Polisler teşekkür ediyor

◊ Ozan, az önce sette bir silahlı çatışmadan daha yara almadan kurtuldun. Geçmiş olsun diyelim. Dizide kaçıncı senen?
– Ozan Çobanoğlu: 1 yıl oldu. Daha önce “Küçük Ağa”daydım.
◊ İzliyor muydun “Arka Sokaklar”ı?
– Ozan Çobanoğlu: Bazen devamlı, bazen de ara ara izlerdim.
◊ Nasıl dahil oldun peki bu uzun soluklu diziye?
– Ozan Çobanoğlu: Türker İnanoğlu’yla bir müzikalde çalışmıştık. Bu işi de Erler Film yaptığından, teklif ettiklerinde “Tamam” dedim.
◊ Daha önce hiç polislik bir işin oldu mu?
– Ozan Çobanoğlu: Yok. Ama daha önce de aksiyon dizilerinde oynadım. Silah kullanmayı, atlamayı, zıplamayı biliyorum.
◊ Boğaç, sen Best Model seçilmiştin. Nasıl başladın oyunculuğa?
– Boğaç Aksoy: Evet, geçmişte bir Best Model hikayem var. Sonrasında ben de Türker Bey’le tanıştım, ilk dizimi onlarla yaptım. O dizi bitince buraya geçtim. Bu ikinci sezonum.
◊ Diziyi izliyor muydun?
– Boğaç Aksoy: 15 yaşındayken izliyordum.
◊ Senin var mı polislerle bir hikayen?
– Boğaç Aksoy: Üvey babam ilçe emniyet müdürü.
◊ Polisi oynamak nasıl hissettiriyor?
– Boğaç Aksoy: Çok güzel. Zorlukları da var tabii. Çalışmak lazım.
◊ Ne gibi?
– Ozan Çobanoğlu: Sportmen olmak gerekiyor. Haftada rahat 5 gün spora gidiyoruz.
– Boğaç Aksoy: Boks dersleri de aldık.
KADINLAR DAHA ÇOK İZLİYOR
◊ Yakın dövüş gerekiyor mu?
– Ozan Çobanoğlu: Dövüşmesen de birini tutukladığında ya da yumruk attığında kötü durmamalı… Çünkü polisler Akademi’de öğreniyorlar. Senin de en azından inandırıcı olman gerekiyor.
◊ Ne değişti bu diziden sonra hayatınızda?
– Ozan Çobanoğlu: Daha çok fanımız oldu.
◊ Kadınlar mı erkekler mi daha çok izliyor diziyi?
– Ozan Çobanoğlu: Kadınlar. Benim denk geldiğim, 15-25 yaş arası genç kızlar.
◊ Nasıl yorumlar yapıyorlar?
– Ozan Çobanoğlu: Güzel…
– Boğaç Aksoy: Hediyeler getiriyorlar. Geçen bana bir fotoğraf albümü yapmışlar mesela.
◊ Bu sizin ikinizle ilgili özel bir durum olmasın? Hani yakışıklılıktan ötürü?
– Ozan Çobanoğlu: Bilmiyorum ki. Genelde gençler daha çok seyrediyor bizi. Çocuklar çok seviyor. Çünkü diziyi izlemeye 20’nci dakikasında da başlasan, anlayabiliyorsun hikayeyi. Her bölümde farklı bir konu var. Devamlı takip etmen gereken bir dizi değil. Hepimizin hikayesi var ama seyirci kafa yormadan rahat rahat anlayabilir.
◊ Karakterlerinizin hikayeleri nedir?
– Ozan Çobanoğlu: Ben annesiyle yaşayan ve mütevazı bir polis olan Hakan’ı oynuyorum. Aylin adında komiser bir kız var, onunla aşk yaşıyor. Hepimiz aslında sıradanız. Sıradan karakterler olduğumuz için bu kadar seviliyoruz zaten. Hiçbirimiz kahraman değiliz. Vuruluyoruz, elimizden kaçırıyoruz. Hiçbirimiz Süpermen değiliz yani.
– Boğaç Aksoy: Benim canlandırdığım Volkan karakteri de çaylak, sakar biri. Biraz saf başladı, tecrübe kazandıkça karakter biraz daha oturuyor.

Polisler teşekkür ediyor
KADINI HASTANELİK ETTİM
◊ Saf olunca ne oluyor?
– Boğaç Aksoy: Bol bol vuruluyorsun. Üç kere vuruldum.
◊ Tehlikeli bir şey yaşadınız mı şimdiye dek?
– Ozan Çobanoğlu: Benim dizideki ikinci bölümümde kapı kırılma sahnesi vardı. Biraz sert vurdum. Oyuncu kadının kafasına geldi kapı. Hastanelik oldu.
◊ Aman aman, senden uzak durayım o zaman!
– Ozan Çobanoğlu: Yok, suç bende değil. Kapıya çok yaklaşmış, uzak durması gerekiyordu.
– Boğaç Aksoy: Yanımızda silah patladığı zaman kurusıkı da olsa zarar veriyor. Benim de sağ kulağımda yüzde 10 duyma kaybı oldu.
◊ İstanbul sokaklarında her hafta böyle bir dizi çekmek zor değil mi?
– Ozan Çobanoğlu: Bazen çekimlerde halkın içine dalıyoruz gerçekçi olsun diye. Kameralar çok uzaktan çekiyorlar. Bizi gerçekten polis sanıyorlar.
◊ Şimdi can alıcı soruya gelelim… Aşk hayatlarınız nasıl?
– Ozan Çobanoğlu: Ben yeni evlendim. İyi gidiyor her şey.
– Boğaç Aksoy: Benim hayatımda şu an ciddi bir ilişki yok.
◊ Çekimlerle ilişkiyi nasıl sürdürüyorsunuz?
– Ozan Çobanoğlu: Arada görüşüyoruz. (Gülüyor) Dizinin bir bölümü 3 saati buluyor. Her hafta bir sinema filmi kadar çalışıyoruz yani. Eşimle aynı sektörden olmamız bu anlamda avantaj sanırım. Ezgi (Sertel) yemek programı yapıyor.
◊ İyi yemek yapıyordur Ezgi. Zorlanıyorsundur fit kalmakta…
– Ozan Çobanoğlu: Dikkat ediyorum. İşimiz bu.
◊ Haftada kaç gün settesiniz?
– Ozan Çobanoğlu: 6 gün. Bir gün repomuz var.
◊ İşin en zor yanı ne?
– Ozan Çobanoğlu: Dizilerin uzun olması en çok zorlandığımız konu. Yurtdışında 35-40 dakika yapıyorlar dizileri. Neyse ki “Arka Sokaklar”ın sistemi oturmuş. Oyuncuları, çalışma ekibini diğer diziler kadar yormuyor.

