Restoran sahipleriyle kavga ederdi

46 yaşında aldığı James Bond unvanını en uzun süre taşıyan kişi.
7 kez James Bond olarak kamera karşısına geçti.
James Bond’a “Yenemeyeceği düşman, baştan çıkaramayacağı kadın yoktu” cümlesini kazandırdı.
UNICEF iyi niyet elçisi oldu.
Sir unvanı sahibi.
Ama benim ve pek çokları için en önemli özelliği, sağlam bir hayvan hakları savunucusu olması.
“Avcılığı bir spor olarak görmek bir hastalık, sapkınlık ve çok tehlikeli. Savunmasız hayvanları avlamaktan ve öldürmekten zevk alan insanlar akıl hastasıdır” cümleleri Roger Moore’a ait.
Moore, avcılığın yanı sıra sirk hayvanları ve işkenceyle eşdeğer olan kaz ciğeriyle ilgili de çalışmalar yapmıştı.
Ünlü İngiliz mağazalar zinciri Selfridges’in kaz ciğeri satmasına karşı başlattığı kampanyada başarılı olan Moore, konuyla ilgili videolarının yanı sıra gittiği restoranlarda menüde kaz ciğeri varsa bizzat mutfağa gidip aşçı ve restoran sahipleriyle tartışmasıyla da ünlüydü.
Saraydaki İngiliz askerlerinin ayı derisi şapkalarının sentetik alternatiflerle değişmesini sağlayan da ta kendisiydi.
Su parklarında hapsedilen deniz hayvanları ve sirklerde çalıştırılan vahşi hayvanlar için de PETA’nın çözüm ortaklarından biri olmuştu.
Sir Roger Moore benim için hem önemli bir sinema oyuncusu hem de ateşli bir hayvan hakları savunucusu olarak var oldu ve olmaya devam edecek.
Haklarını sonuna kadar savunduğu sessiz dostlarımız adına kendisine minnettarım.
Özlenecek ve hiç unutulmayacak.

Hayat şu anda yaşanıyor

GB 65, Instagram’da keyifle takip ettiğim hesaplardan.
Şahane paylaşımlar yapıyor.
İşte onlardan biri.
Ben diyeyim 80, siz deyin 90 yaşındaki bu kadın en gencimizden daha genç kafalı, yüzündeki gülücük, elinde tuttuğu yazı umut, heyecan ve hayat dolu.
“Beklemeyi alışkanlık haline getirmeyin. Hayallerinizi yaşayın ve risk alın. Hayat şu anda yaşanıyor” diyor.
Yaşlı görünümlü gencimizi dikkate alalım derim.

Restoran sahipleriyle kavga ederdi

EKL ekolü

Mezunu olmaktan gurur duyduğum, Türkiye’nin en köklü okullarından biri olan Erenköy Kız Lisesi, 100’üncü yılını sergi ve panellerle kutluyor.
100 yılın özeti fotoğraflar, eşyalar ve belgelerin buluştuğu Genç Fidanlar Bahçesi adlı sergi, Kadıköy Belediyesi Barış Manço Kültür Merkezi’nde 11 Haziran tarihine kadar görülebilecek.
Bu cumartesi ise yine aynı yerde, Erenköy Kız Lisesi’nde Yetişen Rol Model Kadınlar Paneli var.
Gururla yazıyorum, ilk kadın gök bilimci Prof.Dr. Nüzhet Gökdoğan, ilk kadın mimarlarımız Prof.Dr. Leman Tomsü ve Münevver Belen, elektron mikroskopisinin öncüsü Prof. Dr. Türkan Erbengi, ilk kadın su mühendisi Mülhime İnce ve hemşireliğin ve hemşirelerin bugününü hazırlayan kuşağın nadir temsilcilerinden Prof. Dr. Perihan Velioğlu, Erenköy Kız Liseli…
Erkek egemenliğinin olduğu yıllarda bile kadınların gücünü ortaya koyan tüm EKL’lileri, 100. yılımız vasıtası ile kutluyorum.

