Grammy de #metoo dedi

Yani bu yıl törene ülkemizden de ilgi büyüktü.
Sinema dünyasından sonra müzik dünyası da taciz skandalına karşı yaratılan #metoo hareketine destek verdi.
Kesha, kendisine tacizde bulunduğu ve tecavüz ettiği iddiasıyla prodüktörüne karşı açtığı davanın ardından Grammy canlı yayınında ünlü isimleri de yanına alarak Praying şarkısını #metoo hareketi için söyledi.
Ünlü isimler kırmızı halıya taciz mağdurları için taşıdıkları ve “umut, barış, sempati ve direnişi” simgelediğini söyledikleri beyaz güllerle katıldı.
Lady Gaga ödül alamasa da piyanosuna da kendisiyle aynı kıyafeti giydirdi, hem çaldı hem söyledi.
Sting, törende “Englishman in New York”u söyleyerek şarkının sözlerinin hakkını bir kez daha verdi.
Bruno Mars ve Rihanna dans şovu yaptı.
Hatta kendi dansçılarından bile daha iyi dans ettiler.
Herkes YouTube’da 4.756.589.546 kez tıklanan, radyolarda her beş dakikada bir çalan, farklı dillerde de söylenen Despacito’nun Grammy’yi neden alamadığını tartışa dursun Bruno Mars, Kendrick Lamar ve Jay-Z’yi üzerek ödüllleri aldı.
Mars’ın 1.152.713.470 kez tıklanan That’s What I Like şarkısı “yılın şarkısı” olurken şarkıcı evine 6 Grammy götürdü.
Yani şöyle diyoruz, bu yıl Grammy eşittir Bruno Mars.

Grammy de #metoo dedi

Grammy mi Oscar mı?

Müzik dünyası saçma giyiniyor.
Siz çılgın da diyebilirsiniz ama bana bu kadarı da saçma, hatta özensiz geldi.
Grammy’deki kırmızı halıyı izlerken buna bir kez daha emin oldum.
Oscar ve Altın Küre’yle, yani sinema dünyasıyla kıyasladığımda arada bir uçurum var.
Ve bu haliyle müzik dünyası hayli kalitesiz duruyor.
Miley Cyrus ayakkabıları hariç sıradandı.
Lana Del Rey, şık bulanlar olsa da, bence pek klasik ve demode görünüyordu.
Rita Ora ve Katie Holmes siyahlar içinde fena değillerdi.
Göz alıcı ve şık duran Eve’in Naeem Khan imzalı takımını bir kenara koyuyorum.
Bir de kırmızı halıda daha özenli ve göz alıcı olan erkekleri.

Grammy de #metoo dedi

Ve Lady Gaga…
“Ben Grammy kazandım” kıyafetini kırmızı halıya giymiş, kuyruğuyla bütün tozları süpürdü.
Kırmızı halısı korkunç da olsa piyanoyu saran bembeyaz sahne kıyafeti hoştu ama hakkını yemeyeyim.

Ve kilolar

Artık kimse kilo almaktan korkmasın.
Grammy, kilolu olmayı trend haline getirmiş resmen.
Lady Gaga ve Rihanna şişmiş de şişmiş.
O kadar dansa ve zıplamaya rağmen hem de.
Hürriyet, Grammy sabahı internet sayfasında “Rihanna’dan vahşi şov” diye başlık atmıştı.
Ben “kilolu şov” olarak değiştiriyorum.

Grammy de #metoo dedi
Kilo alınca haklı olarak, kiloda en iyi görünen detaya, göğüs dekoltesine yüklenen bir kıyafet seçmiş Rihanna.
Dünya starları, en önemli ödül töreni öncesinde bile rahatça yemekten vazgeçmeyip, izleyici ve ekran önüne böyle çıkıyorsa sorun kalmamıştır diyebiliriz.
Hepimize afiyet olsun.

Yazının Orjinali

Ünye böreği Kıbrıs reçeli Rize çayı

Geçenlerde ziyafete gittiğimde “Sen fuara gel, asıl su börekleri Ünye’den taze taze gelecek” dedi.
Ben de ilk gününde soluğu, bu yıl 20’ncisi düzenlenen EMITT Turizm Fuarı’nda almaya karar verdim.
Yani siz bu yazıyı okurken ben EMITT’te farklı illerden, ülkelerden farklı lezzetler tadıyor olacağım.
Ünye Belediyesi Başkan Yardımcısı Erhan Eren’den fuarın içinde inşa ettikleri evde
sadece su böreği değil Ünye lokumu ve kıvırma da (şerbeti olmayan bir tatlıymış, deneyip göreceğiz) olacağını öğrendim.
Geçen yıllarda Japonya standında soyalı mısır ızgara bile varmış…
Kıbrıs standında envai çeşit reçel…
Rize standında
ise çayların en güzeli…
Ve daha niceleri…
Stantları gezmek kolay, kilo almamak zor olacak.

