İlham kaynağı NASCAR pilotları

Renkli animasyonları, eğlenceli senaryosu ile hem küçüklere hem de büyüklere hitap eden bir film çünkü.
Ama “Cars 3”ün araba meraklılarını ilgilendiren bir başka özelliği daha var.
Film, biri tarihin ilk kadın pilotu olmak üzere NASCAR tarihine geçmiş üç önemli pilotun hikayesini anlatıyor.
Filmde Louise Barnstormer Nash adıyla tanıtılan karakter, “Yarışın First Lady”si olarak bilinen Louise Smith’in hikayesi.
1949 yılında Nascar’ı sadece izlemekle yetinmeyip yarışa katılan ilk kadın yarışçı olan Louise Smith, 7 yıllık Nascar kariyeri boyunca ailesinin yeni spor arabasını enkaza çevirmiş ama toplamda 38 yarış kazanmıştı.
“Cars 3”te kadroya yeni eklenen hızlı yarış arabalarından Hamilton’u Formula 1 pilotu Lewis Hamilton, Piston Kupası efsanesi Junior Midnight Moon’u Nascar efsanesi Junior Johnson olarak bilinen Robert Glenn Johnson seslendiriyor.
Karaktere hem ilham hem de sesini veren Johnson, 1950 ve 60’larda toplamda 50 Nascar yarışı kazanmanın yanı sıra kendi geliştirdiği “Junior Johnson Midnight Moon” markasıyla satılan yakıt ile de Nascar tarihine adını yazdırmış.
Filmin kararlı duruşu ve hiç vazgeçmeyen tutumu ile Piston Kupası’nın öncülerinden biri haline gelen Arabalar karakteri River Scott ise Nascar’ın zirve yarışı Grand National Series’i kazanan ilk Afro Amerikan yarışçı Wendell Scott’tan ilham almış.
Çocuklarıyla filme gidecek büyükler, bu dipnotları unutmasınlar.

Uyuşturucuda birinciyiz!

Türkiye ilk sırada diye başlayan haberler iyidir normalde, mutlu eder genelde.
Ama bu seferki öyle bir haber değil.
Pek bir üzücü.
Ajans Press’in haberine göre Türkiye, sentetik uyuşturucu kullanımına bağlı ölümlerde Avrupa ülkeleri arasında birinci.
BM Uyuşturucu ve Suç ile Mücadele Dairesi verilerine göre dünyada nüfusun yüzde 5’i, yani 250 milyon kişi uyuşturucu kullanıyor.
183 milyon kullanıcı ile esrar birinci sırada.
Onu amfetaminler izliyor.
Eroin ise Kuzey Amerika, Orta ve Batı Avrupa’da hızlı bir tırmanışa geçmiş durumda.
En kötüsü Türkiye’de de uyuşturucu kullanımı tehlikeli boyutlara erişti.
Birinci olduğumuz sentetik uyuşturucunun en yaygını olan bonzainin bu kadar çok kullanılmasının nedeni tabii ki kolay ulaşılır ve ucuz olması.
Tabloya bakınca, dünya çapındaki araştırmada birinci çıktığımız uyuşturucu konusunda bilgilendirme ve önlemler şart gibi görünüyor.
Özellikle okullarda kampanyalar yapılması, satış ve temin etme konusunun üzerine daha çok gidilmesi gerek.
Hiç hoş bir birincilikten söz etmiyoruz çünkü.

Ayşe Gökkuşağı Köprüsü’nde

Biz değerli bir yazarı, ben ise hayvansever bir dostumu kaybettim.
Ayşe Aral, nam-ı diğer Yetiş Ayşe, hayvanların da imdadına yetişen güzel kalpli bir hayvanseverdi.
Kah Beykoz Barınağı’na gider köpek sahiplenir, kah yolda bulduğu kediye sahip çıkar, kah yazılarıyla hayvan haklarına dikkat çekerdi.
Yalnızlığına, dertlerine en iyi gelenlerin hayvanlar olduğunu söyler dururdu.
Ben Ayşe’nin Gökkuşağı Köprüsü’nde, kaybettiği hayvanlarla buluştuğunu ve onlarla birlikte bizleri izlemekte olduğunu düşünüyorum.
Hiç merak etme arkadaşım, burada biz hayvanlara göz kulak olmaya, haklarını savunmaya devam edeceğiz.