Yazının Orjinali

Müzik dünyası onu konuşuyor

“İstemek, başarmanın yarısıdır. Çalışmaksa tamamı…” diyordu o da.
Ve dediği gibi oldu, Umut Kuzey şu anda müzik dünyasının kalbinin attığı, hem de güm güm attığı 6 festival yapıyor.
Müzik dünyası onu konuşuyor, alkışlıyor, çünkü o “müzik bitti” denilen bir dönemde sanatçıları onbinlerle buluşturuyor.
Amacı festival ruhunu ülkenin dört bir yanına taşımak.
Bu yıl ilk festivali Adana’da yaptı.
Çukurova Rock Festivali’ne gidememiş, video ve fotoğrafları görünce çok da pişman olmuştum.
Neyse ki Samsun Gençlik Festivali’ne yetiştim.
Sırada 5-9 Temmuz’da Kuşadası Gençlik, 4-6 Ağustos’ta Kuşadası Yabancı, 24-27 Ağustos’ta Zeytinli Rock, 12-14 Ekim’de Anki Rock festivalleri var.
Magazin Konseyi olarak, Zeytinli Rock Festivali için çadırımız şimdiden ayrıldı bile.
Konsey ağustosta bir hafta festivalden yayın yapacak.

Samsun Gençlik Festivali’nden notlar

– Adana’da Çukurova Rock Festivali’ni 3 günde 30 bin kişi izlemişti. Samsun’da satışlar son anda atak yaptı, 3 günde 40 bin kişiye ulaştı.
– Rock müziğin ağırlıkta olduğu ama Selda Bağcan gibi rock festivali ruhuna uygun sanatçıların da sahne aldığı festivalde Teoman’dan Şebnem Ferah’a, Manga’dan Athena’ya, Cem Adrian’a pek çok solist ve grup sahneye çıktı.
– Karadeniz’in bilet satılan ilk büyük müzik festivali olarak tarihe geçen Samsun Gençlik Festivali, Sheraton’ın plajında yapıldı. Paylaşılan video ve fotoğraflardan sonra otel zincirinin yurtdışındaki şubelerinden tebrik mesajları geldi. Yönetim daha şimdiden seneye yan arsadaki Fener Plajı’nı da ekleyip festivali büyütelim diyor. Çünkü gençler bu yıl festival alanına sığmadı.
– Kapılar öğlen 13.00 gibi açıldı ve o saatte bile kapıda uzun kuyruklar vardı.
– Yağmur çamur dinlemeden canlı yayın yapan Kral Pop TV (Can Bozoklar ekibi) ve Milyon TV ekibi de şaşkındı, böyle bir topluluk ve coşku görmediklerini söylediler.
– 19 Mayıs haftasına denk gelen festival Türk Yıldızları ile Solotürk gösterisine de sahne oldu. Uçaklar dönüşlerini festival alanının üzerinden yaptı.
– Festivalin yapıldığı otelin önünde, Atatürk’ün Samsun’da kullandığı Lincoln marka aracın karoser ustası Enver Yıldırım tarafından hazırlanan bir kopyası vardı. Araç ilgi odağı oldu. Konser öncesi herkes önünde fotoğraf çektiriyordu.
– Sahne aralarında çalan müzikler festival ruhuna gayet uygundu. Özellikle The Doors seçimlerine bayıldım, Jim Morrison’ı duymak iyi geldi.
– Selda Bağcan, Hakkari’de askerliğini yapan bir gencin Samsun’da yaşayan kız arkadaşına selamını ileterek büyük alkış aldı.
– Teoman ve Şebnem Ferah ilk kez bir festivalde aynı gece arka arkaya sahneye çıktı.
– Festival, Samsunspor’un ligde kalmayı garantilediği ve şehirde bayram havası yaşandığı haftaya denk geldi. Bu başarıyı sahneden kutlayan Manga’nın solisti Ferman Akgül, Samsunspor atkısını takmayı ihmal etmedi.
– Pinhani, repertuvarına Karadeniz türküleri ekledi. Solisti Sinan Kaynakçı da sahnede tulum çaldı.
– Seyirciler sanki çıkacak grup ve sanatçıları çalışıp gelmişti. 10 binler her şarkıya eşlik eder mi? Ettiler.
– Festival izleyicilerinden yanlarında tulum getirip aralarda kendi müziklerini yapanlar ve kendi seyircilerini oluşturanlar da vardı.
– Festival boyunca hem gençler hem de sanatçılar tarafından en çok söylenen eser İzmir Marşı oldu.
– Rock konserlerinde gaza gelinip gitar parçalanır. İskender Paydaş yeni bir konsept geliştirdi. Konserde kalabalığın enerjisiyle klavyeleri kendi etrafında çevirince olanlar oldu, iki dev klavye, bir mikrofon yere düştü ve parçalandı.