Yerli turist eski konforu bulamayacak

EMITT’te ülkelerin, illerin yöresel ürünleri ve turistik cazibeleri sunulurken, oteller de tanıtım yapıyor.
Yani burada turizmin bu yılki nabzının nasıl attığı konusunda sağlam bir veri tabanı oluşmakta.
En çok merak edilen iç-dış turizm arasındaki dengenin bu yıl nasıl olacağı.
ETS’nin genel müdür yardımcısı Suat Özbek’e fuarı ve 2018 beklentilerini sordum.
İyi haberler verdi, özellikle yurtdışından gelen taleplerde olumlu sinyaller olduğunu söyledi.
Geçen yılla karşılaştırıldığında, özellikle İngiltere pazarında 3-4 katı fazla satış var.
Bunda Pound’un Euro’ya karşı değer kaybetmesinin etkisi büyük.
Türk pazarı böylelikle İngilizler için Avrupa’ya oranla daha avantajlı hale geldi.
Belçika ve Hollandalı turist sayısında da yüzde 40 artış, Almanya’da ise hareketlilik söz konusu.
Rus turistlerin de özellikle Antalya’yı yeniden mesken tutması bekleniyor.
İşte bu noktada yerli turiste bir uyarıda bulunmak gerek.
Kur farkından dolayı Türkiye’deki otel fiyatlarında geçen yıla oranla artış olması kaçınılmaz.
Dahası yabancı turist sayısındaki yükseliş nedeniyle yerli turist son iki yılda yaşadığı konforu, son dakika kolaylıklarını da bulamayacak.
Tavsiyem, hazır erken rezervasyon sigortası varken elinizi çabuk tutmanız, fiyatlar daha uygun ve yer de müsaitken tatil planlarınızı netleştirmeniz.
Erken rezervasyon sigortası şahane bir şey.
Son anda vazgeçseniz bile riski minimuma indiriyor.
Bu sayede ayrılan yerler 3 gün öncesine kadar, sadece yüzde 1 zararla iptal
edilebiliyor.
Erken rezervasyon yapmamak için bir neden bırakmıyor.

Bu Ölümlü Dünya’yı görün

Fragmanı izlediğimde şaşırmış, işte Türk sinemasında hiç alışık olmadığımız farklı, absürt bir komedi anlayışı demiştim.
Benim gibi merakla, sabırsızlıkla bekleyeni de çoktu Ölümlü Dünya’nın.
Bunda Ali Atay’ın bir önceki filmi Limonata’nın da etkisi büyük tabii.
Bir de eli silahlı kadroya bakalım; Ahmet Mümtaz Taylan, Alper Kul, Sarp Apak, Feyyaz Yiğit, Doğu Demirkol…
Sağlam adamlar geçidi…
Filmi basın gösteriminde izledim.
Yarın siz de göreceksiniz, çok güleceksiniz, hızlı tempo sayesinde nabzınızın atışı değişecek, pek çok sahnede oyunculuklara hayran kalacak, sıra dışı anlatım dilinden etkilenecek, Türk sineması adına umutlanacaksınız.
Feyyaz Yiğit öyle bir döktürmüş ki, izlemeye doyulmuyor.
Meltem Kaptan ve İrem Sak’ın arabadaki diyaloğu enfes.
Alper Kul’un bankadan sesli şifreyle para çekmeye çalışma sahnesindeki kahkahalar hâlâ kulaklarımda; Mermer Merve’yle yıktı geçti ortalığı.
Ölümlü Dünya yarın vizyona giriyor, tavsiyeler tavsiyesi.