Yazının Orjinali

İşte Ömer Koç’un tavsiyesi

Başta Ömer Koç olmak üzere tüm konuşmacıların ortak bir cümlesi ve tavsiyesi vardı yeni mezunlara: “Başarılı olmak istiyorsanız sevdiğiniz işi yapın…”
Kesinlikle doğru.
Bin küsur yeni mezundan kaçı gerçekten sevdiği işi yapacak bilemiyorum.
Ama en azından yaptıkları işi sevmeyi deneyeceklerini, olmazsa da sevecekleri şeylere yöneleceklerini tahmin edebiliyorum.
Hepsinde bu zekayı, bu özgüveni gördüm o gün.
Hava durumuna karşı tedbir alıp, velilerle birlikte yaklaşık 6 bin kişi için yağmurluk tedarik eden üniversite yönetimini de ayrıca tebrik ediyorum.
Bir başka tebrik de Anadolu Bursiyerleri programı ile durumu iyi olmayan başarılı öğrencilere burs ve okuma imkanı sağlayan mezunlar derneğine.
Belli bir gelir düzeyine erişen mezunların bağışlarıyla Anadolu’nun çeşitli illerinden gelen başarılı öğrenciler de Koç mezunu olabiliyor.
Tayga’nın da bir Koç mezunu olarak ileride Anadolu Bursiyerleri programına yardım edeceğinden hiç şüphem yok.

İşte Ömer Koç’un tavsiyesi

Balık tutmayı öğrettiler

Bizdeki yerel markalar ve yabancıların buradaki şubeleri pek hayırsever olmadığından böyle haberlere alışık değiliz, bilmiyoruz.
Ama normalde şirketlerin büyüklüğü, gücü, marka değeri kazandıklarının bir bölümünü hayır işlerine harcamalarından, dernek ve vakıflarla işbirliği içinde olmalarından geliyor.
Ve adam gibi şirketler bunu sık sık yapıyor.
Kazandığının bir kısmını ihtiyacı olanla paylaşmak, insanların da şirketlerin de boynunun borcu ne de olsa.
Bunun en güzel örneğini Toyota, kısa süre önce farklı bir yöntemle Amerika’da gerçekleştirdi.
Doğrudan para vermek yerine iş gücünü hizmet olarak vererek bir hayır kurumuna verimlilik bağışladı.
Yani balık vereceğine balık tutmayı öğretti.
Nasıl mı?
New York’ta bir aşevi gibi hizmet veren ve pek çok şirketten bağış alan The Food Bank normalde senede 1,5 milyon evsizi doyuruyor.
Toyota kendi mühendislerini buraya göndererek The Food Bank’in verimliliğini artırdı.
Kişi başına yemek için bekleme süresini 90 dakikadan 18 dakikaya, erzak çantası hazırlama süresini ise 3 dakikadan 11 saniyeye indirdi.
Dernek ve vakıflara fayda sağlayan, yardım eden her şirket değerine değer katıyor.
Toyota’yı tebrik ediyorum.

Köpekle vapura binemeyecek miyiz?

Yeter artık! Nedir bu hayvanların ve evcil hayvan sahiplerinin çektiği!
Köpekle deniz yolculuğu yapmak işkence haline geldi.
Yeni çıkan kurallara göre şehir içi vapurlarda köpeklere ağızlık takılması isteniyor. Yetmiyor gibi bir de kafese konulmaları gerekiyor.
Hem ağızlık tak, hem kafese koy.
Vapura köpeğinizle binmeyin diyorlar yani.
Arabanız yok diyelim, köpeğinizle karşıya bu şartlarda mı geçeceksiniz?
Ya da diyelim ki adaya gidiyorsunuz, bu mudur size ve köpeğinize reva görülen?
İDO’da İstanbul-Bandırma arasında evcil hayvan bölümünde seyahat etmeye zorlanan ve Bandırma’ya gelindiğinde öldüğü anlaşılan Sushi adlı köpek ayrı bir yazı konusu.
Çocuğunu kaybeden ailenin acısını paylaşıyor, davalarının arkasında olduğumu bilmelerini istiyorum.
Hep birlikte otopsi raporunun çıkmasını bekliyoruz.

