Tarkaaaaaan!

Ayakta, zıplayarak, kafa sallayarak dinlediğim Pentagram’ı oturarak nasıl dinleyecektim?
Sahnede sandalyeler vardı.
Onlar da oturarak söyleyip çalacaklardı.
Oldu işte, o da oldu, çok da güzel oldu üstelik.
Pentagram’ın 30’uncu yılında sahnede grubun efsane üyeleri Demir Demirkan, Ogün Sanlısoy, Murat İlkan’ın yanı sıra Gökalp Ergen, Cenk Ünnü, Hakan Utangaç, Metin Türkcan, Ozan Tügen ve seyircinin “Tarkaaaan” diye bol bol andığı Tarkan Gözübüyük vardı.
Açıkhava sahnesinde şahane görünüyorlardı, unutulmaz bir manzaraydı.
Müziğin, sözlerin hakkını vererek izledik konseri.
Konser sonunda müthiş performansı alkışlamak için ayağa kalktık tabii.
Son şarkıya gelindiğinde Murat İlkan “Bitti mi, nasıl geçti anlamadık” diyordu.
Biz de anlamadık Murat, güzel şeyler çabuk bitiyor gerçekten de.
Bu ayın sonunda
Zeytinli Rock Festivali’nde görüşmek üzere.

Tarkaaaaaan

Pentagram kulis halleri

Açıkhava’daki konserlerin sonrası da konser kadar efsane olabiliyor bazen.
Pentagram’ınki de öyleydi.
Sahne arkasına gelenlerin gördükleri ilk kişi Teoman oldu.
Konseri seyirciler arasına girmeden, kulise yakın bir yerden izlemiş o da.
Konser sonrasında Tuna Kiremitçi ve Şafak Ongan’la bol bol sohbet ettiler.
Demir Demirkan kulisin en neşelilerindendi.
Pantolonunu çok beğendik, dip not düşeyim buraya.
Ogün Sanlısoy iki yeni şarkı yapmış, “Herkes single yapıyor, ben ikisini aynı anda çıkaracağım” dedi.
Yakında buluşup dinleyeceğiz şarkıları.
Metin Türkcan, nam-ı diğer Metoboy, yarın klip çekiminde olacak.
Duyduğuma göre klibin YouTube ve müzik kanalları için iki ayrı versiyonu olacakmış.
Ben tabii daha çok YouTube versiyonunu merak ediyorum!
Ve Pentagram’ın beyni, beyefendi, şahane insan, efsane müzik adamı, benim liselerarası müzik yarışmalarında 4 yıl birlikte olduğum jüri arkadaşım Tarkan Gözübüyük.
Tek dileğim bir gün onun elinin değdiği bir projede olabilmek.
Bunu da buraya yazıyorum işte.
Olursa dönüp “Diledim, oldu” derim.

Bir

Pentagram yakında “Uzun İnce Bir Yoldayım” cover’ı ile adından söz ettirecek.
Ama bence onların en özel şarkısı “Bir”.
Konserde iki kez ve hep bir ağızdan söylendi.
Tüyleri diken diken etti.
Bir kez daha saygıyla önlerinde eğilmemize neden oldu. Açın dinleyin, bir daha, bir daha dinleyin.
İşte o şarkının sözleri:
Korkma ondan bundan
Ne ölümden ne hayattan
Bu dünyada gördüklerin
Hepsi bir, hepsi Hak’tan!”

Zehirlerim, parası neyse veririm!

Ey devletim, bu çapsız, terbiyesiz adamlara böyle rahat konuşma hakkını nasıl veriyorsun?
Hiç mi vicdanın sızlamıyor!
Adama bak, “Köpekleri zehirlerim, parası neyse veririm, nasılsa 3 bin lira” diyebiliyor.
Dilimizde tüy bitiyor, hayvan hakları değişikliklerini içeren yasa nerede, niye çıkmıyor hâlâ diye.
Olmuyor.
Ve Adana’da bu adam, parktaki köpeklere su koyan anne-kızı köpekleri öldürmekle işte böyle tehdit ediyor.
Hapis cezası yok nasıl olsa, versin parayı cinayetlere devam etsin, öyle değil mi?
Yazıklar olsun diyorum, başka da bir şey demiyorum.