Yazının Orjinali

Kırklareli’nde Atatürk Evi açıldı

Babam, Atatürk rozetini yakasından eksik etmeyen bir Atatürk sevdalısı.
Bizi de öyle yetiştirdi.
İyi ki de öyle yaptı.
Doğru, dürüst, çalışkan, adil ve sevgi dolu olmamda en büyük etkenin bu olduğunu düşünüyorum.
Ve sanırım duygusal olmamın da…
Kırklareli’nde geçen hafta açılan Atatürk Evi’nden içeri girerken gözlerimin dolması bundandı.
Kırklareli Belediye Başkanı Mehmet Siyam Kesimoğlu da aynı benim gibi bir Selanik göçmeni ve Atatürk aşığı.
Onun bu aşkı en çok Kırklareli’ne yaramış.
Tüm Türkiye’de ilk ve tek olmalarını sağlayacak bir fikirle gelmiş Mehmet başkan.
Ulu önder Mustafa Kemal Atatürk’ün 1881 yılında Selanik’te doğduğu evin birebir aynısını Kırklareli’nde inşa etmeye karar vermiş.
Hiçbir yerden yardım almadan, kendi imkanlarıyla, halkın da desteği ile müze olarak gezilecek bu evi yapmışlar.
Geçen hafta açılışını gerçekleştirdiler.
Selanik’e gidemeyecek olanlar, ülke sınırları içinde de Atamızın evini gezebilecek artık.
Atatürk evi pazartesi hariç haftanın altı günü 09.30-17.30 saatleri arasında ücretsiz ziyarete açık.

Kırklareli’nde Atatürk Evi açıldıAtatürk’ün evinde ilk fotoğraf
Ahmet Fevzi Kenter, Kırklareli Belediye Başkanı Mehmet Siyam Kesimoğlu, Atatürk, Kırklareli Valisi Orhan Çiftçi

Ahmet amca hepimizi ağlattı
“Mutlu insanlar kenti Kırklareli’nde yaşayanların nabzı Mustafa Kemal diye atıyor” diye boşuna demiyorlar.
Buna birebir tanık oldum.
Atatürk Evi’ni, açıldığı gün Kırklareli Belediye Başkanı Mehmet Siyam Kesimoğlu ve Kırklareli Valisi Orhan Çiftçi’nin yanı sıra evin yapımına katkıda bulunan Kırklareli halkıyla birlikte gezdik.
İçlerinden biri, Ahmet amca çok özeldi.
Neden diyeceksiniz…
Başkan, Atatürk Evi yapmak istediğini açıkladığında Ahmet amca başkanın yanına gidiyor.
“Sayın başkan, duydum ki Atatürk’ün evini yapıyormuşsun, çok hoşuma gitti, ben de katkıda bulunmak istiyorum” dedikten sonra cebinden çıkardığı bir tomar parayı başkana uzatıyor.
Başkan şaşkın, bir Ahmet amcaya, bir elindeki tomara bakıyor.
Ahmet amcanın emekli maaşından biriktirdiği on liralar, yirmi liralar var tomarda.
Başkan dayanamıyor, sarılıyor bu yüce yürekli, vatan sevdalı adama.
Gözleri doluyor.
Sadece kendisi değil, salondaki herkes ağlıyor o sırada.

Atatürk, anne ve babasıyla buluştu
Atatürk, kendi ailesiyle de, anne babasıyla da Kırklareli’nde buluşuyor.
Atatürk Evi ile aynı sokakta Ali Rıza Efendi adını taşıyan bir kültür evi var.
Ve önümüzdeki günlerde Zübeyde Hanım Kadın Spor Merkezi’nin açılışı gerçekleşecek.
Bu yapılar, ülkemizin değerlerine ve mirasına en güzel şekilde sahip çıkan Kırklareli’ni bir turizm odağı haline de getirecek gibi duruyor.
Ülke sınırları dışında kalan Atatürk Evi’nin sınırı geçmek zorunda kalmadan görülebileceği tek yer olan Kırklareli, diğer illerden ziyaretçi akınına uğrayacak.
Buraya yatırım yapacak birkaç otel zinciri olduğunu şimdiden müjdeleyeyim.
Diğer illerden ilkokul, kolej ve üniversitelerin toplu turlarla Atatürk Evi’ni gezmek için sırada olduğunu da…
Üç katlı evi, banyolarını, yatak odalarını, misafir odalarını, bahçelerini gezerken, Atatürk, Ali Rıza Efendi ve Zübeyde Hanım’ın balmumu heykellerini de görecekler.
Onları unutamayacakları bir deneyim bekliyor. Her gidenin benim gibi gözyaşlarını tutamayacağını tahmin edebiliyorum.

Yazının Orjinali

Erkekler de taciz edilmiş!