Yazının Orjinali

Biri Katy Perry’yi gözetliyor

Bildiğiniz üzere şarkı ve albüm tanıtımları giderek zorlaşıyor.
Hem Türkiye’de hem de dünyada insanların ilgisini çekmek artık hiç kolay değil.
Bu da yaratıcı zeka ürünü yeni yöntemleri beraberinde getiriyor tabii.
Bakınız, kısacık saçlı yeni imajı eleştiri üzerine eleştiri alan Katy Perry son albümünü
tanıtmak için evden 48 saat boyunca canlı yayın yaptı.
Yani evin dört bir yanına yerleştirilmiş beş kamera ile Youtube üzerinden resmen kendini gözetletti.
Hatta sadece kendini değil evine çağırdığı ünlüleri de albüm tanıtımı için kullanmış oldu.
Ünlü şef Gordon Ramsey ile mutfakta yemek yaptı.
Cosmos’un sunucusu ünlü astrofizikçi Neil deGrasse Tyson’la sohbet etti.
Canlı yayını izleyenler o arada sık sık yeni albümün şarkılarını da dinlemiş oldu.
Katy Perry’nin bu son hamlesinden sonra, tanıtım ve PR konusunda “Var mı artıran!” diyorum.
Bu sorunun cevabını beklerken şunu da merak etmiyor değilim; bakalım bizde evini canlı yayınla gözetleten ilk ünlü kim olacak?

İki kişiyle film mi çekilir!

Adamlar iki kişiyle film çekiyor
Biz de ağzımız açık, heyecan içinde izliyoruz.
Yarın vizyona girecek olan Doug Liman imzalı “The Wall” filminden söz ediyorum.
“The Bourne Identity”, “Mr. & Mrs. Smith” ve “Jumper” gibi filmlerin usta yönetmeni Liman, Irak’ta aralarında sadece bir duvar olan bir keskin nişancı ile Amerikalı askerin gerilimli hikayesini anlatıyor.
Bu bir savaş değil, bir zeka oyunu filmi.
Sadece sesini duyduğumuz “Ölüm Meleği” lakaplı Iraklı keskin nişancı, Aaron Taylor Johnson’ın canlandırdığı Amerikalı askerle kedi fare oyunu oynuyor.
Susuz, yaralı, bitkin askere bir de psikolojik şiddet uyguluyor.
Aaron Taylor Johnson, tek başına filmi sırtlamış.
Doug Liman ile iyi bir oyuncu-yönetmen ikilisi oluşturmuşlar.
Bu hafta sonu, psikolojik gerilim ve savaş filmlerinden hoşlananlar “The Wall”a, animasyon sevenler ise haftanın bir diğer iddialı yapımı “Cars 3”e gidebilirler.

Bunları bilin

Kedinize Aspirin, köpeğe ise çikolata vermeyin.
Dokuz canlı olarak bilinen kedilerin mideleri sandığınızdan çok daha hassas ve bilinenin aksine insanlar için kullanılan ilaçlar onları kolaylıkla ölüme götürebiliyor.
Tatlıya bayılan köpeklere ise özellikle teobramin içeren çikolata asla yedirilmemeli.

Yazının Orjinali

Kadınlar daha güçlü

Nereden çıktı diyeceksiniz?
Şöyle; yapılan araştırmalara göre kadınlar hastalıklarla baş etme, uzun yaşama konusunda erkeklerden daha öndeler.
Geçmişten günümüze, dünya genelinde yapılan araştırmalar, kadınların erkeklerden 5-6 yıl daha uzun yaşadığını ortaya koydu.
Bu daha doğuştan gelen bir dayanıklılık.
Doğduğu gün ölen bebeklere bakıldığında, kızların yüzde 10 daha fazla hayata tutunan taraf olduğunu görüyoruz.
Anne karnında, plasentada bile kız bebekler daha torpilli.
Bu torpil yaşamı uzatma konusunda da etkisini gösteriyor.
Bu da demek oluyor ki evliliklerde kadın erkekten büyük olursa, birlikte yaşlanma şansları daha yüksek.
Diğer türlü kadınların son yıllarını yalnız geçirmesi kuvvetle muhtemel oluyor.
Not: Şu anda dünyada 110 yaşını geçmiş 43 kişi var. Bunlardan 42’si kadın!

Armağan Çağlayan yapar mı acaba?