Yazının Orjinali

Cem geri gelir mi?

Yani bir süre sonra geri dönecek mi?
Mesela yeni film çıkınca.
Ya da gösterisi olduğunda.
Her şey olabilir.
Belki farklı bir şekilde geri gelir.
Profesyonel bir ekibe devreder hesabı.
Sadece işiyle, projeleriyle ilgili paylaşımlar yapılır.
Son zamanlarda ünlüler arasında trend olan “yoruma kapama” seçeneği kullanılır.
Takipçilere bu kadar uzak mesafe koyan bir hesabın tadı tuzu kalır mı bilemem tabii.
Ama bir süre sonra bir geri dönüş olacağına inanıyorum ben.
Şu an tek üzüntüm Cem’in o kıvrak zeka ürünü paylaşımlarından mahrum kalmış olmamız.

Dunkirk için sinemalara

Salı sabahı İstanbul’u sel götürürken biz de İstinye Park’a kendimizi attık ve basın gösteriminde Christopher Nolan’ın merakla beklenen filmi “Dunkirk”ü izledik.
Bir kere bu film mümkünse Imax’te izlenmeli.
Bombaların, mermilerin ürkütücü sesi, uçakların filmin müziğinin içine işleyen uğultusu ve savaş alanına dönmüş uçsuz bucaksız Dunkirk sahili Imax’te bir başka hissediliyor.
Film, 2. Dünya Savaşı’nın kaderini belirleyen Dunkirk tahliyesini konu alıyor.
İngiliz ve Fransız askerleri düşman tarafından sahile hapsediliyor.
Tek kaçış yolları deniz ve onları almaya gelecek olan gemiler, tekneler.
Nolan, ajitasyona ve duygu sömürüsüne dayalı bir kahramanlık öyküsü çekmek yerine savaşın gerçeklerini tüm çıplaklığıyla perdeye dökmeyi tercih etmiş.
İşte farkını da burada ortaya koyuyor zaten.
İş başa düşünce, kurşunlar, bombalar vızır vızır yanınızdan geçince her şey farklı.
Her şey askerler için tam bir hayatta kalma mücadelesine dönüşüveriyor. 106 dakikaya sığdırılmış hikaye savaş politikaları, taktikler ya da komutanlarla uğraşmıyor, sahaya iniyor, oradakini anlatıyor.
Hans Zimmer’ın başroldeki müziği, düşmeyen temponun en büyük destekçisi.
Yaz ayları genelde sabun köpüğü filmlerin vizyon zamanıdır.
Christopher Nolan’ın “Dunkirk”ü Oscar’a daha şimdiden göz kırpan dört dörtlük bir film.
Yarın sinemalarda olacak, mutlaka izleyin.
Oscar zamanı bolca konuşulacak… Sonra “Vizyona girdi de izleyemedik” olmasın.

Phuket hattı açıldı

Şu günlerde aklım burada değil, Phuket’te.
Türk Hava Yolları, 300’üncü uçuş noktası olan Phuket’e ilk uçuşunu, pazartesi günü
gerçekleştirdi.
Bizim efsane Seyşeller, Küba ekibi gitti, şimdi oradalar, ben ise kaldım burada.
Şimdi ne yerler geziyor, ne güzel hatıralar biriktiriyorlardır.
Neyse ki THY dünyanın sayılı turizm destinasyonlarından olan Phuket’e haftanın dört günü direkt uçuşla gidecek.
Phuket denince akla eğlence, şahane oteller, enfes yemekler, doğal güzellikler, muhteşem sahiller, tertemiz deniz, sualtı sporları, Big Buddha ve balayı geliyor.
Bu yılı bitirmeden ben de İstanbul’dan binip Phuket’te insem fena olmayacak.

Şener Şen tatilden döndü!