Olayın flörtle, kur yapmakla alakası yok, özünde şu var:
Parayı, mevkiyi ve gücü elinde bulunduran, bunları kullanarak önüne gelene cinsel istismarda bulunuyor ve üstelik bunu kendilerine hak görüyor.
Harvey Weinstein ile sinema dünyasında hortlayan taciz skandalı şimdi moda dünyasına sıçradı.
Bir yapımcının rol vereceği kadına pervasızca asılmaktan, cinsel saldırıda bulunmaktan kaçınmadığını öğrenmiştik.
Şimdi moda dünyası benzer konuları konuşmaya ve içini dökmeye başladı.
Bu kez suçlananlar moda fotoğrafçıları, suçlayanlar ise erkek modeller!
Dünyaca ünlü moda fotoğrafçısı Bruce Weber hakkında 15, Mario Testino hakkında ise 13 erkek model cinsel taciz iddiasında bulundu.
Moda dünyasının tepesindekilerin buna tepkisi gecikmedi tabii.
Anna Wintour ve İngiliz Vogue bu iki fotoğrafçıyla çalışmayacaklarını açıkladı.
Bir sonraki darbe benzer açıklamalarla Burberry ve Michael Kors’tan geldi.
Bir Burberry yetkilisi, güvenli ve adil bir çalışma ortamı sağlamak istediklerini, bu iki isme artık iş vermeyeceklerini açıkladı.
Suçlamalara gelirsek…
Testino’nun 1990’lı yıllarda erkek modellerin önünde mastürbasyon yaptığı söyleniyor.
Weber ise modelleri nefes egzersizlerini tamamen soyunarak yapmaya zorluyor ve bu esnada cinsel organlarına dokunuyormuş.
71 yaşındaki Weber, Calvin Klein’dan Abercrombie & Fitch’e pek çok markanın çekimlerini yapmış ve en son Vogue dergisinin editörü olarak atanmıştı.
63 yaşındaki Testino ise moda fotoğraflarının yanı sıra sık sık İngiliz kraliyet ailesinin fotoğraflarını çekiyordu.
En son bu ay, Amerikan Vogue dergisi kapağı için Serena Williams ile bebeğinin fotoğrafını çekmişti.
Mesleklerinin zirvesindeki bu iki fotoğrafçı, çalıştıkları erkek modeller tarafından çekimlerde hem agresif hem de flörtöz olmakla suçlandı.
Üstüne çıplak olmaya zorlanma, bolca ellenme ve karşılarında mastürbasyon yapılmaya kadar gidilmiş işte.
Yani erkek modeller de aynı Hollywood’un kadın yıldızları gibi şöhret yolunda pek çok bedel ödemeye zorlanmış.
Bu son iddialarla birlikte, kadınların erkekler tarafından kendilerine yapılan cinsel saldırıları açıkladıkları #metoo akımı şekil değiştirmiş oldu.
Artık sadece #metoo yok, #mentoo da var…
Şimdi merak ediyorum, bazı erkek yazarlar, tacize karşı duruşumuzu eleştirmeye devam edecek mi, çıkıp hâlâ “aman erkektir, biraz da flörtöz olsun, kur yapsın, her şeyi eleştiren bu kafayla ilişkileri, cinselliği öldüreceksiniz” diyebilecek mi acaba?

Kürk çiftliğine son

İyi haber; Norveç kürk çiftliklerini yasaklama kararı aldı.
Alınan bu kararla, her yıl 800 bin hayvanın işkence görmesi ve öldürülmesi engellenmiş olacak.
Hayvan hakları adına atılan bu büyük adımın devamının gelmesi umuduyla.

Yazının Orjinali

Basın kime hizmet için vardır?

Hafta sonu Akasya Cinemaximum’daydım.
Arkadaşlar “Haftanın filmini izlemek istiyoruz” deyince tabii ki “The Post’a gidiyoruz” dedim.
Steven Spielberg’in yönettiği, Meryl Streep ve Tom Hanks’in başrollerini paylaştığı “The Post”, küçük salonlardan birinde gösteriliyor ne yazık ki.
Türk filmlerine sahip çıkmamız güzel tabii ama en büyük 6-7 salonda yerli komedi filmleri oynarken Oscar’da çok konuşulacak ve son derece önemli konulara değinen bir filmin küçücük salonda gösterilmesi içimi sızlattı doğrusu.
Üstelik filmin yönetmeni Steven Spielberg…
Yani film bol diyaloglu da olsa aksiyonu, gerilimi en üst dozda izleyiciye veren bir yönetmen.
“The Post”ta da aynısını yapmış.
Oscar’lı yıldızlar kadrosunun sürüklediği bu gerçek hayattan alınan hikayeyi göz kırpmadan izletiyor.
Film, Washington Post gazetesinin sahibi Katharine Graham’ın basın özgürlüğü konusunda ders niteliğindeki hikayesini anlatıyor.
Vietnam Savaşı sırasında Amerikan hükümetinin basın üzerinde kurmaya çalıştığı baskı, Pentagon belgelerinin ortaya çıkarılması, yargı, basın ve politika arasındaki ilişkiler, gazeteciliğin ne olduğu, ne olmadığı, basın özgürlüğü gibi kritik konular gerilimi tırmandıran müthiş bir kurguyla perdeye yansıyor.
Film bolca düşündürüyor, arkasından da konuşturuyor.
6 dalda Altın Küre adaylığı alan “The Post”, Oscar’da da En İyi Film başta olmak üzere pek çok adaylık alacak gibi.
Ve bu film bizde, daha ilk haftasında kıyıda köşede kalmış salonlarda.
“Basın yönetenlere değil, yönetilenlere hizmet için vardır” gibi şahane cümleyi senaryosunda barındıran “The Post”u izleyin ve izlettirin arkadaşlar.