Geçtiğimiz hafta Kanal D’nin projelerden sorumlu genel müdür yardımcısı görevine getirilen Armağan Çağlayan’ın teve2’de “Hepsi Bugün Oldu” adlı bir programı vardı.
Zamanında ben de konuk olmuş, ele aldığı konulara, işleyiş şekline, hızlı kurgusuna bayılmış, çok da keyif almıştım.
Sadece konuk olmaktan değil, izlemekten de keyif aldığım bir programdı.
Bitmesine üzülmüştüm doğrusu.
Hani diyorum, Kanal D’de başlar mı acaba?
Başlasa ne de güzel olur…

Ataşehir’den bir rica

Ataşehir Belediyesi’ne bağlı İnönü Mahallesi’nden acil yardım çağrısı aldım.
Bu yolda araçlar öyle hızlı gidiyorlarmış ki, çoluk, çocuk, kedi, köpek yoldan geçen herkes tehlike altındaymış.
İnönü Mahallesi sakinleri buraya kasis konulmasını istiyorlar.
Ben de aracı oluyorum.
Ataşehir Belediyesi sesimizi duyar sanırım.

Antalya’da fiyatlar

Çocukluk arkadaşım Seda Keskin bir süredir Antalya’da yaşıyor.
Beni de her gittiğimde gezdiriyor sağ olsun.
Bu kez Kundu bölgesinde genelde turistlerin alışveriş yaptığı dükkanları görelim dedik.
Her şey euro ile satılıyor.
100 euro’dan aşağı jean pantolon yok mesela.
Mağaza sahibine “Nereden alıyorsunuz bunları?” diye sordum.
İstanbul’a gelip Mahmutpaşa ve Sirkeci’deki dükkanlardan alıyorlarmış.
Burada 20 euro’luk pantolon orada turiste oluyor 100 euro.
Ama o turist de Antalya’ya o kadar ucuza geliyor ki, inanamazsınız.
Antalya-Londra arası 45 pound’a uçak bileti olduğunu biliyor muydunuz?
Biz İstanbul’dan Antalya’ya o fiyata uçamıyoruz!

Yazının Orjinali

Baltalar elimizde

Nerede?
Hangi ülkede?
Çocukken hepimize “Baltalar elimizde, uzun ip belimizde, biz gideriz ormana hey ormana” diye şarkılar söyletilen ülkede!
Çocuk yaşta balta, ağaç kesme ve katliamla tanıştırıldığımız ülkede.
Bu kafalara rağmen zeytin ağaçları kesilmesin diyebilen cesur yürekler, güzel ruhlar var neyse ki…
Baltalar ellerinde ormana gidenlere karşı!
Not:
Bütün kalbimle “Baltalar Elimizde” şarkısını unutmayı ve unutturmayı diliyorum.
Zeytinliklerin de yaşamasını…

Arda özür dilemeli

Arda Turan’ın özel hayatından futboluna her şeyini didikledik.
Belki de çok fazla üstüne gittik.
Sinirlerini yıprattık.
Kabul, hepsine kabul.
Ama birine saldırmanın.
Babası yaşında birine saldırmanın.
Bir gazeteciye saldırmanın hiçbir kabulü yok.
Herkes hata yapar, hatalar telafi edilebilir.
Arda bir an önce özür dilemeli.
Geçen yıl Hırvatistan yenilgisinin ardından “Kendi adıma Türk halkından özür diliyorum” dediyse, bunu da demeli.

O gazeteci Arda’nın babasıyla çalışmış

Milliyet Cadde Haber Müdürü Abdullah Malkoç söyledi: Arda’nın babası Adnan Turan, onun küfür edip saldırdığı gazeteci Bilal Meşe’yle birlikte mesai yapmış. Nasıl yani dedim!
Adnan Bey, çocuklarına cep harçlığı verebilmek için bir dönem gazetede taşeron şoförlük yapıyormuş.
Yani muhabirleri, yazarları, fotoğrafçıları arabasıyla işten eve, gazeteden işe, evden gazeteye götürüyormuş.
Bilal Meşe 44 yıllık gazeteci.
İlla ki denk gelmişlerdir, sohbet etmişlerdir.
Ve eminim şu anda o da oğlunun yaptığı çirkin hareketten dolayı üzüntü içindedir.