Teoman, Şebnem için düştü

Bu başlık nasıl açıklanır bilmiyorum.
Ama Samsun Gençlik Festivali’nin kapanış gecesinde yaşanan aynen buydu.
Yağmur altında gerçekleşen konserlerde, Teoman öncesinde Şebnem Ferah sahneye çıkmıştı.
Yağan yağmura rağmen seyirciye yakın olmak için öndeki platforma gelince, ıslak zeminde ayağı kaydı ve düştü.
Orkestra da kendini yere atarak ortamı daha da ilginç hale getirdi.
Çıtayı biraz daha yükselten kişi ise sonradan sahneye çıkan Teoman oldu.
Şebnem Ferah, kuliste Teoman’a düştüğü için çok üzüldüğünü söylemiş, Teoman da onun kendini iyi hissetmesi için bir mizansen hazırlamış.
Dördüncü şarkısından sonra “Ben bu hareketi yapmazsam sahneye çıkmayacağını söyledi” dedikten sonra öndeki platforma çıktı ve kendini yere bıraktı.
Bilerek düşmek zordur, çok da iyi başardı. Ve alkışlarla sahneye Şebnem Ferah geldi.
Birlikte ve yine yağmur altında “İki Yabancı”yı söylediler.
Müthiş bir düetti.

Kahrolsun şemsiye

Kapanış gününde bardaktan boşanırcasına yağan yağmura rağmen yerlerinden ayrılmayan 12 binden fazla genç vardı alanda. Ve bir slogan “kahrolsun şemsiye”…
Festival yönetimi tarafından dağıtılan yağmurluklara rağmen şemsiye açıp görüşü engelleyenlere karşı anında organize olunup oluşturulan bu slogana bayıldım. Gençlik işte, yağmurda ıslanırken bile esprili ve yaratıcılar.

Yazının Orjinali

Murat Boz Brad Pitt’i örnek alsın

Murat Boz ve basın danışmanları bir yerde hata yaptı.
Önlemi yanlış aldılar.
Üzerinden yıllar geçtiği için rahatça yazabiliyorum.
Yıl 2005… Los Angeles’ta “Bay ve Bayan Smith” (Mr. and Mrs. Smith) filminin gösterimine katılmak, sonrasında Brad Pitt ve Angelina Jolie ile röportaj yapmak üzere Los Angeles’tayım.
Aralarındaki aşk dedikoduları ayyuka çıkmış, herkes Brad Pitt’in ağzından Angelina Jolie ve Jennifer Aniston’la ilgili bir cümle almaya can atıyor.
Filmi izledikten sonra röportajın yapılacağı salona geçiyoruz.
20 soru hazırlamışsam, yarısı filmle, yarısı özel hayatla ilgili.
Ve şok!
Brad Pitt ve Angelina Jolie’nin olduğu odaya geçmeden önce önüme “sadece sinema ve filmle ilgili” soru soracağımı kabul ettiğimi gösteren bir belge getiriyorlar.
Elim mahkum, imzalıyorum.
Röportajda havadan sudan, filmden, sinemadan, sanattan bahsediyoruz.
Batıda iş böyle kökünden çözülüyor işte, kimse de yasağı delmeye kalkışmıyor.
Şimdi “Bu bizde işlemez, bizim basın altından girer üstünden çıkar, bir yolunu bulur ve özel hayata uzanır” diyeceksiniz.
Olabilir tabii.
Ama en azından imzalı bir anlaşmanın, “Aslı Enver’i sorarlarsa röportajı bırakacak” uyarısından daha etkili olacağını düşünüyorum.

Sosyete köpeği!

Cengiz Semercioğlu, geçen gün Özge Ulusoy, Irmak Atuk ve daha birçok ünlüye bakıp “Herkeste Pomeranian var, kim pazarlıyor bu Pomeranian’ları?” diye sordu.
“O kadar çoklar ki, yakında sokaklarda terk edilmiş Pomeranian’lar görürsek şaşırmam” diye de ekledi.
Hiç sanmıyorum Cengiz.
Bu minik köpekler o kadar pahalı ki, kimse o kadar parayı sokağa atmaya kıyamayacaktır.
İşin acı yanı da bu diğer yandan.
İnsanlar barınaklarda yuva, başlarını okşayacak el bekleyen onca köpek varken, üstelik bazıları cins ve hepsi bedavayken, gidip bir Pomeranian için 20 bin TL’lere kadar para ödüyorlar.
Satın alınan, çiftleştirip yavrulatılan her köpek, barınaktaki bir başkasının hapiste ölümü demek oysa.
Zenginler ve sosyete, ille de cins köpek diyorsa, bunlara harcadığı para kadarını sokak hayvanlarına harcamalı.
O zaman az da olsa dengeyi kurmuş olurlar benim gözümde.