Şener Şen’e “Sizi özledik, setlere geri dönecek misiniz?” diye sorduklarında “Tatile mi gittim ki döneyim, teklif gelmiyor” demişti.
Neyse ki onu setlere döndüren Yavuz Turgul’lu teklif geldi ve filmin çekimleri bitti.
Senaryosu da Turgul’a ait olan filmin vizyon tarihi de açıklandı.
Uzun Yol, o özel günde, 10 Kasım’da sinemalarda olacak.
Bu yıl beni en çok heyecanlandıran projelerden biri olduğunu söylememe gerek yok sanırım.

Yazının Orjinali

Instastory kuralları

Instagram’ın Snapchat’ten kopyaladığı bu özellik çok tuttu.
Buraya koyduğunuz hikayeleri daha aktif hale getirmek için işte size birkaç tüyo…
Bunların özelliği diğer Instagram postlarına göre daha doğal ve ham olmaları.
Yani Instastory’ler için çok kalite, özel çekim aramanız doğru değil.
Olduğu gibi, günlük yaşamdan gelişigüzel ve daha gerçek olmaları önemli.
İlk paylaşımın en fazla görüntü aldığı gerçeğinden yola çıkarsak, günde 10 paylaşımı geçmemek gerekiyor.
Ve biraz da sihir katmak güzel olabilir.
Bu hikayeleri sayfanın üzerindeki ikondan çıkan işaret ve yazılarla süsleyebilirsiniz.
Şapkalar, sloganlar, emoji’ler.
Yaratıcı ve komik olmak tam da buranın işi.
Kendi yüzünüzü sticker’a döndürmek de bir seçenek.
Lokasyon, saat ve tarih seçenekleri de yeri geldiğinde kullanılabilir.
Bu tavsiyeleri bir deneyin bence.

Boşanma beyni etkiliyor

Wisconsin Üniversitesi’nde yapılan bir araştırmanın sonucunu okudum.
Travmalar, üzüntüler, acı tecrübeler ileri yaştaki beyin hasarlarını artırıyormuş.
Beyni birkaç
yıl erken yaşlandıran, hatta Alzheimer’a yol açan etkenler arasında bir aile ferdini kaybetmek,
işinden olmak ve boşanmak da var.
Boşanmaya kadar giden ağır tartışmalar yaşayan çiftlerin jargonuna “Beni kanser ettin”den sonra “beni Alzheimer yaptın”ı da ekleyebiliriz yani.

Çevreciysen dikkat et

Antalya’da öldürülen çevreci Büyüknohutçu çiftini hatırlayın.
Doğayı, para ve hırs küpü insana karşı korumaya çalışmanın bedelini canlarıyla ödemişlerdi.
Doğaya giderek duyarsızlaşan insanoğlunun acımasızlığı sadece Türkiye’de değil dünya çapında da empatiye, saygıya, sevgiye meydan okuyor.
2016, en çok çevreci öldürülen yıl olarak tarihe geçti.
Toplam sayı 200’ü geçti.
Yani haftada en az 4 kişi doğayı korumaya çalışırken öldürüldüler.
Bu yılın ilk beşi ayında öldürülen çevreci sayısı ise 98’i bulmuş durumda.
Yani 2017’de, 2016’dan bile daha fazla çevreci ölümüyle karşılaşabiliriz.
Doğa olsun, insan olsun, hayvan olsun, bir şeyin savunucusu olmak ciddi bir tehdit anlamına geliyor.
Bir işin ucunda çıkar ve para varsa o insanlar doğayı, hayvanı hiçe saydıkları gibi onların savunucularını da rahatlıkla hiçe sayıyorlar.
Ama bu bizi, onları durdurur mu?
Hiç sanmıyorum.
Hatta şöyle diyeceğim; asla…