Tanrı misafirleri

Bir başka yazımda size Aysun ve Ali Kocatepe’nin muhteşem “Sabahattin Ali 110 Yaşında” konserlerini anlatacağım.
Sahnede birlikte müthiş bir iş yapıyorlar.
Ama şu anda başka acil bir durum var.
Kocatepe çifti bahçelerinde ve sokakta 6 kedi, 5 köpek besliyor.
Dişilerin hepsini kısırlaştırmışlar.
Ama yeni bir
dişi evlerinin
yanındaki ormanlık arazide 7 yavru doğurmuş.
Başkası olsa ilgilenmez belki.
Ya da belediyeyi arar.
Onlar ise tanrı misafiri demişler, yavrularla birlikte anneyi de bahçelerine almışlar.
7 yavrudan bir tanesini sahiplendirmişler.
Geriye kalmış 2,5 aylık, 4’ü erkek, 2’si dişi 6 yavru.
Ezilmesinler, aç, susuz kalmasınlar diye dışarı bırakamıyorlar ve dolayısıyla evde nöbetteler.
Hayvan sayısı sınırı aştığı için de birbirinden tatlı bu 6 kırma bebeği onlara ömürlük arkadaş, yuva, dost olacak birilerine sahiplendirmek istiyorlar.
Bahçeli evi olanlar iki kardeş de sahiplenebilirler.
Şahane olur.
6 minik için irtibat numarası 0533 818 08 58…
Pet shop’tan almayın, Aysun ve Ali Kocatepe’nin bahçesinden sahiplenin derim.

Baltalar elimizde

Yazının Orjinali

Rekor kimde?

Boşanmalar ve yeni aşk dedikoduları, her şeyden çok konuşuluyor ve gündem oluyor.
Bakınız Mustafa Ceceli.
Geçen ayki Interpress basında en çok çıkanlar verilerine göre; “Arif v 216” ve kadrosuna aldığı ünlülerle neredeyse her gün yeni bir haberi çıkan Cem Yılmaz’ı geride bırakarak ilk sıraya oturdu.
Üçüncü sıra, bir ihanet haberiyle gündeme gelen Murat Boz’un.
Sezen Aksu dördüncü sırada, hem “İhanetten Geri Kalan” şarkısıyla hem de müzisyenlerin verdikleri röportajlarda kendisinden sıkça söz etmesi sebebiyle.
Beşinci sırada Murat Boz haberlerinin diğer ünlüsü, diğer yarısı Aslı Enver var. Dizisi değil ilişkisiyle tabii.
Reklamın iyisi kötüsü, işi özel hayatı olur mu tartışmaları işte bu noktada başlayabilir.
Dedikoduya, aldatma, boşanma haberlerine bayılan halkımıza rağmen, özel hayatla değil işleriyle ilk 5’e giren, gündeme oturan Cem Yılmaz ve Sezen Aksu’yu da ayrıca tebrik etmeli.

Hoş geldin İzmir

Yılmaz Vural hocayı çok severim.
Rıza Kocaoğlu’nu da.
Yılmaz Hoca’nın teknik direktörlüğünü yaptığı Göztepe’nin birinci lige çıkmasıyla sevinçten çıldıran, sahada parendeler atan, çevik kuvvete sarılan Göztepeli Rıza Kocaoğlu’nu izlerken pek bir mutlu oldum.
Rıza, yıllar önce yaptığımız röportajda “Tek taraflı ve çok sevmeyi Göztepe’den öğrendim” demiş ve bana o meşhur “İsyan” marşını dinletmişti.
Babası Göztepe’nin eski amigolarından Başbakan İsmail.
Rıza’nın bir amigo edasıyla sahaya inip taraftara üçlü çektirmesine şaşmamak lazım yani.
Bir İzmir takımının birinci ligde olması da ayrı bir mana ve güzellik taşıyor benim gözümde.
Hoş geldin İzmir.
Hoş geldin Göztepe.