İlk öğretmenin kim senin?

Nurcan Sabur’un Kalamış Paysage’daki doğum günü partisinde efsaneler ve şarkıları vardı.
16 yaşından beri sahnelerde olduğunu söyleyen Ümit Besen’den, benim de her konserimde mutlaka söylediğim “Seni Unutmaya Ömrüm Yeter mi” şarkısını canlı dinlemek müthişti.
Ahmet Selçuk İlkan müthiş bir ozan, bir söz cambazı, üstün bir yetenek, saatlerce şiir okusun, konuşsun dinlerim. O gece Mehmet Dalmaz’ın sevgili eşi Zühre ile yaptıkları ikili şova hayran kaldım.
Seyyal Taner, geçenlerde Kurtalan Ekspres’le söylediği şarkılardan bahsetti, çok keyif almış, değişik bir proje gelebilir diyor.
Belki de İskender Paydaş ve Ferhat Göçer’le bir sürprizleri olacakmış.
Ali Rıza Binboğa, çocukluğumun en sevdiğim şarkısını söylerken gözlerim doldu desem yeridir.
Ben bir öğretmen çocuğuyum, Ali Rıza Binboğa’nın ve onun “İlk Öğretmen” şarkısının yeri bende ve bana okumayı öğreten babamda başkadır.
“Bir harf için köle olunuyorsa, 29 kere 40 yıl kölesiyiz öğretmenin” derken ne kadar da doğru söylüyor.
Babam başta olmak üzere tüm öğretmenlerin ellerinden öpüyorum. Aynı sevgili Ali Rıza Binboğa’nın o unutulmaz şarkısında dediği gibi “öpülesi elleri var öğretmenlerin”…

Yazının Orjinali

Meclis uyuyor mu?

Anneler Günü’nden 1 gün önce bir anne, yavrularıyla birlikte katledildi yani.
Benim anlayamadığım, bu olay gerçekleşirken kimsenin neden müdahale etmediği…
Yoldaki kazayı izlemek için frene basan sürücüler gibi mi davrandılar yani.
Katili öylesine
izlediler mi?
Ve işin bir başka berbat yanı da bu adam bulunsa bile 5199 no’lu yasa değişikliği hâlâ Meclis’ten geçmediği için para dışında ceza bile almayacak, elini, kolunu, demir çubuğunu sallaya sallaya gezmeye devam edecek.
Olan hep bu masum canlara oluyor.
Katiller serbest dolanıyor, korkmuyor, tam tersine cesaret alıyor.
Ey Meclis, vicdanınız rahat mı?

İçerde selfie

Anneler Günü’nün sloganı “Anne olarak beni seçtiğin için teşekkür ederim”di.
Ama sanırım bu cümleyi biraz değiştirip en doğru kullananlar Ağrı Aile ve Sosyal Politikalar Gençlik ve Spor Kulübü kız futbol takımı oldu.
Minikler, “İçerde” dizisinin oyuncuları ile Beşiktaş Çilekli Tesisleri’nde sahaya çıktı.
Ve MİKA-DER (Minik Kalplerle El Ele Derneği) Başkanı Nesrin Ercan’a, elleriyle kalpler yaparak “kimsesiz çocukları evlat olarak seçtiğin için teşekkürler” mesajı yolladı bu güzel kızlar.
Bu maçın tüm geliri Tekirdağ’da yapılacak Mika-Der İçerde Spor Rehabilitasyon Merkezi’ne gitti.
Ben de oraya gitmişken maç öncesinde Çağatay Ulusoy, Rıza Kocaoğlu, Aras Bulut İynemli ve tüm ekiple selfie çekmeyi ihmal etmedim.
Peki maçı kim kazandı derseniz….
Dostluk ve minik kalpler tabii.