Kaybettiklerimiz…

Ne saçma bir hafta sonuydu.
İnsanlık adına bir sürü hayal kırıklıkları yaşadık.
Kanser ilaçlarını temin edemediği için sitem eden Dilek Özçelik hayata veda etti.
Adana’da bir delikanlı işitme engelli olduğu için derdini el kol hareketleriyle anlatmaya çalıştı. Üç kişi tarafından darp edildi, dövüldü!
Canlı yayında kedi kesen bir şerefsiz, bu görüntüleri paylaştığı Instagram hesabı açtı. Hep birlikte ne yapacağımızı şaşırdık.
Hastaya, zor durumda olana, engelliye, hayvana saygı, empati aradık yine.
Kaybettiğimiz insanlığı aradık aslında.

‘İkili Delilik’e Kaan yorumu

Sezen Aksu’nun sosyal medyada sıkça sevenleriyle buluştuğunu, evinin kapılarını açtığını dün Magazin Konseyi’nde konuşmuştuk.
Kendisi eski ve sevilen şarkılarını yeni yeteneklerle de buluşturmaya devam ediyor.
Pop müziğin yeni isimlerinden Kaan Küçük, Aksu’nun çok sevdiğim “İkili Delilik” şarkısına yepyeni bir yorum getirmiş.
Mustafa Ceceli aranjesiyle yeniden hayat bulan şarkının Net D’den izleyebileceğiniz klibinde de Hasan Kuyucu imzası var.
Yumuşacık bir yorum olmuş Kaan’ınki, ben sevdim, yolu açık olsun.

Yazının Orjinali

Kuyu’nun hikayesi film oluyor

Emre Oskay ve Yiğit Güralp bana “Bir film yapmak istiyoruz ve seni çok yakından ilgilendiriyor” diye geldiklerinde konunun Kuyu köpeğin yeryüzüne çıkış anına kadar uzanacağını aklıma bile getirmemiştim.
Hiç unutmuyorum, geçen yıl 14 Şubat gecesi Sevgililer Günü konserinin ardından, sahneden inip gece yarısından sonra soluğu Beykoz sırtlarında almıştım.
Buz gibi bir geceydi.
Gece yarısında sonra sondaj kuyusunun olduğu tepedeki kurtarma çadırının başında titreyerek bekliyorduk.
10 günü aşkın süredir yerin metrelerce altında daracık bir kuyunun içinde yaşam mücadelesi veren 2,5 aylık yavrucak, yani Kuyu köpeğin yaşamının dönüm noktası olacak gece işte o geceydi.
Sabaha karşı 05.50’de kucağımıza aldık Kuyu’yu.
Dünyadaki onca kötülüğün içinden bir ışık gibi doğmuştu, iyiliğin, sevginin, umudun sembolü olarak.
İBB, İtfaiye, TTK, öğrenciler, hayvanseverler, aslında en doğrusu tüm Türkiye’nin tek yürek olduğu Kuyu köpeğin hikayesi, belki de gelecek yıl Oscar’a bile gidebilecek bir filmle beyazperdeye taşınıyor.
Filmin adı “Sarıl”, uluslararası arenada, festival ve Oscar yarışında “The Hug” olarak geçecek.
Yapımcılar İlkem Şahin ve “Gölgeler ve Suretler”, “Kaygı”, “Misafir Halep-İstanbul”, “Lady Winsley”, “Nuh Tepesi” ve daha pek çok başarılı filmin yapım sürecinde yer almış olan Emre Oskay.
Filmin senaryo yazarlığını ve yönetmenliğini bu yılın Oscar adayı “Ayla”, “Uzun Hikaye” ve “Sınav” gibi filmlerden hatırlayacağınız Yiğit Güralp üstleniyor.
Kendisinin de dediği gibi hayvan hakları konusunda onca olumsuz olayın yaşandığı ülkemizde Kuyu’nun hikayesi gibi şahane olayların altını daha da kalın kalemle çizip tüm dünyaya duyurmak çok önemli.
Sarıl’ın cümlesi gayet pozitif ve evrensel mesajlar içeriyor ‘Kuyunun Dibinde de Olsan Umudunu Kaybetme”…