Hakan Aysev Akademi

Geçenlerde Büyük Anadolu Girne Oteli’nde Metin Özülkü ve Hakan Aysev ile sahne sonrası uzun uzun sohbet ettik.
Bir süre önce Urla’dan Antalya’ya taşınan Hakan, Lara’da Hakan Aysev Akademi’yi açmış.
Şan, bale, drama, resim, piyano, keman ve gitar dallarında eğitim veren okulda kendisi de ders veriyor.
Kışın ana müfredata geçecek olan okul, yazın Antalya’da olacak çocuklara özel müfredatla eğitim verecekmiş.
Haftanın 5 günü 6 saat açık olacak okul, bunaltıcı yaz sıcağına sanatla serinletecek.
Türkiye’nin en özel seslerinden, opera sanatçısı Hakan Aysev, İstanbul’dan uzakta genç yetenekler yetiştirmek için kolları sıvamış anlayacağınız.
Antalya’da sanatla yetişmek, yoğrulmak isteyenler gerçekten çok şanslı.

Çok güldüm

* Yılmaz Erdoğan’ın “Duydum ki Eser pavyon açmış, oysa bana ev tuttum demişti” diye Eser Yenenler’i diline dolamasına…
* Ramazan ayı boyunca sabaha karşı yatıp akşam kalkarak oruç tutanlara “Orucu uykuya tutturdun” diye takılan hazırcevaplara…

Yazının Orjinali

Bitmiş Aşklar Müzesi

Sadece hatıralar değil.
Eşyalar da kalır bazen.
Bu eşyaların toplanıp sergilenmesi şahane bir fikir.
Biten ilişkilerden kalan eşyaların bulunduğu Bitmiş İlişkiler Müzesi, Zagreb ve Los Angeles’ta var.
İşte fotoğraf sanatçısı, Pomus Creative’in kurucu ortağı Murathan Özbek’in “Bitmiş Aşklar Müzesi” adlı kısa filminin ana fikri bu müzelerden çıkmış.
Yoğun duygular kısa bir filmde nasıl anlatılır diye düşünmeyin sakın.
“Duyguların uzunu kısası olmaz” diyor Murathan ve çok doğru söylüyor.
Filminde hayali aşkları, gerçek aşkın saflığını anlatmış Murathan.
Ve işin en çekici tarafı, bunu muhteşem görüntülerle perdeye yansıtmış.
Sonuçta iyi bir fotoğraf sanatçısından söz ediyoruz.
70 kişilik kadrosunda (ki bu bir kısa film için rekora yakın bir sayı) Gün Koper, Ahmet Rıfat Şungar ve Büşra Develi’nin başrollerinde olduğu “Bitmiş Aşklar Müzesi”ni izlerken, fotoğraftaki başarısını sinemanın her karesinde hissettiren Nuri Bilge Ceylan geldi aklıma.
Filmin muhteşem görselliğinde, dinginliğinde kaybettim kendimi.
Senaryosunu Can Deniz Atıcı ve Ediz Anavi’nin kaleme aldığı “Bitmiş Aşklar Müzesi”, yerli film festivallerinin yanı sıra Toronto ve Locarno Film Festivalleri’ne başvurusunu yapmış, Venedik’ten de haber bekliyor.
“Bitmiş Aşklar Müzesi”nin hem yurtiçi hem de yurtdışında ses getireceğini ve adını sıkça duyacağımızı düşünüyorum.
Yolu açık olsun.

İlahi Beşiktaşlılar!

Salı günü Fenerbahçe bayrağını yakan bir grup Beşiktaşlı taraftarı eleştirdim diye, bir grup Beşiktaşlı taraftar da beni eleştirdi.
Yok efendim nasıl böyle yazarmışım, geçen yıl da Fenerbahçeliler bizim bayrağımızı yakmış!
Yanlışa yanlışla karşılık vermek ne zaman geçer akçe oldu arkadaşlar?
Olayı kan davasına dönüştürmek de ne oluyor?
Onlar geçen yıl ayıp etti, bu yıl aynı ayıbı biz yapmasak daha iyi değil miydi?
Keşke iki olay da hiç yaşanmasaydı.
Ben bir Beşiktaş taraftarı olarak yaşananlardan dolayı duyduğum üzüntüyü bir kez daha dile getiriyorum.
Ve şimdi artık bırakalım bunları, bu hafta sonu kaldıracağımız kupanın, şampiyonluğumuz tadını çıkaralım diyorum.
Hiçbir şeyin bu mutluluğa gölge düşürmesine izin vermeyelim.