Meclis uyuyor mu

Mahsun’un filminden Hollywood’a

Zamanının büyük bölümünü Antalya’da geçiren oyuncu Ümit Okur bir ödül töreni için İstanbul’daydı.
Gelmişken şu sürprizli Hollywood filmi hikayesini konuştuk.
Danny Glover ile Mahsun Kırmızıgül’ün “New York’ta Beş Minare” filmi sırasında tanışan Okur, onu kendisine öyle hayran bırakmış, öyle bir dostluk geliştirmiş ki, ünlü oyuncunun bir Hollywood projesinde yönetmen arkadaşına önerdiği isimlerden biri oluvermiş.
Bahsettiğim yönetmen İtalyan Carlo Fusco.
Filmin adı ise “The Cheat on the Run”.
Okur’un rol arkadaşları arasında Mickey Rourke da bulunuyor.
Temmuz başında Sicilya’da çekilecek filmin setine ben de davetliyim.
Ümit Okur, şu sıralar Selim Bayraktar’ın eşliğinde filme hazırlandığı Rixos Sungate’ten bolca Instagram fotoğrafı paylaşıyor.
Benim paylaşımlar da Sicilya’dan çekimler sırasında gelecek.

63 kez ayrılmışlardı

İnsan yakışıklı, karizmatik ve güzel ses tonuyla doğru Türkçe konuşan biri olunca sinemaya da göz kırpıyor tabii.
Radyo Viva Müzik Direktörü usta radyocu Ömer Erişmen, Bade İşçil ve Tolgahan Sayışman’ın başrollerini paylaştığı “Eski Sevgili” adlı filmde rol aldı.
Lise yıllarından beri 63 kez ayrılıp barışan çiftin hikayesinde, Ömer bu sorunlu çifti barıştırmaya çalışan yakın arkadaş rolünde.
Ve çok da başarılı.
Bundan sonrasında yeni filmlerle radyo-sinema arası gider gelir diye düşünüyorum.

Yazının Orjinali

Bu yaratık başka

Ridley Scott adı mı, muhteşem Michael Fassbender’in çifte karizması mı (iki farklı karakteri oynuyor), yoksa filmin kendi enerjisi mi karar veremedim ama filmi çok sevdim.
1979 yılından beri ekmeği yenmeye devam eden Yaratık serisi bu filmle çıtayı aksiyon, gerilim, kan ve vahşet anlamında hayli yukarı taşıyor.
Hikaye anlamında pek bir yenilik olmasa da senaryodaki sürprizler, bilimkurgu öğeleri ve tabii kanlı aksiyon göz doldurmakta.
İnsan yapımı robotların hayatımıza hükmetme sorunsalı üzerine de kafa yorduruyor Alien Covenant.
Hafta sonu sinemaya gidecekler için iyi bir seçenek bence.

Bu yaratık başka

Edirne’den iyi haberler

Edirne Belediye Başkanı Recep Gürkan ve ekibi iade-i ziyarete geldi.
Bana da güzel haberler getirmişler.
Zifte bulanan ve ölmek üzere olan bir sokak köpeği, belediye veterinerlerince kurtarılmış.
Görsellerini haftaya Haçiko derneği internet sitesinden ve buradan paylaşacağım.
Hürriyet ailesi olarak bizi gururlandıran bir başka haber de TÜRSAB-Hürriyet işbirliğindeki Edirne’yi keşfet turundan ve çıkan yazılardan sonra Edirne turizminde bir patlama yaşanması…
Restoranlar malzeme yetiştiremiyor, dolup taşıp kapılarını kapatmak zorunda kalıyorlarmış.
19 Mayıs tatili haftasında ise daha şimdiden Edirne’de pek çok otelde yer kalmamış.
Edirne ve iç turizm adına çok sevindim.
Darısı Hürriyet ile keşfedeceğimiz diğer illerin başına.

Edirne’den bir fıkra

Edirne Belediye Başkanı Recep Gürkan, sohbet esnasında fıkra gibi bir şey anlattı.
Geçenlerde Edirne’de sağanak yağış olmuş.
Trafik tıkanmış, yollarda beklemeler, kuyruklar oluşmuş.
Başkana şikayetler gelmeye başlamış tabii.
Bir vatandaş arayıp hayli söylenmiş: “Başkanım, böyle trafik mi olur, bu ne şimdi, çarşıdan eve 25 dakikada gelebildim!”
İşten eve gelirken trafikte bazen 2,5 saat geçiren bizler için fıkra gibi bir şey başkanın bu anlattığı.
Güldüm tabii.
Güleriz ağlanacak halimize diye de buna denir herhalde!

