hayvan sevgisine bizzat şahit olmuş biri olarak diyorum ki, bizde de barınaktan bir kedi ya da köpek devlet protokolüne girse ne güzel olur.
Şahane bir mesaj ve örnek davranış olmaz mı?
Cumhurbaşkanımız “evet” desin, kurucu başkanı olduğum HAÇİKO olarak hemen sevgiye muhtaç bir yavrucakla buluşması için devreye girmeye hazırız.

Fatih’den yeni projeler

Fatih Ürek denince akla eğlencesi garantili sahne geliyor.
Gerçekten de öyle.
Sürekli hareket edip, üstüne bir de detone olmadan yapıyor sahnesini.
Seyirciyi de avucuna alıp öyle bir sallıyor ki, şaşkın ve mutlu bitiyor gece.
Fatih’le Jolly Joker Alaçatı konseri sonrası kuliste buluştuk.
Benim için sahnesi kadar oyunculuğu da değerli.
Bir dizi için görüşmeler yapıyormuş.
Ve dahası önemli bir müzikalde rol alma hazırlığındaymış.
Kısa zamanda izlemek dileğiyle diyorum.
Fatih’i izlediğim Jolly Joker Alaçatı sahnesi de enfes olmuş bu arada.
Yaz başından beri açık olan mekan 3 bin kişiye kadar alıyor.
Diğer Jolly Joker’lerden farklı, eller havaya bir kitle var Alaçatı’da.
Bayramda Koray Avcı, Berkay ve Yıldız Tilbe sahne alacak. Bu gece ise Hakan Altun buluşuyor sevenleriyle.

Otel odasında neler oldu

Yazının Orjinali

Böyle gitmemeliydin sevgili Vatan

Zeytinli Rock Festivali’ndeyken aldım canım arkadaşım, can dostum Vatan Şaşmaz’ın ölüm haberini.
Festivalin kalanını hatırlamıyorum desem yeridir.
Instagram’a birlikte poz verdiğimiz bu fotoğrafımızı koyarken Pentagram sahnede “Bir” adlı şarkısını söylüyordu.
“İnsanoğlu kendini arar / Dünya döner milim milim / Eğer göçüp gidersen bugün / Yarım kalan işin var senin” diyordu.
Haçiko’nun her özel gecesinde, balosunda, hiçbir karşılık beklemeden gönüllü olarak sunumu, açık artırmaları üstlenen hali geldi gözümün önüne.
Konu özellikle yardım, hayır işi olunca sahnede daha da devleşirdi.
Her buluşmamızda hem hayatı sorgular, masaya yatırır hem de bolca hayvanlardan söz ederdik.
Çok severdi hayvanları, köpeklerini…
Ölüm haberini duyunca ilk aklıma gelen geride bıraktığı hamile eşi ve köpeği oldu.
Birbirlerine destek olacaklardır, eminim.
Ama bu çok saçma bir veda oldu Vatan.
Daha yapacağımız o kadar çok şey, paylaşacağımız onca güzel gün varken hem de…
Mekanın cennet olsun güzel kalpli arkadaşım.
Seni hep o gülen yüzünle, kocaman kalbin ve yardımseverliğinle hatırlayacağım.

O polislere minnettarım

Kötü haberler, talihsizlikler bazen üst üste geliyor.
Vatan Şaşmaz’ın ölüm haberini aldığım gece Zeytinli’den İstanbul’a yola çıktım.
Algıda seçicilik herhalde.
Yol üstünde, kenarındaki kedi-köpekleri kimse görmez, ben görürüm.
İşte o gece de farların aydınlattığı karanlık yolda yatan beyaz bir kediyle göz göze geldik.
Duramadım, yanından geçtim.
Ama aklım kaldı geride.
Kafasını kaldırmıştı ama neden yatıyordu yolda?
İlk sapaktan U dönüşü yaptım.
Dörtlüleri yakıp onu arabamla siper ederek indim aşağı.
Kafası düşmüştü.
Yanından geçerken anlamamışım.
Ağzından kan geliyor ve can çekişiyordu.
Vatan’ın ölüm haberi, üzerine bu durum, sinirlerim daha fazla dayanamadı. Ağlar ve kedinin başında titremeye başlarken polis aracı durdu yanımda.
Edremit’teyim, yol bilmem, iz bilmem.
Polislerle birlikte açık veteriner aramaya başladık.
Büyük şehir olmadığı için hepsi belli saatten sonra kapalı tabii.
Yanımızda duran ambulans, biz bir şey yapamayız diye çekip gidince, çareyi kediyi arabaya alıp yakındaki devlet hastanesine götürmekte buldum.
Nöbetçi doktora “O da can, hastaneye almasanız da arabanın içinde bir baksanız en azından” diye yalvardığımı hatırlıyorum.
Onun “Ben anlamam” deyip dışarı bile çıkma zahmetinde bulunmadığını da.
İsimlerini tek tek yazacağım, çünkü devlet hastanesindeki ekipten, doktorlardan, ambulanstan çok daha insanca davrandılar.
Havran polis memurları Hüseyin Koltukçu, Mücahit Aydın ve adaşım trafik polisi Ömür Sever, saatlerce açık veteriner aradı ve kediyi bir an olsun yalnız bırakmadılar.
Büyük şehirler dışında, 24 saat açık veteriner bulmak imkansız ne yazık ki…
Keşke nöbetçi eczaneler gibi nöbetçi veterinerler de olsa.
Bulamadık beyaz miniğimizle ilgilenecek birini.
Zaten o da çok dayanamadı.
Melek oldu.
Beyaz meleği son yolculuğunda yalnız bırakmayan Hüseyin Koltukçu, Mücahit Aydın ve Ömür Sever’e bir kez daha teşekkür ediyor, il ve ilçelerde nöbetçi veterinerlik sistemine geçilmesi gerektiğini üzerine basa basa yazıyorum.
Haçiko olarak da bu acil gerekliliğin peşinde olacağız.

Yazının Orjinali