Yazının Orjinali

Erkeklerde çorap modası

Yakın zamanda çorabın gücünü ilk kullanan erkek Kanada Başbakanı Justin Trudeau olmuştu.
Trudeau, Toronto’daki Onur Yürüyüşü’ne eşcinsellerin simgesi olan gökkuşağı desenli çoraplarıyla damga vurmuştu.
Uluslararası Star Wars gününde de R2-D2 ve C3PO baskılı çoraplar giymişti.
Kanada Başbakanı ile başlayan çorap trendi giderek yayılıyor.
Moda dergileri ve defileler, erkek ve çorap modası üzerine kurulu.
Kimisi bilekte biten, kimisi ise şortların altında dize kadar çekilmiş, farklı renklerde, desenlerde çoraplar…
Bir de sokakta eşofmanların üzerine çekilenleri var bunların.
Ünlüler, Kanada Başbakanı ve trend belirleyicilerde başlayan bu akım, kısa sürede herkesi etkisi altına alacak gibi.
Erkek modasında her yerde çoraplar olacak.

Hayvanları sıcaktan koruma yolu

Tanımadığım birileri gülümseyip, “Ömür hanım ben sizi çok seviyorum” diyerek yanıma yaklaşınca anlıyorum hemen.
O bir hayvansever.
Aramızda ortak bir sevgi bağı oluşuveriyor hemen, sarılıyoruz.
“Ben de sizi hayvansever bir insan, yani insan gibi bir insan olduğunuz için çok seviyorum” diyorum.
Sonrası sohbet muhabbet.
Geçen hafta Kıbrıs’ta işte böyle bir karşılaşma yaşadım.
İzmitli hayvansever, emekli öğretmen Saliha Aksoy ve oğlu Hakan Aksoy’la yol üstünde uzun uzun sohbet ettik.
Saliha hanımdan bilmediğim bir şey de öğrendim o gün.
Sıcaklarda kalp krizinden ölen çok hayvan oluyor.
O bir çözüm bulmuş, evdeki kedi ve köpeklerinin koltuk altı ve bacak aralarını önce ıslatıp, sonra buzdolabında soğuttuğu soğuk havlularla serinletiyormuş.
Denemekte fayda var.
Sabiha hanıma bu faydalı bilgi ve sevgi paylaşımımız için teşekkürler.

Nutella’lı pide peki ya sonra?

Sabah saat 05.00 civarı, köşe yazımı yazıyorum, arada da Instagram’a bakıyorum.
İş arasında hepimiz böyle takılmıyor muyuz zaten…
Biraz iş, biraz sosyal medya.
Neyse, hava da yeni yeni aydınlanmaya başlamışken Onur Baştürk’ün Insta hikayesinde nefis bir manzara gördüm.
Çeşme’den, Dirtyhands’in tatlı pidesi diye paylaşmış.
Pideye Nutella sürmüşler, üstünü de çilekle kaplamışlar.
Karnım aç zaten, fena etkilendim.
Dirtyhands’in Instagram’ına girip baktım, üç kuralları varmış; elleri kirletiyoruz, kalori hesaplamıyoruz ve bu iki kuralı her gün tekrarlıyoruz.
İşte o an Ajda Pekkan’ın şarkısı geldi aklıma: Ya Sonra?

Yazının Orjinali

Festivali 90 bin kişi izledi

Ortamı, konserleri, gençleri görünce çok üzüldüm.
Neden dedim.
Neden?
Biz üniversitedeyken neden yoktu acaba böyle kamplı, müzik dolu, modern festivaller?
Arkadaşlarla toplanıp çadırları kurar, beş gün boyunca bu muhteşem atmosferi solurduk doyasıya.
Bir sürü anımız olurdu sonrasında.
Olsun ama en azından şimdiki gençlik bunu yaşıyor.
“Umut abi sana ne kadar teşekkür etsek azdır” diye gelip gelip festivalin düzenleyicisi ve genel koordinatörü Umut Kuzey’e teşekkür etmeleri bundan.
Pazar gecesi sona eren festivali bu yıl 90 bin kişi izledi.
İzleyicilere baktım, kızların sayısı erkeklerden fazlaydı.
Taşkınlık yoktu, çevreyi rahatsız eden yoktu.
Festival öncesi telefonla Umut’a güvenlikle ilgili sorular soran bazı anne-babalar, bilgileri alıp ikna olduktan sonra çocuklarını gönül rahatlığıyla festivale göndermişler.
Günü 2 saatlik uykuyla geçirip alandan bir dakika ayrılmayan Umut Kuzey’i ve 200’den fazla sivil ve formalı güvenlik ekibiyle alanda güvenliği sağlayan Cemil Doruk’u bu sorunsuz festival için tebrik etmek lazım.