İçerde dizisi oyuncuları sahada

Üyesi olmaktan büyük mutluluk ve gurur duyduğum MİKA-DER (Minik Kalplerle El Ele Derneği), Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı ve Ay Yapım imzalı “İçerde” dizisi ortaklaşa bir proje geliştirdi.
Elbirliğiyle Tekirdağ’da çocuklar için MİKA-DER İçerde spor rehabilite merkezini kurmaya hazırlanıyorlar.
Dernek başkanımız Nesrin Ercan’ın da dediği gibi, spor en iyi terapi…
Bu cumartesi akşamı 18.00’de Beşiktaş Çilekli tesislerinde büyük maç var.
İçerde dizisi oyuncuları minik kalpler için sahaya çıkıyor, futbol maçında buluşuyor.
Destek olmak ve bu maçı izlemek isterseniz biletler, Biletix’te…
O arada 5145’e “içerde” ya da “mikader” yazarak da bu güzel projeye destek olabilirsiniz.

Yazının Orjinali

Veteriner fakültesi açılmasın!

“Daha fazla veteriner fakültesi açılmasını istemiyoruz, kaynaklar olanların iyileştirilmesine aktarılsın” diyor.
Nedenlerini, niçinlerini şöyle anlatmış:
“Ben 1930 yılında kurulan Veteriner Hekimlik mesleğinin en eski-en köklü sivil toplum örgütü olan Veteriner Hekimler Derneği başkanıyım. Aynı zamanda da bir akademisyenim. Şu anda ülkemizde 30 veteriner fakültesi bulunmaktadır ve çoğunda fiziki ve öğretim üyesi yetersizlikleri had safhadadır.
Bir veteriner fakültesinin açılmasının maliyeti çok yüksektir. Çoğu üniversite bunu karşılayamamaktadır. Yeni fakültelere ayrılan ödeneklerin mevcut fakültelere ayrılarak onların güçlendirilmesi daha doğru olacaktır.
Bugün 350 milyon nüfusa sahip Amerika Birleşik Devletleri’nde 30 veteriner fakültesi bulunmaktadır. Hindistan ve ABD’den sonra en çok fakültesi bulunan ülkeyiz.”
Şakir Doğan Bey’in yazısını diğer veteriner hekimler ve akademisyenler bakalım nasıl değerlendirecekler…

Son dakika golü ve sağanak

Pazar gecesi Beşiktaş.
Hava mis, stadımız dolu, şampiyonluk hazırlıkları tam gaz.
Güle oynaya giriyoruz Vodafone Arena’ya.
Maç malumunuz.
Köşe yazısı değil, kitap yazılır üstüne.
Geçiyorum orayı.
Son dakika golüyle işte şok!
Neye uğradığımızı şaşırıyoruz. Belki de bu yüzden normalde bir yere sığınıp, sağanağın geçmesini bekleyecekken, binlerce Beşiktaşlı kendimizi dışarı atıyoruz.
O son dakika golüne ağlıyor sanki gökyüzü.
Hem de hüngür hüngür.
Beraber yürümeye olduğu kadar beraber ıslanmaya da alışığız biz.
Öndeki genç “Bugün öğrendim, üzerimdeki ceketin özelliği yağmuru anında içeri geçirmesiymiş” diyor.
Bir diğeri “Önümüzdeki yağmurlara bakacağız artık” diye yine şampiyonluk şarkısı söylüyor.
Son dakika golü yedik, hevesimiz kursağımızda kaldı, sırılsıklam olup hastalandım, ateşlendim evet ama yine de o maç, o yağmur, Dolmabahçe’de sağanak eşliğindeki o yürüyüş unutulmayacak.