Kuyu’nun hikayesi film oluyor

Guinness’e girebilirdi
Kuyu’nun hikayesinden yola çıkılarak çekilecek “Sarıl” filminin yapım sürecine HAÇİKO ekibi olarak katkıda bulunacağız.Bu konuyla ilgili gelişmeleri buradan ve HAÇİKO sosyal medya hesaplarından takip edebilirsiniz. 7’den 77’ye herkesin izleyeceği bu sıcacık filmin çekimleri yaz aylarında gerçekleştirilecek ve film bu yılın ikinci yarısında sinemalarda olacak.Daha şimdiden pek çok ünlü isimler projede yer almaya evet demiş durumda. “Sarıl” için Cem Yılmaz’ın “Arif V 216” filmine yakın bir ünlüler geçidi planlanıyor. Zaman içinde bu isimleri duyacaksınız.Film çıkına kadar her ay en az bir iki “Sarıl” (The Hug) haberi okumaya hazır olun. “Ayla” filminde olduğu gibi “Sarıl”ın da vizyon tarihi 31 Ekim öncesine çekilerek Oscar yarışından geri kalmaması sağlanacak.Kuyu’nun, yerin 70 metre altından 10 gün sonra kurtarılan ilk köpek olduğunu biliyorum.Bu konuda Guinness rekorlar kitabına başvurmamış olmak pişmanlığımız.Guinness olmadı ama kim bilir Kuyu belki de Oscar’ı yakalar.

Kuyu köpek şimdi nerede?
Kuyu köpek şu anda kurucu başkanlığını sürdürdüğüm HAÇİKO Derneği’nin himayesinde mutlu bir gençlik dönemi yaşıyor.
Kuyu, yerin altından çıkarıldığı gün itfaiyeye teslim edilmiş, o dönem kanal kanal gezdirilmiş ve o arada da halk arasında kanlı ishal olarak bilinen ölümcül hastalığa yakalanmıştı.
İtfaiyeden alındı, ilk müdahalesi İBB tarafından yapıldı ve yine İstanbul Büyükşehir Belediyesi kanalıyla tarafımıza sahiplendirildi.
Kuyu’yu yeniden kucağımıza almıştık ama bu kez hastaydı.
Kuyu bu ikinci ölüm kalım savaşını da uyguladığımız yoğun tedaviler sayesinde atlattı, uzun süre karantinada kaldı ve ikinci kez yaşama döndü.
Merak etmeyin şu anda gayet sağlıklı ve son derece yaramaz, yerinde durmuyor, hatta cüssesinin farkında olmadığından bazen hoplayıp zıplarken bizi bile devirebiliyor. “Sarıl” filminde tabii ki kendisini oynamayacak ama kısa bir sahnede onu görebileceksiniz.
Hasret gidermeye hazır olun.

Yazının Orjinali

Kuyu’nun hikayesi film oluyor

Emre Oskay ve Yiğit Güralp bana “Bir film yapmak istiyoruz ve seni çok yakından ilgilendiriyor” diye geldiklerinde konunun Kuyu köpeğin yeryüzüne çıkış anına kadar uzanacağını aklıma bile getirmemiştim.
Hiç unutmuyorum, geçen yıl 14 Şubat gecesi Sevgililer Günü konserinin ardından, sahneden inip gece yarısından sonra soluğu Beykoz sırtlarında almıştım.
Buz gibi bir geceydi.
Gece yarısında sonra sondaj kuyusunun olduğu tepedeki kurtarma çadırının başında titreyerek bekliyorduk.
10 günü aşkın süredir yerin metrelerce altında daracık bir kuyunun içinde yaşam mücadelesi veren 2,5 aylık yavrucak, yani Kuyu köpeğin yaşamının dönüm noktası olacak gece işte o geceydi.
Sabaha karşı 05.50’de kucağımıza aldık Kuyu’yu.
Dünyadaki onca kötülüğün içinden bir ışık gibi doğmuştu, iyiliğin, sevginin, umudun sembolü olarak.
İBB, İtfaiye, TTK, öğrenciler, hayvanseverler, aslında en doğrusu tüm Türkiye’nin tek yürek olduğu Kuyu köpeğin hikayesi, belki de gelecek yıl Oscar’a bile gidebilecek bir filmle beyazperdeye taşınıyor.
Filmin adı “Sarıl”, uluslararası arenada, festival ve Oscar yarışında “The Hug” olarak geçecek.
Yapımcılar İlkem Şahin ve “Gölgeler ve Suretler”, “Kaygı”, “Misafir Halep-İstanbul”, “Lady Winsley”, “Nuh Tepesi” ve daha pek çok başarılı filmin yapım sürecinde yer almış olan Emre Oskay.
Filmin senaryo yazarlığını ve yönetmenliğini bu yılın Oscar adayı “Ayla”, “Uzun Hikaye” ve “Sınav” gibi filmlerden hatırlayacağınız Yiğit Güralp üstleniyor.
Kendisinin de dediği gibi hayvan hakları konusunda onca olumsuz olayın yaşandığı ülkemizde Kuyu’nun hikayesi gibi şahane olayların altını daha da kalın kalemle çizip tüm dünyaya duyurmak çok önemli.
Sarıl’ın cümlesi gayet pozitif ve evrensel mesajlar içeriyor ‘Kuyunun Dibinde de Olsan Umudunu Kaybetme”…