BABAM DA MODELDİ

◊ Boğaç, senin gibi Best Model’a girip oyunculuğa geçen çok isim var…
– Boğaç Aksoy: Benim de Best Model’a girerken hayalim oyunculuktu.
◊ Kimler vardı senin zamanında?
– Boğaç Aksoy: Berk Atan birinci olmuştu, ben üçüncü olmuştum. Benim babam da eskiden modeldi. Belki de ondan etkilendim. 19 yaşındayken futbol oynuyordum. Sonra modelliği bir deneyeyim dedim ve Best Model’a girdim. Ama asıl amacım oyunculuktu. Best Model’dan sonra 2 sene tiyatro eğitimi aldım. Bir ara Çin maceram oldu, bir süreliğine oraya gittim. Şansım yaver gitti, üç reklam filminde oynadım orada. Markaların reklam yüzü oldum.
◊ Best Model’dan oyunculuğa geçmiş olanlardan en çok kimleri beğeniyorsun?
– Boğaç Aksoy: Çağatay Ulusoy çok iyi gidiyor. Kıvanç Tatlıtuğ ve Kenan İmirzalıoğlu zaten belli başlı isimler. Son zamanlarda Furkan Palalı da öne çıkan bir isim.
◊ Best Model seçilip de oyuncu olmayan yok neredeyse…
– Ozan Çobanoğlu: Kamera fotoğrafla ilgili bir şey. Temeli fotoğraf sanatı. Çirkin bir şey çekmek istemiyor yönetmen.

OYUNCULAR DA MODELLER KADAR FİT OLMALI

◊ Ozan, eğitim almış bir oyuncu olarak sinir oluyor musun modellikten oyunculuğa geçenlere?
– Ozan Çobanoğlu: Hayır. Ben şu kafadayım; modeller oyunculuk için arayı kapatmalı, oyuncular da modeller kadar fit olmak için arayı kapatmalı. Kompleks yapmamak lazım…
– Boğaç Aksoy: Ben Vahide Gördüm’ün Akademi 35,5’una gittim 2 sene. Işıkçılık da yaptım, sahne tozu da yuttum. Elimden geldiğince kendimi geliştirmeye çalıştım.
◊ Gerçek polislerden nasıl tepkiler alıyorsunuz?
– Ozan Çobanoğlu: İyi. Emniyet müdürü, yardımcısı geliyor, bize teşekkür ediyor. Bazen “Silahı çok yukarıda tutmayın” gibi teknik uyarılar geliyor. Genelde iyi niyetle teşekkür ediyorlar. “Polisleri iyi gösteriyorsunuz, namuslu gösteriyorsunuz” diye. Halktan da güzel tepkiler geliyor. Gelip “Polis olmak istiyorum” diyenler oluyor.
◊ Çocuğunuzun polis olmasını ister misiniz?
– Ozan Çobanoğlu: Çok zor iş. Bunu göze alırsa olsun tabii ki.

İÇİMİZ KAN AĞLIYOR YÜREĞİMİZ YANIYOR

◊ Bu ülkede polis olmak sizce nasıl?
– Ozan Çobanoğlu: Ülkemizde onlarca kişi terör eylemleri yüzünden hayatını kaybediyor. İçimiz kan ağlıyor, yüreğimiz yanıyor. Artık huzur istiyoruz, bu güzel ülkede hep beraber kardeşçe yaşamak istiyoruz. Böyle bir ortamda asker, polis olmak da tabii ki çok zor. Ben gerçek hayatta polislik yapamazdım.
– Boğaç Aksoy: Ben de yapamazdım…
◊ Bu arada yeni yıl mesajlarınızı alalım.
– Ozan Çobanoğlu: Sanatın ve edebiyatın içinde, bilimin ışığında, savaşsız, kazasız belasız, barış ve umut dolu, bereketli bir yıl diliyorum herkese.
– Boğaç Aksoy: Acıların yaşanmayacağı, sağlık, huzur ve barışın hakim olduğu, başarılarla dolu bir yıl olsun. 2016 bütün acılarıyla, karanlığıyla gitsin. 1 Ocak’ta aydınlık bir güne, yüzümüz gülerek uyanalım.

BU SETTE HİÇ KİMSENİN KOMPLEKSİ YOK

◊ Set ortamı nasıl? Ben iki gündür geliyorum çok keyifli, çok hızlı.
– Boğaç Aksoy: Orhan (Oğuz) hocamız gerçekten çok hızlı.
– Ozan Çobanoğlu: Efsaneyle çalışıyoruz. Çektiği sinema filmleriyle dünya çapında ödüller almış bir adam. Yeni filminden de ödül bekliyoruz.
– Boğaç Aksoy: Benim ikinci setim. Özgür Ozan ve Şevket Çoruh gibi yılların ustalarıyla çalışıyorum. Bize çok yardımcı oluyorlar. Sette sürekli gülüyoruz, eğleniyoruz.
– Ozan Çobanoğlu: Ben daha önce çok işte çalıştım. Bir işin içinde 4-5 başrol oyuncusu olması her zaman zordur. Burada ise 5-6 başrol var ve hiç kimsenin kompleksi yok. O çok güzel bir şey.
◊ Hiç kavga çıkmıyor mu sette?
Ozan Çobanoğlu: Hiç. Fotoğraf çekerken bile kimin yaşı büyükse onu ortaya geçiriyoruz. Rol önemli değil, biz o saygıyı hiç kaybetmiyoruz.