Selda Bağcan gitme

Kuşadası Gençlik Festivali, Davutlar Sevgi Plajı’nda yapıldı.
Denize nazır bir sahne.
Niyazi Koyuncu konser verirken denizde halay çekenlerin görüntüsü uzun süre akıllardan silinmeyecek sanırım.
En şaşırtıcı performanslardan biri de Selda Bağcan’ınkiydi.
Ki kendisi konser öncesinde hayli moralsizdi.
Bahçesinde beslediği kedileri istemeyenlerle ilgili bir derdi var Selda Bağcan’ın.
Konser sonrası oturduk konuştuk, HAÇİKO olarak devreye girip kısa sürede çözmeyi umuyoruz.
Detayları zamanı gelince buradan da yazacağım.
İşte böyle moralsiz çıktığı konserde yine harikalar yarattı Selda Bağcan.
Seyirci de o kadar coşkuluydu ki, sahneden indirmediler onu, o da inmek istemedi zaten. Çünkü hep bir ağızdan “gitme” diye bağırıyorlardı.
Sonunda dayanamadı şöyle dedi: “45 yıldır konser yapıyorum, hiç böyle gitme diye bis’e çağrıldığımı hatırlamıyorum.”
Ve sonunda da ekledi: “Bu sosyal medya bütün gençleri farklılaştırdı, hepiniz çok zeki oldunuz.”
Gidemedi, konseri müthiş bir performansla sonlandırdı.
Selda Bağcan gerçek bir efsane.
Zeytinli Rock Festivali’nde de olacağının müjdesini vereyim yeri gelmişken.

Festivali 90 bin kişi izledi

Mabel’in Selda hayranlığı

Mabel Matiz’in Selda Bağcan sevgisi görmeye değerdi.
Selda Bağcan sahnedeyken, Mabel de sahne arkasında konseri büyük keyifle izledi ve hiç durmadan dans etti.
Sonrasında kendi konserinden önce Selda Bağcan’ın kulisine gelip ona olan hayranlığını dile getirdi.
Ben de bu anı bir fotoğrafla ölümsüzleştirdim.

Ben de soyunurdum

Geçen hafta İspanya-Pamplona sokakları ilginç bir protestoya sahne oldu.
Kadınlı erkekli bir grup, boğa güreşleri ve boğaların koşturulduğu San Fermin Festivali için soyundu ve üzerlerine boğaların kanını temsil eden kırmızı boyalar döktüler.
Orada olsam gider onlar gibi soyunur muydum?
Kesinlik evet.
İspanya’da boğalara yapılan kanlı zulüm günümüz dünyasında nasıl hâlâ devam ediyor gerçekten anlamak zor.
Zevk için, orantısız güç kullanarak yapılan işkence kabul edilebilir mi?
İspanya adına ben utanıyorum.