Kuyu’nun hikayesi film oluyor

Guinness’e girebilirdi
Kuyu’nun hikayesinden yola çıkılarak çekilecek “Sarıl” filminin yapım sürecine HAÇİKO ekibi olarak katkıda bulunacağız.Bu konuyla ilgili gelişmeleri buradan ve HAÇİKO sosyal medya hesaplarından takip edebilirsiniz. 7’den 77’ye herkesin izleyeceği bu sıcacık filmin çekimleri yaz aylarında gerçekleştirilecek ve film bu yılın ikinci yarısında sinemalarda olacak.Daha şimdiden pek çok ünlü isimler projede yer almaya evet demiş durumda. “Sarıl” için Cem Yılmaz’ın “Arif V 216” filmine yakın bir ünlüler geçidi planlanıyor. Zaman içinde bu isimleri duyacaksınız.Film çıkına kadar her ay en az bir iki “Sarıl” (The Hug) haberi okumaya hazır olun. “Ayla” filminde olduğu gibi “Sarıl”ın da vizyon tarihi 31 Ekim öncesine çekilerek Oscar yarışından geri kalmaması sağlanacak.Kuyu’nun, yerin 70 metre altından 10 gün sonra kurtarılan ilk köpek olduğunu biliyorum.Bu konuda Guinness rekorlar kitabına başvurmamış olmak pişmanlığımız.Guinness olmadı ama kim bilir Kuyu belki de Oscar’ı yakalar.

Kuyu köpek şimdi nerede?
Kuyu köpek şu anda kurucu başkanlığını sürdürdüğüm HAÇİKO Derneği’nin himayesinde mutlu bir gençlik dönemi yaşıyor.
Kuyu, yerin altından çıkarıldığı gün itfaiyeye teslim edilmiş, o dönem kanal kanal gezdirilmiş ve o arada da halk arasında kanlı ishal olarak bilinen ölümcül hastalığa yakalanmıştı.
İtfaiyeden alındı, ilk müdahalesi İBB tarafından yapıldı ve yine İstanbul Büyükşehir Belediyesi kanalıyla tarafımıza sahiplendirildi.
Kuyu’yu yeniden kucağımıza almıştık ama bu kez hastaydı.
Kuyu bu ikinci ölüm kalım savaşını da uyguladığımız yoğun tedaviler sayesinde atlattı, uzun süre karantinada kaldı ve ikinci kez yaşama döndü.
Merak etmeyin şu anda gayet sağlıklı ve son derece yaramaz, yerinde durmuyor, hatta cüssesinin farkında olmadığından bazen hoplayıp zıplarken bizi bile devirebiliyor. “Sarıl” filminde tabii ki kendisini oynamayacak ama kısa bir sahnede onu görebileceksiniz.
Hasret gidermeye hazır olun.

Yazının Orjinali

Altın Küre’nin olayı taciz

İnsanlar ellerini kollarını sallaya sallaya gelmediler.
Bu yıl Hollywood’u sarsan taciz skandalıyla ilgili, kadın haklarıyla ilgili bir duruş sergilediler.
O eski renk cümbüşü gitmiş, herkes siyahlara bürünmüştü.
Birkaç kendini bilmez hariç herkes törene siyah kıyafetlerle katıldı.
Bu durum en çok modacıları üzdü belki ama duruş açısından gerçekten şahaneydi.
Bir de ünlülerin yanlarına sivil toplum kuruluşu liderlerini almaları var ki kocaman bir alkış da ona.
Oyuncular Altın Küre törenine kadın hakları, siyahilerin hakları, insan hakları, işçi hakları için çalışan pek çok derneğin başkanlarıyla birlikte katıldılar.
Böylece tacize uğrayan kadınlar için başlatılan #metoo akımına da destek vermiş oldular.
Ve erkekler… Neredeyse hepsi kadınlar için, kadın hakları için, tacize karşı bir şeyler söylediler.
Susmadılar.
Dedim ya son yılların en sağlam duruşlu Altın Küre’siydi.
Hem tacizci erkeklere hem de iş almak için cinselliklerini kullanarak bu tacizci zihniyetin önünü açan, böylelikle en çok da hemcinslerine zarar veren kadınlara güzel bir cevap oldu.