FİLMİ ÇEKİLSE GÜZEL OLUR

◊ “Arka Sokaklar”ın sinema filmi olur mu?
– Ozan Çobanoğlu: Bilemiyorum. Hiç öyle bir şey duymadım ama olabilir. Zirvede bitirip filmini çekebiliriz. Şimdi böyle deyince insanlar dizi bitiyor zannederler. Bitmiyor, daha en az 2 sene devam eder bence.
– Boğaç Aksoy: Filmi çekilse güzel olurdu bence.
◊ Burada yaşlanır mısınız?
– Boğaç Aksoy: Olabilir.
– Ozan Çobanoğlu: Ben yaşlanmıyorum. (Gülüyor)

Yazının Orjinali

Güneşin toprağa değmediği ülke

Dünyanın en ilginç ülkesinin en ilginç dönemine tanıklık etmek üzere THY’nin İstanbul-Havana hat açılışı ile geldik buraya.
Eskiden aktarmayla 25 saati bulan yolculuk, direkt uçuşla artık 11 saat.
Gel de gelme!
Haliyle, 49 business, 300 ekonomi koltuğunun bir tanesi bile boş değildi.
THY Yönetim Kurulu üyesi ve TİM Başkanı Mehmet Büyükekşi, basın toplantısında, bu direkt uçuşların Türkiye ve Küba arasındaki ticari ilişkileri de geliştireceğini söyledi.
Gelecek ay, kalabalık bir işadamı grubu Küba’ya gidecek.
Küba’nın yerli dilindeki anlamı “güneşin toprağa değmediği ülke”…
Doğayla iç içe, teknolojiye ve kapitalizme karşı yaşamın, Fidel Castro’nun yakın geçmişteki ölümünün ardından değişip değişmeyeceği tabii ki merak konusu.
Castro öldüğünde Havana’da bayrağını yarıya indirmeyen tek konsolosluk ABD’ninkiymiş.
Havana’nın hemen karşısında Key West ve Miami varken bu gerginlik ilginç tabii.

Havana’da hava yaz yaz yaz

Küba’nın 11,5 milyonluk nüfusu var.
Havana şehri en büyüğü, burada 2.2 milyon kişi yaşıyor.
Ülke tropik bir iklime sahip. Rehberimiz Haluk Işıkmen’in dediğine göre mevsimler basit, üç mevsim var; sıcak sıcak sıcak.
Kıskandırmak gibi olmasın ama Türkiye’de kış kıyametken şu anda Küba’da kış ve sıcaklık 29-31 derece arası.
Akşamları püfür püfür esiyor, sıcağı hissetmiyorsunuz bile.
Yani Küba sadece kültür değil, deniz güneş turizmi için de ideal bir destinasyon.

Tülin’le Küba piştisi

Küba mimarisi, sanatı, modası da yükselen değerler arasında.
Valentino, Stella McCartney yeni koleksiyonlarını Küba’dan esinlenerek hazırladıklarını açıklamışlardı.
Durum böyle olunca Star TV’de “Tülin Şahin’le Moda” programını sunan Tülin’i burada görmek şaşırtmadı.
Yalnız nasıl olduysa kendisiyle günde iki kez pişti olduk.
Gündüz sarı elbiselerle dolaştık birlikte.
Akşam THY’nin gala yemeğinde siyah beyaz piştimiz ise bu kadarı da olmaz dedirtti.
Nazım Hikmet’in Küba’da çekilen fotoğrafının önünde poz verirken buna gülüyorduk.

Güneşin toprağa değmediği ülke

295 uçuş noktası

1933’de kurulduğunda sadece 3 uçağı olan Türk Hava Yolları şimdi filosunda 334 uçak bulunduruyor.
2023’te hedef 500 uçak.
THY, Havana ve Caracas’la birlikte 295 uçuş noktasına ulaştı ve dünyanın en fazla ülkesine uçan havayolu unvanını daha da sağlamlaştırmış oldu.

Uğur Cebeci farkı

Uçuş, uçak, havayolu, havaalanı denince akla gelen ilk isim olan Uğur Cebeci’nin uçaklarda bir dediği iki olmuyor.
Onunla uçarken menüde olmayan sigara böreğini bile yiyebiliyorsunuz.
Ama kendisinin zayıf kadınlara bir kastı var sanırım.
Tülin Şahin’le bana uçak dahil tüm gezi boyunca su böreği, gözleme ve baklava yedirdi.
En son zorla gül şerbeti bile içirdi. Hadi kendimi geçtim, incecik Tülin Şahin’e bu yapılır mı?

Cumhurbaşkanımız da kalmış

Küba’da kaldığımız otel, Havana’nın tarihe tanıklık etmiş olan oteli Hotel Nacional.
Naomi Campbell’ın de sık sık kaldığı bu otel zamanında Frank Sinatra, Nat King Cole, Winston Churchill, Marlon Brando ve Ernest Hemingway’i de ağırlamış.
Sinatra ve Ava Gardner’ın ilişkileri burada başlamış.
Hotel Nacional’de Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan’ın da kaldığını öğrendim.
Fotoğrafı otelde diğer devlet büyükleri ile birlikte yer alıyor.