Altın Koza’dan rock’a

Kamplı rock festivali biraz Batılı modası gibi duruyor ya.
Anadolu’da gençler kamp yapmazmış gibi geliyor çoğuna.
İşte bu klişe önyargıyı yıkacak festival bu cuma Adana’da başlıyor.
Çukurova Rock Festivali, bölgedeki ilk kamplı rock festivali.
Gaziantep, Mersin, Konya, Hatay, Tarsus, Maraş, Malatya gibi illerden katılımın olacağı festivale Van’dan bile otobüsler dolusu kampçı genç gitmeye hazırlanıyor.
20 yıldır Adana’ya gelmemiş Pentagram’dan kendi memleketinde ilk kez bir rock festivaline katılacak olan Feridun Düzağaç’a, Teoman’a, Selda Bağcan’a, Athena’ya, Mor ve Ötesi’ne kadar pek çok şahane sahnesi olacak Çukurova Rock Festivali’nin.
Her yıl Altın Koza Film Festivali için gittiğim Adana’ya bu kez rock festivali izlemeye gideceğim.
Konserleri izlemek kadar çadırını alıp Adana’ya rock’a koşan gençleri gözlemlemek de ilginç bir deneyim olacak.

Yazının Orjinali

Yozgat’taki o üniversite

Yozgat ve Bozok Üniversitesi arasında da işte böyle bir bağ, böyle bir ilişki var…
Zaytung haberlerine en sık konu olan illerimizden Yozgat’a konser vermeye, üniversitelilerle buluşmaya giderken orada nasıl bir gençlikle karşılaşacağımı kestiremiyordum.
Ama gördüm ki 10’uncu yılını kutlayan Bozok Üniversitesi, Yozgat’a genç bir enerji, dinamizm ve neşe getirmiş.
Mezunu olduğum Boğaziçi Üniversitesi sosyal yaşamı ve kulüpleri ile ünlüdür.
Yozgat’ta, Bozok 150 kulübü olan bir üniversite olarak çıktı karşıma.
Sadece kulüp çeşitliliği değil, hayvan dostu kampüsü ile de kendi okuluma benzettim burayı.
Kedileri, köpekleri aşı ve beslenmelerini sağlayarak kampüste barındırıyor, onların yaşam hakkına saygı duyuyorlar.
Durum böyleyken ben de boş durmadım, Bozok Üniversitesi rektörlüğünden sözü aldım.
Üniversiteye en kısa zamanda veterinerlik fakültesi de geliyor.
Kampüste köpekleri, kuş evleri, kedi evleri olan bir üniversiteye de bu yakışır zaten.

Türkü fabrikası Yozgat

Yozgat’a gitmişken türkülerden bahsetmeden olmaz.
Yozgat 1700 kayıtlı türküsüyle Türkiye’nin türkü fabrikası durumunda.
“Türkü Yozgat’ta doğar, Kırşehir’de oyun havası olur, Keskin’de elenir” diye boşuna demiyorlar yani.
Hürriyet ile TÜRSAB işbirliğiyle gerçekleşen #keşfet gezilerimizin yolu Yozgat’a düştüğünde bolca türkü dinleyeceğimizi şimdiden söyleyebilirim.

Köpekle gezilen sergi

Malumunuz bazı mekanlar içeriye evcil hayvan bile sokmazken şimdi size köpeğinizle gezebileceğiniz bir sergiden bahsedeceğim.
İstanbul Araştırmaları Enstitüsü, ziyaretçilerini köpekleriyle sergi gezmeye davet ediyor ve Dört Ayaklı Belediye: İstanbul’un Sokak Köpekleri sergisini, köpekleri ile birlikte gezmek isteyenlere açıyor.
Küratörlüğünü Ekrem Işın’ın, danışmanlığını Catherine Pinguet’nin üstlendiği sergi sokak köpeklerinin, dini, siyasi ve sosyolojik dönüşümlerle değişen serüvenine ışık tutuyor.
Pinguet’nin “Sokak hayvanlarına neden sahip çıkmalıyız?” sorusuna verdiği cevabın altına ben de imzamı atıyorum: “Çünkü onların özgürlüğü benim özgürlüğümün teminatıdır.”
16 Eylül tarihine kadar açık kalacak sergiyi, Beyoğlu Tepebaşı’ndaki İstanbul Araştırmaları Enstitüsü’nde, pazar günleri hariç her gün 10:00-19:00 arasında ücretsiz gezebilirsiniz.
Dilerseniz köpeğinizle tabii…