Yan sanayisi olmayan sinema sektörü

Altın Küre ödül törenini izlerken ister istemez düşündüm.
Sürekli büyüyen ama yan sanayisi olmayan sektör olur mu?
Olur.
Bizde var.
Sinema sektörü.
Halkın sinemaya olan ilgisi ve yatırımı her yıl artmakta, geçen yıla oranla bile yüzde 20 artış var.
Ama gelin görün ki sektörün yan sanayisi ölü.
Ne bir sinema dergisi var. Olanlar kapandı.
Ne de ulusal kanallarda bir sinema programı.
En son Kanal D’de hazırlayıp sunduğum “Cinemania” vardı, sizlere ömür olalı yıllar oldu, ben bile unuttum.
Artık magazin programları yapıyor sinema haberlerini.
Aralara sıkıştırıyorlar.
İlginç, değil mi!
Ve son derece üzücü.

Seda Bakan linci!

Seda Bakan, “Arif v 216” filminin galasında Instagram’a koyduğu bir ileti nedeniyle eleştiri oklarının hedefi oldu.
Fotoğrafta kendisiyle birlikte Cem Yılmaz, Ozan Güven, Özkan Uğur ve Zafer Algöz var.
Arkada da kadraja kadrodan olmayan, ünlü de olmayan biri girmiş.
Seda da şöyle yazmış: “Süper fotoğraftı… Ama şu en arkadaki abi hiç olmadı.”
Vay efendim ünlü egosu varmış kendisinde.
Ünlü olmayanı bu tavrıyla aşağılıyormuş.
Ne ilgisi var arkadaşlar?
Ben meseleye fotoğraftaki o kişinin ünlü olması ya da olmaması değil de o karede alakasız görünmesi olarak bakıyorum.
Ki hepimiz de fotoğrafa tanımadığımız biri girince aynı şeyi hissederiz.
Ama işte bunu 511 bin takipçisi olan bir ünlü uluorta yazınca bu tepkiler geliyor.
Seda keşke böyle yazacağına o fotoğrafı bir daha çekseydi.
Ya da arkadaki o adama hiç takılmasa, böyle bir cümle kurmasaydı.
Kötü niyetle yaptığını hiç sanmıyorum ama eleştiriye hedef oldu işte.

Altın Küre’nin olayı taciz

Ali Baba’nın çocukları

Onu herkes tanımaz ama elbet bir yerde çıkardığı sesleri duymuşsunuzdur.
Çıkardığı ses diyorum, çünkü konserlerde izleyiciye giden sesin kumandasında oturan, farklı enstrüman ve insan sesinden yayılan müziğin ahengini en güzel haliyle salona aktaran kişiden bahsediyorum.
Onun adı Heights, namıdiğer Ali Baba…
Barbados asıllı, yani Rihanna’nın memleketinden.
Sadece Türkiye’nin değil, dünyanın da en başarılı ve profesyonel ses mühendislerinden biri.
Yıllar önce ilk kez Tarkan’la geliyor ülkemize.
Ve burayı, müziğimizi, insanımızı o kadar çok seviyor ki kalıyor.
Sahnelerde Tarkan’la başlayan yolculuğu Ajda Pekkan, Teoman, Nil Karaibrahimgil, Yalın, Manga, Moğollar, İlhan Erşahin ve daha pek çok özel isimle devam ediyor.
Ali Baba şu anda amansız bir hastalıkla mücadele etmekte.
Ve bu gece onun için hem hastane masraflarına yardım hem de bir moral gecesi yapılıyor Bomonti Babylon’da.
Sahnede FourinthePocket, Manga, Moğollar, MÖE, Nil Karaibrahimgil, Sattas, Sertab Erener ve Teoman olacak.
Gecenin sunumu ise Yekta Kopan tarafından yapılacak.
Tarkan nerede derseniz o da hastanede Ali Baba’yı yalnız bırakmıyor.
Belli olmaz konserde de bir sürpriz yapabilir belki.

Yazının Orjinali