Yazının Orjinali

Aileye hoş geldin Pepe

Her zamanki gibi haklı çıktı.
Ben Beşiktaşlı olmaktan, o deliliklerden hep keyif aldım.
Kah İnönü’de, kah deplasmanda, kah dün sabahın köründe olduğu gibi havaalanının dış hatlar çıkış kapısında o çılgın taraftarla tek yürek oldum.
Beşiktaş’ın yıldızı Pepe’yi karşılamak üzere, sabah saat 03.30’dan itibaren Atatürk Havalimanı dış hatlar terminali çıkış kapısında toplandık.
Davullu zurnalı, bol tezahüratlı iki, üç saatlik bir bekleyiş.
Pepe Beşiktaş’a gelmez diyenlerle dalga geçercesine.
Ertesi gün uykusuz işe gideceğimizi bile bile.
Sesler kısılana kadar bağırarak, şarkılar söyleyerek.
Çok güzel ve özel bir sabahlamaydı.
Kartal armalı özel uçakla alana inen Pepe’nin İstanbul’a gelişi saatlerce sosyal medyada gündemin zirvesinden inmedi.
Real Madrid’in Portekizli yıldızı Pepe artık İstanbul’daydı, Beşiktaş’taydı.
Benim karşılama anında attığım tweet’lerin altına yazılan birkaç cevap ve Pepe’ye attığım tweet’i sizinle paylaşmak istiyorum.
Önce bana yazılanlardan birkaçı:
“Sabahın köründe sen de mi oradasın, helal”…
“Manyaksın e Beşiktaşlısın”…
“Kralll”…
“Hep bir delilik seziyordum sende, meğer sen de biz deli Beşiktaş tayfasındanmışsın, helal olsun”…
“İlk defa bir ünlünün bir futbolcuyu karşıladığı görüldü, kadın hem bu kadar güzel hem de bu kadar tutkulu olur mu”…
“Yaşasın tam bağımsız ruh hastaları”…
Bu güzel, esprili, özgürlükçü, hınzır yorumları yazan tüm tayfaya teşekkürler.
Ve işte bu da taraftarla alanda çektiğimiz fotoğrafı ekleyerek Pepe’ye attığım, bizi anlatan tweet: “Dear @officialpepe, this is who we are… Welcome to the family…”
Aileye hoş geldin Pepe..

Mülteciler festival iptal ettirdi

Hani şu son zamanlarda tırmanan Suriyeliler sorunu var ya.
Suriyeli mültecilerin plajdaki taciz görüntülerinden sonra başlayan “Suriyeliler evine dönsün” kampanyalarına Demet Akalın gibi ünlü isimler de destek verince olay iyice alevlendi.
Ama sanmayın ki bu konu sadece bizim ülkemizde tartışılıyor.
Mülteci sorunu bize özel değil.
İsveç’in en büyük müzik festivallerinden Bravalla, bu yıl yaşanan cinsel taciz ve tecavüz şikayetleri nedeniyle iptal edildi.
Seneye yapılmayacak.
İsveç Başbakanı Stefan Löfven tecavüz ve tacizleri “iğrenç” olarak nitelendirdi.
Bu yılki festivalde polise gelen cinsel saldırı şikayeti sayısı hayli fazla: 4 tecavüz, 23 cinsel taciz vakası var.
Ve sadece Bravalla değil, Avrupa’daki çeşitli festivaller sırasındaki tecavüz ve cinsel tacizleri yaptığı iddia edilenlerin çoğunluğu mülteci.
Polisin karmaşa çıkmaması için olayların üstünü örttüğü de iddia ediliyor.
İsveç, Avrupa’nın en çok mülteci kabul eden ülkelerinin başında geliyor.
Ve bu son olaydan sonra tüm engellemelere rağmen orada da yabancılar dışarı kampanyaları başlamış durumda.
Bu sorunun çözümü tabii ki insanları ülkeden atmak olmamalı.
Ama mülteci alımlarına bir sınır, bir denetim, eğitim odaklı bir entegrasyonun şart olduğu da bir gerçek.

Yazının Orjinali

Sessiz havai fişekler

Sağırlığa, ölümlere yol açtığını biliyoruz.
Ama ne yaparsak yapalım, ne kadar söylersek söyleyelim insanlar havai fişeklerin gökyüzünde yarattığı ışık şovundan vazgeçemiyor.
E o zaman alternatiflere bakmak lazım.
Ki dünya artık yavaş yavaş bu alternatiflere geçiyor.
Sessiz havai fişeklere.
İtalya’da kullanılmaya başlanan sessiz havai fişekler bugün, yani 4 Temmuz Bağımsızlık Günü kutlamalarında Amerika’nın bazı bölgelerinde de kullanılacak.
Yani bu 4 Temmuz’da bazı kutlamalar yine görkemli ama daha az tehlikeli ve çok daha çevreci olacak.
Bebekler, yaşlılar rahatsız olmayacak, insanlarda duyma kaybı yaşanmayacak, hem evlerdeki hem vahşi doğadaki hayvanlar korkmayacak, ölmeyecek.
Sessiz havai fişeklerin, diğerlerine göre çok daha renkli görüntülere sahip olduğunu da yeri gelmişken hatırlatayım.
Bizde de festival sezonu açıldı bildiğiniz gibi.
Belediyelerden ricam ya bu sessiz havai fişeklerden kullanmaları ya da hiç bu işe girmemeleri.
Aksi halde başta ben olmak üzere tüm hayvanseverlerin ciddi tepkilerine hazır olsunlar.
Havai fişeklerden daha fazla gürültü yapabiliriz.