Güneşin toprağa değmediği ülke

Yazının Orjinali

Dağ 2’ye akın akın

Çünkü seanslarında yer bulunmuyor.
Yaşanan terör olayları ve özellikle Türk askerine yapılan saldırılar milli duyguları körükleyince, Dağ 2 filmine olan ilgi daha da arttı.
Alper Çağlar’ın yönettiği filmi, vizyona girdiği 4 Kasım’dan bugüne 2,5 milyona yakın kişi izledi.
Ve Dağ 2, 2016’nın en çok izlenen sinema filmi oldu.
Arka Sokaklar’da birlikte rol aldığım Emir Benderlioğlu’yla konuştum, bu başarıdan oldukça memnundu.
Filmde Emir’in yanı sıra Çağlar Ertuğrul, Ufuk Bayraktar, Murat Serezli, Atılgan Gümüş ve Ahu Türkpençe de rol alıyor.
Dağ 2’de sınır ötesi gizli operasyona gönderilen yedi kişilik bir timin son derece sağlam öyküsü var.
İzlemediyseniz, mutlaka gidin, görün.
Ve bir dip not: IMDB puanı 10 olan Dağ 2, sadece erkek değil, kadın izleyicinin de filmi.

Dağ 2’ye akın akın

Brad Pitt korkudan oynayamamış!

Brad Pitt’in Angelina Jolie’den ayrılmasına neden olduğu öne sürülen Müttefik (Allied) filmini bir kez de arkadaşlarımla birlikte izledim.
Brad Pitt konusunda bir hemfikir olduk, bir de ikiye bölündük.
Hemfikir olduğumuz konu tabii ki Brad Pitt’in 53 yaşında olmasına rağmen hâlâ tüm kadınları kendine aşık edecek kadar iyi görünmesiydi.
Bunun için çeşitli müdahaleler ve botoks yaptırdığı ise mumya gibi olmuş görüntüsünden ve kırışıksız yüzünden anlaşılıyor tabii.
Ama olsun, maşallah bebek gibiydi, çok tatlıydı.
Geleyim anlaşamadığımız konuya.
İkiye bölündüğümüz nokta, oyunculuğu ve role kendini verip veremediği oldu.
Ben role kendini veremediğini düşünen taraftayım.
Angelina Jolie korkusu, aşık ve sevişen adam kıyafetini giymesine engel olmuş sanki.
Karşısındaki Marion Cotillard ne kadar cilveli, seksi ve aşık göründüyse, Brad Pitt de o kadar çekingen, donuk ve isteksiz geldi bana.
Pitt’in ilk evliliğini bitiren, bir kadın ve bir erkek casusun hikayesini anlatan Bay ve Bayan Smith (Mr. and Mrs. Smith) filmiydi.
Şimdi burada da yine aşık casus rolünde.
Belki de olacakları gördü ve role giremedi.
Kim bilir?
İkinci Dünya Savaşı sırasında geçen bir aşk soslu casusluk hikayesi ve savaş draması olan Müttefik, ortalama senaryosuna rağmen kostümleri, mekanları, yer yer hissedilen gerilimi, finaldeki duygusallığı ve sürprizleri ile keyifli bir seyirlik bu arada.
Tavsiye ederim.

Ben Küba’ya gider

Siz bu satırları okurken, ben THY’nin ilk direkt uçuşuyla Küba’ya doğru yol alıyor olacağım.
Bu hat açılışı ile THY’nin ortalama 13 saat kadar
süren aktarmasız İstanbul-Havana seferleri de başlamış oluyor.
Eskiden aktarmalarla 25 saati bulan bu yol artık çok daha kısa, çok daha zahmetsiz.
Amerikan dolarını kaale almayan, başı dik, hayatı müzik ve dansla süsleyen bu renkli ülkeyi merak ediyorum.
Fidel Castro’suz Küba’da neler oluyor, görüp, yazacağım.

Jordan diyor ki

Michael Jordan, başarısının nedenini daha önceleri defalarca başarısız olmasına bağlamış.
Yenilmekten korkmayalım, olsa olsa bir gün gelecek başarının habercisidir.

Yazının Orjinali

Hastalık korkusundan zamparalık yapamadım

◊ İnsanları bekletmekten bu kadar imtina eden bir adam nasıl oluyor da küfür ediyor?
– Küfür yakışıyor diye diye beni küfürbaz yaptılar.
◊ Kaç yaşından beri küfür ediyorsunuz?
– Liseden beri.
◊ İlk küfürünüzü hatırlıyor musunuz?
– Yok… Ama çocukluğumda top oynarken küfür ettiğimi hatırlıyorum. Zaten ben münakaşa edecek bir tip değilim. Çünkü karşımdakinin fikrini asla kabul etmiyorum. Sinirli konuşuyorum. Doktor “Aydemir yavaş konuş, hele telefonda hiç konuşma” diyor.
◊ Terapiste gittiniz mi ya da öfke kontrolü için bir uzmana başvurdunuz mu hiç?
– Hayır. Arkadaşlarım artık bu huyumu biliyor, herkes alışık. Geçen maçta Candan Erçetin “Aydemir Abi seyretme, arkanı dön” dedi. Ben yine dayanamıyorum bağırıyorum, sesim kısılıyor.
◊ En çok kime bağırıyorsunuz?
– Galatasaray’a.