Yazının Orjinali

Türk rock müziğinde iki star

Yönetmenliğini Sertan Ünver’in yaptığı “Blue”, 1990’larda dinlemeye doyamadığımız Yavuz Çetin, Batu Mutlugil, Sunay Özgür ve Kerim Çaplı’dan oluşan efsane ve devrim niteliğindeki Blue Blues Band ekseninde erken yitirdiğimiz Yavuz Çetin ve Kerim Çaplı’nın hikayesini anlatıyor.
O zamanların Türkiye’sinde de var olma mücadelesi ve güçlükleri yaşayan rock müziğin ve rock’çıların dünyasına içeriden bir bakışı var belgeselin.
Diğer yanda alt metinlerde rock’çı babalar ve oğullar arasındaki kopuşlar can yakıyor.
Gitarı konuşturan adam Yavuz Çetin’in Boğaziçi Köprüsü’nden atlayarak intiharı seçmesine kadar giden yoldaki ruhsal rahatsızlıkları, mesleki çırpınışları ülkedeki yeteneklerin arkasında durulmayışına lanet okutuyor.
Jimi Hendrix’in övgüyle söz ettiği Kerim Çaplı gibi bir dehanın göz göre göre yıkılışı da ayrı bir hüzün kaynağı.
Belgeselde müzik dünyasından pek çok isme mikrofon uzatılmış.
Özellikle Sunay Özgür, Teoman ve Erkan Oğur’un yorumları ve konuşmalarını son derece etkileyici ve aydınlatıcı buldum.
Kerim Çaplı’nın yıllar sonra ortaya çıkarılan kayıp albümünü ilk kez dinleyen dostlarının verdiği tepkiler de en iyi sahneler arasındaydı.
“Blue” ile ilgili en büyük eleştirim, alkol ve uyuşturucu konusuna hiç değinilmemiş olması.
Starların hayatını anlatan belgesellerde saklanmayan, hayatlarının bir parçası olarak gösterilen kötü alışkanlıkların burada yok sayılması gerçeklik duygusuna vurulan bir darbe olmuş bence.
Bu eleştiri dışında “Blue”dan büyük bir övgüyle söz edebilirim.
Müzikleri, konuşmacıları, derinliği, dinamik kurgusu ile gayet tatmin edici bir belge olarak Türk rock müziği tarihinde önemli bir yapıt.
Hâlâ vizyonda, mutlaka görülmeli.

Türk rock müziğinde iki star

Köyüm köy kalsın istiyorum

Hürriyet ve TÜRSAB ortaklığında gerçekleşen Hürriyet ile İzmir’i Keşfet turumuzun üçüncü gününde Urla’daydık.
Urla’daki Enginar Festivali’ni gezerken Sanat Sokağı’nda soluklandık.
Alaçatı havasını aldığım bu müthiş sokakta Pınar Aylin çıktı karşıma.
İstanbul’dan gittiğini duymuştum.
Üç yıldır Alaçatı’ya 3 km. uzaklıktaki Reisdere’de yaşıyormuş. Bir huzur, bir güzellik gelmiş ki üstüne, bayıldım.
“Neler yapıyorsun?” diye sorduğumda “Köyümü korumaya çalışıyorum” dedi.
Nasıl yani?
Şöyle; başkana gidip “Ne olur köyümüz köy kalsın” diyormuş.
Yeniden yapılacak binaların yüksek olmaması ve en az bir katın orijinalindeki gibi taştan olması zorunluluğunu getirmek konusunda etkili olmuş neyse ki.
İzmir-Urla’da Pınar’la konuşurken ağaç yerine bina dikmenin moda olduğu, giderek betonlaşan, kirlenen, nefes almayı zorlaştıran, bunaltan İstanbul geldi aklıma.
Urla’ya daha çok gelmeliyim diye düşündüm.

Urla’da enginar ekonomisi

Urla’daki Enginar Festivali tam bir pazarlama harikası.
Bence okullarda ders olarak okutulmalı.
Zamanında 1 TL’ye bile alıcı bulamayan, elde kalan enginarlar, bu festival sayesinde artık kısa sürede tükeniyor.
Hem de 1 değil 4 TL’ye alıcı buluyor.
Enginarın her türlüsünü tattım Urla’da. Dolması da vardı, dondurması da.
Ve hatta limonatası da.
İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Aziz Kocaoğlu ile Urla sokaklarını gezerken bir grup üniversiteli genç bize enginarlı limonata ikram etti.
Kendi icatlarıymış ve patentini almaya çalışıyorlarmış.
Bu girişimcilikle Urla, enginardan daha çok para kazanır.

Yazının Orjinali