Dikenli tuzaklar jiletli teller

İnsanlık öldü, ağlayanı bile yok.
Bakırköy Capacity AVM’den sosyal medyaya sızan bir fotoğrafla kuşlara karşı kurulan dikenli tuzakların varlığı bir kez daha su yüzüne çıkmış oldu.
Kuşlar binalarına konamasın istiyorlar.
Hayvanların doğal alanlarına betonlar dik, yeşil alan bırakma, sonra da tuzak kur.
Tam bizlik!
Zincirlikuyu Mezarlığı’nda kedilere karşı örülen jiletli teller de bir başka vicdansızlık örneği.
Ne korkunç bir şey.
Orada yatan hayvanseverlerin kemikleri sızlıyordur.
Anlayamıyorum gerçekten de, insanoğlu ne zaman bu kadar kötü oldu!

Tunceli’den mesaj var

Tunceli’nin Çemişgezek ilçesinde belediyede çalışan Rukiye Yılmaz’dan bir mail geldi.
Sokakta kedi ve köpeklerin beslenmesini, hasta ve zor durumda olanların belediye tarafından yapılacak barınağa alınarak tedavi edilmesini istediğini yazmış.
Buradan yazmış olayım, sesi daha iyi duyulur belki.

Yazının Orjinali

Bir Beşiktaşlı olarak utandım

Pek bir mutluydum.
Ama aynı gece öyle bir olay yaşandı ki, bir Beşiktaşlı olarak utandım.
Duyanlar vardır, bir grup Beşiktaş taraftarı köprüdeki Fenerbahçe bayrağını yaktı.
İnanılır gibi değil.
Sen şampiyon olmuşsun, edebinle, adabınla kutlamalarını yapsana, başka bir takımın bayrağını yakmak ne oluyor!
Fenerbahçe, geçen hafta basketbol takımının Avrupa şampiyonluğunun ardından asmıştı o bayrağı köprüye.
Ki bir Türk takımının bu başarısı beni de son derece sevindirmiş, gururlandırmıştı.
Bu bayrağı yakanları gerçekten anlayamıyor ve ayıplıyorum.
Beşiktaşlı olmak bu değil bence.
Olmadı, yakışmadı.

İnsan ölse
devam eder miydi?

Her yıl pek çok köpeğin yaralanması ve ölmesiyle sonuçlanan Iditarod Kızaklı Köpek Yarışları, sponsorların da destekleriyle yine yapıldı.
Kar ve buzların üzerinde, rüzgara, dondurucu soğuğa (bazen eksi 40’ları buluyor) karşı, insan yüklü kızakları çeken köpekler 1770 km. yol kat ediyor.
Hem de bu yolu iki haftadan kısa bir sürede bitirmek zorundalar.
Yarışı kazanan ve ödül alan, yemek, içmek ve kızakta oturmaktan başka bir şey yapmayan insanlar oluyor tabii.
Bütün işi yapan, eziyeti çeken hayvanlar, kazanan insanlar.
Ne kadar tanıdık bir cümle öyle değil mi!
1973 yılından bu yana bu yarışlarda 150 köpek hayatını kaybetti.
Bu da her yıl üç köpekten fazlası demek oluyor.
Yarışlara hazırlanırken ya da yarışın hemen sonrasında ölenler hariç tabii. Ölmeyenlerde ise kas yırtılmaları, kırık kemikler, zincire bağlı esir hayatı devam ediyor.
Peki bu ölümler ve işkenceler köpeklerin değil insanların başına gelseydi, bu yarışlar hâlâ devam ediyor olabilir miydi sizce?
Tabii ki hayır.
Iditarod’un tüm sponsorları bu eziyetten, ölümlerden sorumlu…

Bir Beşiktaşlı olarak utandım

Eko Kamera İş Başında

Çevreye, doğaya o kadar kötü davranıyoruz ki, çevre için bir şeyler yapanları yürekten alkışlıyorum.
Kadıköy Belediyesi Çevre Festivali kapsamındaki Eko Kamera İş Başında Kısa Film Yarışması bu anlamda çok özeldi.
Hepsi birbirinden değerli 100’e yakın film katıldı yarışmaya.
Birincilik ödülü İdil Ar Uçaner’in “Bahçe” adlı animasyonuna verildi.
Sadece derece alanları değil, çevreye duyarlı tüm yarışmacıları tebrik ediyorum.

Yazının Orjinali