Cansel Elçin’den yardım eli

Pazar gecesi İzmir’de çıkan yangın Şopengazi barınağına yaklaşırken hepimizin yüreği ağzına geldi.
Demir parmaklıklar arkasındaki hayvanlar diri diri yanacaklar mıydı?
Türkiye’nin en hayvansever ve çevreye duyarlı oyuncularından olan Cansel Elçin aradı beni. Endişelenmiş.
Kısa süre önce kaybettiği rahmetli babası adına Tire’de yaptırdığı barınağa köpeklerin bir kısmını alabileceğini söyledi.
Neyse ki gerek kalmadı. Ben bu yazıyı kaleme alırken yetkililer yangının kontrol altına alındığını açıklamıştı.
Cansel şu sıralar babasının barınağını iyileştirmek ve örnek bir yer yapmak için çaba harcıyor.
Bu konuya duyarlı olup, maddi manevi yardım edecek kişi, kurum ve kuruluşlar benimle irtibata geçsinler lütfen.
Yardım elini hep Cansel uzatıyor, bu kez de biz ona destek olalım.

Sıcaklar daha da artacak

İzmir yangını bunaltan sıcakların sonucu olarak çıktı karşımıza.
Umarım bu yaz başka yangın haberi almayız diyeceğim ama yaz aylarındaki orman yangını istatistiklerimiz hiç iç açıcı değil. Çoğu insan kaynaklı olan orman yangınlarının artmasının ve kolayca yayılmasının nedeni önüne geçilemeyen iklim değişiklikleri ve küresel ısınma.
Geçen hafta sadece Türkiye değil Avrupa’nın batısı, İngiltere, Fransa, Belçika, Hollanda da sıcaktan kavruldu.
Ve bu da İspanya’da 1500 kişinin evsiz kalması ve Portekiz’de 64 kişinin hayatını kaybetmesiyle sonuçlanan yıkıcı orman yangınlarına yol açtı.
En kötüsü de eğer karbon emilimi seviyeleri böyle giderse bu sıcaklıkların önümüzdeki yıllarda daha da artacak olması.
Biz et tüketimini artırmaya (hayvan üretim çiftliklerinin karbon emilimine doğrudan etkisi var), ağaçları kesmeye, dünyayı betonlaştırmaya, kötü kullanmaya devam edelim.
Yakında nefes alamayacak hale geleceğiz.

Seviyorum

Çöp kutusu bulamayınca çöpü ellerinde taşıyanları…
Yaz aylarında her gün bir dakikalarını sokak hayvanlarına bir kap su bırakma işine ayıranları… Motosikletlilere saygı gösterip arada arabalarla bıraktıkları kadar mesafe bırakanları…
Plajlarda deniz yerine tuvaletleri kullanmayı tercih edenleri…
Seviyorum.
Hep böyle kalın…