Hastalık korkusundan zamparalık yapamadım
STADYUMDA MAÇ İZLEMEM YASAK
◊ Küfür statlarda yasaklandı ama!
– Bana da maç yasak artık.
◊ Yasağın perde arkası?
– Spor yazarlığı yaptığım dönemdi… Barcelona’yla maçımız vardı Ali Sami Yen’de. Galatasaray gol yiyince İspanyol radyocu öyle bir bağırdı ki sinir oldum. İkinciyi biz atınca ben de ona dönüp bağırdım ve bir hareket yaptım. Sonra stada girmem yasaklandı. Bir milletvekiliyle de şeref tribününde kapışmışlığım var. O yüzden öyle kalabalıklara pek girmiyorum.
◊ Neden böyle sizce?
– Bilmiyorum. Belki de Arnavutluk’tan. Babam Manastır’dan Arnavut, annem Laz, Sürmeneli.
◊ Kaç kardeşsiniz?
– Dört. Üç erkek, bir kız.
KIZ KARDEŞİM OLDUĞUNU ARKADAŞLARIMDAN SAKLADIM
◊ Kız kardeşlerinize karışıyor muydunuz küçükken?
– Off hem de nasıl. Perde açtırmazdım. Bir kız kardeşim olduğunu uzun yıllar en yakınlarım bilmedi. Çünkü arkadaşlarım geldiği zaman odaya kapatırdım, çıkamazdı.
◊ Kızlara hapis hayatı demek!
– Ne tuhaf değil mi? Herkes beni çok rahat zanneder. Ben şimdi üzerinde bu kıyafet varken seninle sokağa çıkmam.
◊ Nasıl yani? Ne var kıyafetimde?
– Biri sana bakarsa rahatsız olurum.
◊ Allah Allah! Ben sevmem pek kıyafetime karışılmasını. Eşinizin kıyafetlerine de karışıyor muydunuz?
– Bir miktar… Ama o da asi olduğu için “Medeni ol” derdi bana. Bu arada benim zaten bir prensibim vardır. İbrahim’le (Tatlıses) uygulardık bunu. Bilmediğimiz yere pek gitmez, hep arkalarda otururduk ki dikkat çekmeyelim. Gerçi eskiden etraf daha düzgündü. Biliyor musun, benim çocuğum prematüre doğdu, yaşamadı. Bu devirde çocuğum olmadığına şükrediyorum.
◊ Neden?
– Biz Arnavutlar çocuklarına çok düşkünüz, çok kıskancızdır.

EŞİMLE İKİ KERE BOŞANDIK ÜÇ KERE EVLENDİK

◊ Sizin inadınız meşhur. Neden acaba?
– Bana keçi sütü içirmişler. Belki inatçılık oradan geliyordur. Üç hastalık birden kapmışım doğduğumda, anneme “Uğraşma ölür” demişler.
Babam da Arnavut, inatçı. Oğlu olunca bayram yapmış zaten. Kambur bir doktor vardı Akaretler’de, beni o kurtarmış.
◊ Ya sinir? O da mı çocukluktan? Hocaya cetvel atmışsınız, doğru mu?
– Attım… Sinirden… Azarladı, tokat attı, ben de cetvel fırlattım. Onun için beni deli doktoruna götürdüler.
◊ Eşiniz nasıl katlanıyor size?
– Biz iki kere boşandık, üç kere evlendik. Ama küçük şeylerden. Sen Beyhan’ı tanısan korkarsın. Kavga edip evden giderdim, boşanma davası açardı. Boşanma kağıdı geldiğinde biz çoktan barışmış olurduk. 54 sene oldu, dile kolay.
◊ Kıskanıyor muydu sizi?
– Hiç. Mankendi benim karım.
◊ Manken de olsa kadın kıskanır.
– Hayır, benim huyumu bilir o. Bir iki vukuatım olmuştur, temassız. Ben hastalıktan falan korkan bir insanım.

SEVİŞME SAHNELERİNDE SULULUK YAPAR GÜLDÜRÜRDÜM

◊ Demek hastalık korkusu zamparalık yapmanızı engelledi. Peki bu uzun don meselesi nedir?
– Hayatım porno başka bir şey, erotik başka bir şey. Pornoda afedersin başka bir şey lazım.
◊ Siz ne yapıyordunuz, araya yastık mı koyuyordunuz?
– O sevişme sahneleri zaten bir ıstıraptı. Sevmem öyle şeyleri.
◊ O filmler peki?
– Ben güldürüyordum sevişirken. Bir gazeteci çıktı, benim röportajıma seks kralı diye bir şey yazdı ama… Anadolu tarafından yapımcılara “Aydemir’e sevişme sahnesi koymayın, çünkü sululuk yapıyor ve seyirci tahrik olmuyor” demişler. Sonra ben yanıma bir jön aldım. O sevişiyordu, ben güldürüyordum.
◊ İbrahim Tatlıses’le Kaç sene oldu arkadaşlığınız?
– 30, 35 sene.
◊ Yaşınız kaç şu anda?
– 1 Ocak’ta 81 olacak.

Hastalık korkusundan zamparalık yapamadım

ŞAFAK SEZER İYİ OYUNCU AMA FİLM ÇEKMESİN

◊ “Alemde 1 Gece” vizyona girdi. Filmle ve Türk sineması ile ilgili birkaç cümle alayım sizden…
– Eskiden Amerikan filmleri çalınırdı, şimdi Kore filmleri çalınıyor. Yeter artık. Sonra niye Türk sineması ilerlemiyor… Yazarı olmayan sinema yürümez. Tiyatroda text, sinemada senaryo. Kimse senaryoya para vermiyor. Geçen Nurgül Yeşilçay’a iki senaryo verdim. Onun oyunculuğunu çok beğeniyorum. Sıkışıyorsan al bir romanı, senaryoya çevirir. Bu seyirci neyin çalıntı olup olmadığını biliyor.
◊ Bu filmde kimler var?
– Burcu Binici diye çok kabiliyetli bir kız var.
◊ “Kolpaçinolar”daki rol arkadaşınız Şafak Sezer’le ilgili ne dersiniz?
– Çok iyi oyuncu ama film çekmeyecek!
◊ Erkan Petekkaya?
– Erkan, “Kolpaçino”da oynamakla bence hata yaptı. Karım hamileyken beş kuruş param yoktu, seks filmleri defterini kapatmıştım. İyi para teklif ettiler “Zühtü” filminde oynar mısın diye. Adı rahatsız etti beni. 10 lira yok cebimde, ona rağmen oynamadım.
◊ Hayır demeyi bileceksin diyorsunuz yani…
– Aktör seçmesini bilecek.