Yazının Orjinali

Şeften menemen tarifi

Şimdikiler öyle hormonlu, öyle kocaman ve ne yazık ki öyle lezzetsiz ki…
Bodrum’daki Rixos’un içinde saklı bir köşede yeni açılan Chef’s Garden’a gidince çocukluğuma ve doğaya döndüm.
Otelin fenomen aşçısı Zafer ustanın elinden çıkan yemekleri tadarken kendimden geçtim.
Chef’s Garden, Maldivler’de sıkça rastladığım ve büyük ilgi gören, haftalar önce rezervasyon yaptırmayı gerektiren “kendin kopar, aşçınla pişir” modeli organik bahçeler konseptinde.
Burası için de önceden rezervasyon gerekiyor.
Bir yanı deniz, diğer yanı organik bahçe olan mekandaki sebzeleri dalından siz koparıyor ve Zafer ustaya teslim ediyorsunuz.
Sonrası ise Zeytin Dostu Derneği’nin gümüş madalyalı zeytinyağıyla yapılmış yemeklerle ziyafet.
Sofraya oturanlar Zafer ustanın yemek ve organik beslenme sohbeti eşliğinde 2,5 saate yakın kalıyorlar burada.
Menemeni şahane yapan babama ve size buradan bir de Zafer usta tarifi vereyim.
Soğan koymayacaksınız.
Püf nokta domatesi çok iyi ezmek.
Yumurtayı ise gereğinden fazla kullanmayıp, domates, yumurta dengesini iyi tutturmak, domatesi öne çıkarmak.
Afiyet olsun.

Şeften menemen tarifi

Ali Ağaoğlu’na ayıp etmeyelim

Dozunu kaçırmak diye bir şey varsa işte tam da bu.
Ali Ağaoğlu’nun jet-ski kazasından sonra sosyal medyada yazılanlara gerçekten inanamadım.
Çokça da ayıpladım.
Buraya yazmaya utanıyorum, siz Twitter’a Ali Ağaoğlu yazıp okursunuz.
Tamam yaptıklarını tasvip etmiyor olabilirsiniz. Tamam sevmiyor da olabilirsiniz.
Ki hem kadınları aşağılayan söylem ve davranışlarından hem de HAÇİKO’ya yardımı yıllardır geri çevirdiğinden dolayı ben de kırgınım kendisine.
Herkesin kendine göre bir Ali Ağaoğlu antipatisi vardır.
Ama bu ölümüne nefret söylemleri niye?
Kaza geçiren, ölümden dönen birine insan üzülür yahu.
Duyduğumda benim canım yandı.
Az şey mi kaburga kırığı…
Sosyal medya acımasızlığına karşıyım.
Allah kimsenin başına kaza, bela vermesin.
Geçmiş olsun Ali Ağaoğlu.
Tez zamanda sağlığına kavuşmanı diliyorum.
Umarım o arada bu kazadan sonra sen de aslında herkesten farklı olmadığını anlar, alçakgönüllü olabilmeyi, insanlara eşit davranmayı başarır, bazı değerleri keşfeder, bir üslup ayarı yaparsın.

Bodrum ve magazin muhabirleri

Bodrum’da magazin muhabiri arkadaşlarla uzun uzun sohbet ettim.
Bütün yazı sahil şeridinde geçirenler için “Oh ne güzel. Deniz, güneş, Bodrum, Çeşme, siz buna çalışmak mı diyorsunuz?” diyenler oluyor.
İşte onlara sesleniyorum.
Bu iş hiç de dışarıdan göründüğü gibi değil.
Ekipten biri çalılıkların arkasında ünlü bir pop yıldızının denize girmesini 2,5 saat hiç kıpırdamadan nasıl beklediğini anlattı; “Ben askerde bu kadar hazır olda beklemedim” diyerek.
O uzun bekleyişin sonunda ne olmuş dersiniz?
Dayanamamış gitmiş o ünlünün yanına, “Sizi denize girerken bikiniyle çekmek için saatlerdir saklanıyorum, hadi girin şu suya artık” demiş.
Bu samimi itirafa karşı aldığı cevap da aynı samimiyette olmuş tabii.
Ünlümüz “Keşke o kadar beklemeseydin” deyip ayağa kalkmış ve pozu vermiş.
Magazin muhabirlerinin yaz aylarındaki işi deniz, kum, güneş değil anlayacağınız.
Sıcaklarda herkes eğlenir, denize girerken onlar ellerinde makineler gece gündüz çalışıyorlar.
Allah hepsine kolaylık versin.

Yazının Orjinali