ARNAVUT’UN KIZINI AL, ERKEĞİNİ ALMA

◊ Siz kadına da, çocuğa da kurallar koyuyorsunuz demek ki…
– “Arnavut’un kızını al erkeğini alma” demişler. Çocuğun hayatı da zehir olurdu, benim ki de. Bir kere hava karardı mı sokağa çıkamazdı, kız da olsa erkek de olsa fark etmez…
◊ Sokağa çıkarken korkuyor musunuz?
– Hayır. Ölüm korkusunu hissedersen yaşayamazsın zaten.
◊ Nasıl bir çocukluğunuz vardı, yaramaz mıydınız?
– Mahallenin şımarığıydım.
◊ Geçmişten en çok neleri özlüyorsunuz?
– Çıplak ayakla dolaşmayı ve bekçi düdüğünü. Feriköy’de doğdum ben. Eskiden bekçi olurdu. Bizim için bir garantiydi bekçi düdüğü. O bekçiye dokunanın hayatı kararırdı. Şimdi emniyet müdürüne bile “Çekil lan” deniyor. Ben emniyet zafiyetinden şikayetçiyim. Hoşgörü diye bir şey kalmadı. Biz demokrasiyi giyemedik. O elbise bize büyük geldi. Çıkmazdayız.

Yazının Orjinali

Polisimizin yanındayız

Galatasaray-Gaziantepspor maçında, Yasin Öztekin’in golden sonra saha kenarındaki polise sarılması tüm ülkeyi gözyaşlarına boğmuştu.
Beşiktaş Kulübü Başkanı Fikret Orman da dünkü maçta kombineleri kaldırdı, maçın gelirinin şehit ailelerine bağışlandığını açıkladı.
Ünlü isimler polislerle fotoğraf çektirip Instagram’da paylaşarak destek mesajları veriyor.
Ve geçen gün Kral Grubu Genel Müdürü Mehmet Akbay, nam-ı diğer Gezegen Mehmet’ten hepimize bir telefon mesajı geldi.
Sanatçı dostlarını İstanbul Emniyet Müdürlüğü’ne, şehit polislerimiz için taziye ziyaretine davet ediyordu.
İlk başta pazar günü için planlanan bu ziyaret, vakit kaybetmemek adına hafta içine alındı.
Mehmet’i arayıp, bu fikrin perde arkasını öğrendim.
Şöyle anlattı:
“Polislerin çoğu Kral FM dinliyor. Ben de pazar sabahı yayında duygularımı dile getirdim. Yol ayrımına gelindiğini anlattım.
Kim bu teröristlerin yanındaysa onlarla da savaşacağımızı söyledim.
Yolda çevirme vardı, durdum, polislerin yanına gittim. Başınız sağ olsun kardeşlerim dediğim anda sarıldılar Mehmet abi diye.
Bütün polislerimize başsağlığı diliyorum.
Biz polisin asayişte, trafikte, çevirmede hep soğuk tarafını görüyoruz ama onlar hep bizim güvenliğimiz için oradalar.
Biz de toplanıp, onların yanında olduğumuzu göstermek için Çevik Kuvvet Şube Müdürlüğü’ne ziyarete gitme kararı aldık.”
Başımız sıkıştığında, tehdit anında, korktuğumuzda bizler için, bizim güvenliğimiz için hep orada olan polisimizin yanındayız.
Lütfen siz de sadece sıkışınca polis demeyin, her an her zaman destek verin.

Ata Demirer’den güzel hareket

Bakıyorum da, terör olaylarında yine sadece konserler, oyunlar iptal oluyor, diğer tarafta insanlar sinemaya gitmeye devam ediyor, lig ara vermiyor, maçlar oynanıyor.
Olan sadece ve sadece müziğe oluyor.
Gece kulüplerindeki, gazino tarzı mekanlardaki içkili, sazlı sözlü, eller havaya sahneleri demiyorum ama konser tadındaki etkinlikler devam etmeli bence.
Bakın Ata Demirer ne güzel yaptı.
Yarın gece BKM’deki gösterisini iptal etmek yerine, gelirini şehit ailelerine bağışlayacağını
açıkladı.
Ata, şarkılar söyleyerek sanatın iyileştirici gücünü kullanacak, üstüne bir de şehit ailelerine maddi katkı sağlamış olacak.
Alkışı şimdiden hak ediyor.

Arka Sokaklar

Aralık sonundaki bölümünde ekranda olmak üzere beş gündür “Arka Sokaklar” setindeyim.
Sıcacık ortama bayıldım, “Arka Sokaklar”ın güzel, samimi insanlarına âşık oldum, çok mutlu bir set ortamı yaşadım.
Yayınlanacak bölüm yaklaştıkça daha detaylı bir yazı yazacağım ama sıcağı sıcağına şunu da söylemeden geçmek istemedim.
Bugüne dek çok dizi seti gördüm, konuşulanları duydum ama Türk sinemanın usta yönetmeni Orhan Oğuz’un kamera arkasında olduğu “Arka Sokaklar” kadar tıkır tıkır işleyen, hızlı, dakik ve çabuk olanını görmedim.
Senaryo öyle dikkatli yazılıyor, sahneler ve set öyle güzel tasarlanıyor, kameralar öyle doğru konuşlandırılıyor ki, usta oyuncuların da katkısıyla çekimlerin bir tekrarına gerek bile kalmıyor.
Sabahlanan dizi setlerinden “Arka Sokaklar”a birer gözlemci göndersinler ve bu işin sırrını öğrensinler bence.

Küba’ya gidiyorum

Haftaya bugün, doğum günümde Küba’da olacağım. THY ekibi ile direkt olarak gerçekleşecek ilk İstanbul-Havana uçuşunda birlikte olacağız.
Yani haftaya bol bol Küba okuyacaksınız bu köşede.
Merak ettikleriniz ya da önceden gidip de “mutlaka yap, gez, ye, gör, dinle” dediğiniz şeyler varsa yazın bana.
Bekliyorum…

Yazının Orjinali

Arrival’daki zaman algısı

Uzaylıların gelişini ve insanlarla ilk temasını anlatan bu bilimkurguyu dört kişi izledik, konuştuk, hepimiz ayrı anlamışız, ayrı yerlerden bakmışız.
Beni iki şey etkiledi filmde.
Birincisi teröre, savaşlara çözüm olabilecek cümle: “Savaş kahramanlar yaratmaz, yetim ve dullar yaratır.”
Tüm dünya ve insanlık bu kilit cümleyi anlasa, uygulasa barış gelecek aslında.
Denis Villeneuve’nin yönettiği ve başrolünde Amy Adams’ın olduğu Arrival ile ilgili ikinci dikkat çekici şey ise sapir-whorf hipotezi.
Yani dünyayı nasıl algıladığımızı aslında kullandığımız dil belirliyor.
Dil, düşüncelerimizi, algımızı da etkiliyor.
Filmin felsefi konulara, hipotezlere, zaman algısına göndermeleri son derece yerinde ve etkileyici.
Ama uzaylı filmi deyince Arrival’dan aksiyon bekleyenler hayal kırıklığına uğrar ve sıkılır, şimdiden söyleyeyim.
Çünkü olay bunun çok ötesinde.
Arrival, derinliği, akıl karıştıran ama zeka okşayan senaryosu, zamanın döngüselliği üzerine teorileri ve derinliği ile yılın açık ara en iyi bilimkurgusu.
NOT: Bir son dakika gelişmesi vereyim; Arrival, Amerikan Film Enstitüsü’nün belirlediği yılın en iyi 10 filmi arasında da yerini aldı.

Hayvanseverler duymasın mı!

Duydum Cengiz, duymaz olur muyum! Maalesef duydum. Keşke duymaz olaydım ama!
Cengiz Semercioğlu, Cüneyt Arkın’la yaptığı röportajda, ünlü oyuncunun dediklerini hayvanseverler duymasın diye yazdı! Haklı.
Cüneyt Arkın, film çekimlerinde atları düşürmek için ayaklarını telle bağladıklarını ve telin bittiği yerde atın yere kapaklandığını söylemiş Cengiz’e.
Cüneyt Arkın’ın at sevgisini bilmeyen yok, zaten röportajında da üzerine basmış.
Ama bu yapılanla o sevgi bağdaşıyor mu!
Düşünsenize o incecik ayaklara tel bağlayıp, hızla koşan atı yer deviriyorlarmış.
Yönteme bak!
Kimbilir kaç hayvan sakat kalmıştır…
İşte bu nedenle eğer CGI, yani bilgisayar
desteği kullanılmıyorsa atların aksiyon sahnelerinde kullanıldığı filmleri, dizileri izlemek bile istemiyorum.
Zamanda yolculuk yapıp atın düşürüldüğü andaki acısını içimde, en derinde hissediyorum çünkü.

Yazının Orjinali

Best Model

Ama galiba geçen hafta sahneye çıktığım Best Model of the World gecesi şansım döndü.
Hem o gece ilginç bir olay yaşadım hem de sonrasında çıkardığım “Ölümsüz Aşk” adlı şarkıya tepkiler müthiş oldu, dahası hemen ardından iki dizi, bir de sinema filmi teklifi aldım.
Erkan Özerman, “Bu yarışmada olmak başkadır” demişti zaten, kulaklarını ileride de bol çınlatacağım haliyle.
Geceye döneyim.
İstesen olmaz, uğraşsan, denk getirmeye çalışsan beceremezsin.
Best Model of the World gecesi, yarışma devam ederken, sahneye çıkan Barış adlı terrier ile birlikte sahne arkasındaki kızlardan biriyle fotoğraf çektirme şansım vardı.
Geceden “köpekler podyuma çıkıyorsa restoranlarda, otellerde de daha fazla kabul görmeli” mesajını verecektim. Bu, o geceden elimde tek bir fotoğraf olacaktı.
Mesut Akkoyun’dan fotoğraf makinesini hazır tutmasını rica ettim.
Yanıma o gece modellerle birlikte sahneye çıkan Barış’ı aldım.
Yarışma devam ederken 55 ülkenin modelleri arasında gidip Nijeryalı model Joy Akpokiniovo ile fotoğraf çektirdim.
Ve Joy o gece tacı takan model oldu.
Yeri gelmişken yanımda Best Model of the World seçilen Joy ve kucağımda Barış’la mesajımızı verelim o zaman: Köpeklerin, podyuma da çıkarım, birlikte yaşadığım insan arkadaşımla gezmeye de giderim diyebileceği günlerin gelmesini diliyoruz.

Best Model

Lara Fabian’ın sevgi mektubu

Lara Fabian’ı seviyorum.
Çok özel bir ses olduğu…
Şahane bir sahnesi olduğu…
Güzel bir kadın olduğu…
Örnek bir eş ve anne olduğu…
Ve de en çok Türkiye ile arasındaki bağı koparmadığı ve her seferinde Türkiye sevgisini dile getirmekten çekinmediği için.
Lara Fabian bu gece ve yarın gece Zorlu PSM’de olacak.
Geçen geldiğinde Mehmet Turgut’un objektifinin karşısına geçmişti, bu kez de sahnede bir Türk tasarımcının kıyafetlerini tercih edecek.
“I Will Love You Again” ve “Je t’aime” gibi klasikleşmiş şarkılar zaten cepte.
Ama bunlar dışında yeni albüm şarkılarını da bekliyoruz ünlü şarkıcının.
Yeni albüm için “Anneme, arkadaşlarıma, eşime, kızıma hitaben yazdığım bir sevgi mektubu gibi” dedi.
Ve benim hepimizin kulağına küpe, hayatına örnek olması gereken şu sözlerle devam etti: “Yakınlarımıza gerçekten yeterince ve açıkça seni seviyorum, hayatımda var olduğun için sana minnettarım diyor muyuz? Bence yeterince değil. Umarım bu şarkıları herkes sevdiklerine birer sevgi mektubu gibi iletebilir.”
Bu ve yarın geceki konserlerde müzikle birlikte sevgi de yayılacak.
Büyülü bir ses aracılığı ile.

Şarkını Söyle

Rising Star, O Ses gibi şarkı söyleme yarışmaları sadece Türkiye’de reytingleri sallamıyor.
Bu tip yarışmalar dünyada da en çok izlenen televizyon programları arasında.
Madem öyle işte böyle diyen Universal Pictures şarkı söyleme yarışmalarını enfes bir animasyonla sinemaya taşıdı.
Yarın vizyona girecek olan “Şarkını Söyle” (Sing) adlı animasyonda yarışmacılar fare, fil, domuz, goril ve kirpi gibi hayvanlardan oluşuyor.
Güzel performanslar var filmde.
Çoluk, çocuk gidilecek, müzikal açıdan da tatmin edici bir hafta sonu seçeneği.

Yazının Orjinali

Best Model’dan ekrana

Sonra bir arkadaşı vasıtasıyla Best Model yarışmasına katıldı.
Bir hafta öncesine kadar Best Model of Turkey unvanının sahibiydi.
Geçen haftaki röportajımızda “Zafere koşacağız” demişti.
Koştu da.
Bugün kendisi artık sadece Best Model of Turkey değil, dünyanın en iyisi, yani Best Model of the World.
Yine geçen haftaki röportajımızda “Oyuncu olmak istiyorum” demişti.
Erkan Özerman’ın ekrana kazandırdığı pek çok model gibi onu da kısa süre sonra ekranlarda, bir dizide göreceğimize hiç şüphem yok.
Cumartesi günkü Best Model of the World finalinde dünyanın dört bir yanından gelen modeller içinde zaten en ışıklı, en karizmatik, en kendinden emin ve bence en yakışıklı olan Onur’du.
Oyunculuk eğitimi almaya çoktan başladı bile.
“Utangaç bir yapım var ama yakışıklı bir çapkını oynamak istiyorum” demişti.
Şimdiden oynayacağı diziyi ve rolünü merakla bekliyorum.

Tavşana iade

Tayga, Beymen Club’dan eldiven almış kendine.
“Çok beğendim ama kullanmadan hemen değiştirmeye gidiyorum” dedi.
Anlamadım önce, insan beğendiği şeyi neden değiştirsin?
İşte bundan…
Bizimki normalden biraz pahalı olan eldivenin neden o fiyatla satıldığını anlamamış önce.
Aldıktan sonra aklına gelmiş eldivenin etiketine, neden yapıldığında bakmak.
Yün, naylon karışımı eldivenin ucundaki ufacık, görünmeyen minik kürk meğerse tavşan kürküymüş.
“Hemen gidip geri vereceğim” dedi.
Markalar, mağazalar, daha çok satar sandıkları gerçek kürklü giysilerin artık tepki çektiğini, hatta iade sebebi olduğunu ne zaman anlayacaklar acaba?
Onlar anlayana kadar tepki göstermeye, gerçek kürklü giysileri kullanmamaya devam.

Dilan ve Levent’e mutluluklar

Dilan Çıtak ve Levent Dörter’in bir dargın bir barışık ilişkilerinin evlilik teklifi ile taçlanmasına çok sevindim.
Ayrılıklarında da birlikteliklerinde de, ikisi de arkadaşım olduğu için yanlarındaydım.
İki tarafı da dinledim, anlamaya çalıştım.
Dilan “Madem sonunda evlilik teklif edecekti, beni niye bu kadar uğraştırdı” dedi geçen gün bana.
Bazen erkeklerin doğruları görmesi, çevrelerine duvar örüp kalplerinin sesini dinleyecek duruma gelmesi için ayrılık ve zaman gerekiyor işte.
Levent’in sevgisi, aklı, sağduyusu sağlam ve büyükmüş ki çok vakit geçmeden ilişkisinin değerini anladı. Kaybetmeden kazandı. İki sevdiğim insan, ömür boyu mutlu olsunlar.

Randevu İstanbul

Kültür ve Turizm Bakanlığı ile Fatih Belediyesi’nin destekleriyle, TÜRSAK tarafından düzenlenen 19. Randevu İstanbul Uluslararası Film Festivali, 16-22 Aralık arasında gerçekleştiriliyor.
Festivalde Toronto, Venedik ve Sundance gibi önemli festivallerden ödülle dönmüş filmlerin ağırlıklı olduğu bir seçki var. Festival, 15 Aralık akşamı Cemal Reşit Rey Konser Salonu’ndaki açılış töreninin ardından gösterilecek olan, Amma Asante imzalı “Aşkın Krallığı” (A United Kingdom) filmiyle başlayacak.
“Sinema Tarih Buluşması” ve “Anısına” seçkilerinin yanı sıra festival filmleri bu yıl, geçen yıllardan farklı olarak, “Aç gözünü!”, “Günümüz İspanyol Sineması” ve “Gastronomik Devrim” başlıkları altında gösterilecek.

Yazının Orjinali