Kadın erkek karıştı

Konu aşk ve ilişkilerdi.
Ben biz kadınların da ilişkilerde artık erkekler gibi olmaya başladığından söz ettim.
Egoysa ego, güç savaşıysa güç savaşı, susmamaksa susmamak.
Ama yine de arada farklar varmış.
Aşkım, ilk karşılaşmalarla ilgili ilginç bir araştırmadan bahsetti.
Erkekler kadınlara baktıklarında kadının ne iş yaptığı ya da kim olduğundan
önce doğrudan fiziği ve nasıl göründüğüyle ilgilenirmiş.
Biz kadınlar ise erkekleri önce sıfatları, rütbeleri, ne iş yaptıklarıyla algılar, sonra karşı cins olarak bakmaya başlarmışız.
Ben pek sevmedim bu halimizi.
Bu konuda da erkek gibi olmayı tercih ederim doğrusu.
Neyse, bu arada Aşkım Kapışmak harıl harıl Harbiye Açıkhava’daki gösterisine hazırlanıyor.
Hem görsel bir şov hem de duygusal, zihinsel bir yolculuğa çıkaracak izleyiciyi.
Harbiye’de toplu bir hipnoz da gerçekleşecek o gece.
Ben merak içinde bekliyorum.
22 Eylül’de ilginç bir deneyim yaşamak isteyenler Aşkım Kapışmak’la İnsanız İşte gösterisini not alsın, kaçırmasınlar.

Eskişehir farkı

Ricamdır, bütün milli maçlar Eskişehir’de oynansın.
Sadece futbol değil, basketbol, voleybol, masa tenisi, ne varsa, ne bulursak buraya getirelim.
Takımlarımız galibiyete doymasın.
Coşsun, şahlasın.
Allah’ım o ne güzel bir taraftar öyle.
Ne şahane tezahüratlar.
Resmen maç nasıl izlenir, taraftarlık nasıl olur dersi verdiler.
Mest olduk vallahi, jest olduk.
Bu arada bize bir gecede iki galibiyet tattıran A Milli Takımımızı ve 12 Dev Adam’ı tebrik ediyorum.
Teşekkürler Türkiyem.

Tarkan yine tükendi

Dijital müzik platformu Fizy verilerine göre ağustos ayında en çok Tarkan dinlenmiş.
Harbiye Cemil Topuzlu Açıkhava Tiyatrosu verilerine bakmaya bile gerek yok.
Yıllardır en çok Tarkan konseri oluyor ve yok satıyor.
Tarkan’ın dün başlayan eylül ayı konserlerinin biletleri günler öncesinden tükendi.
Atlantis Yapım Erdal Bozkuş’tan öğrendiğim kadarıyla birkaç gün daha uzatma ihtimali varmış.
“Yine bulamadık, kalmamış, tükenmiş,
Tarkan da Tarkan,
bilet de bilet” diye tutturan, sağa sola koşturanlara duyurmuş olayım.

O düğün deftere yazıldı

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın her dakikası kıymetlidir.
Sen bu yoğunlukta düğün tarihini cumhurbaşkanının takvimine yazdır,
kabul gör, sonra düğüne üç ay kala kriz çıksın.
Alişan’la Eda ayrılık iddialarından sonra sessizliğe bürünmüşler.
İki taraf da oturup kara kara ne yapacaklarını düşünüyordur
şimdi.

Yazının Orjinali

Trend trend trend

“No make up” saçmalığından kurtuluyoruz artık.
“Washed look”la çok değil ama biraz renklenmenin zamanı geldi. Hafif güneşte kalmış etkisi yaratan pembe allıklar, dudak rengine yakın bir rujla taze, minimal ve doğal bir görüntü elde edip yılı böyle geçireceğiz.
Kirpiklerde yeni moda neon renkler.
Rimellerde pembe, yeşil ve mavi modası var.
Tek sorun alerjik, hassas gözlere dokunması.
Bende öyle oldu ne yazık ki.
Diş bakımı da modaya dahil oluyor.
Farklı konseptlerdeki, özellikle de kaplumbağa şekilli diş fırçaları hediye olarak paylaşılmaya başlandı.
Diş macunlarında ise organik olanlar moda.
Wasabi’li diş macunu çıkmış, onu da merak etmedim değil!
Ve ojeler.
Oje de denmez belki, aksesuvar aslında.
Renkli, tüylü ve hatta zincirli ojelerle tırnaklar bir başka duracak bu yıl.
O eller nasıl yıkanır, onu bilemedim tabii.
Kullanımı zor ama havalı olduğu kesin.

Çok çalışıyoruz

İyi bir anne-baba olmak, çocuk yetiştirmek bir iş.
Anne-babamıza iyi bir evlat olabilmek, sağlıklarıyla ilgilenmek, belli aralıklarla ziyaret etmek bir iş.
Arkadaşlıkları sürdürebilmek mesai istiyor, belli aralıklarla arayacak, dert dinleyecek, vakit geçireceksin, zor gününde yanında olacaksın, o da iş yani.
İyi bir ilişki, evlilik yürütmek iş, 24 saat mesai gerektiriyor, hem de en yorucusu ve belki de en zoru.
Sağlıklı kalabilmek için yapılan spor da bir iş, günde kaç adım koşacaksın, kaç saat salonda çalışacaksın? İş yani, zorunlu.
Sosyal medyamızı yönetmek bir iş, fotoğraf çekecek, yazı yazacak, paylaşacak doğru zaman bulacaksın.
Para kazandığımız iş zaten iş.
Hayatımız çalışmakla geçiyor.
Her şey işse bu hayatta, hayat ne?

Güvende değiliz

Selena Gomez’in hesabının hack’lenip, eski erkek arkadaşı Justin Bieber’ın çıplak fotoğraflarının ortaya dökülmesinin üstünden birkaç gün bile geçmeden Instagram yeni bir skandalla çalkalandı.
Tam 6 milyon popüler kullanıcının şifresi hack’lendi, telefon numaraları, e-mail hesapları ortalığa döküldü.
George Orwell’ın “1984”ü fazlasıyla gerçek olmuşken, sadece yaptıklarımıza değil artık saklamaya çalıştıklarımıza bile ulaşılıyor.
Hiçbir şeyimiz güven altında değil.
Bir şey yazarken, bir fotoğraf çekip yollarken 10 değil, 100 kere, 1000 kere düşünmek, tartmak lazım.

Yazının Orjinali

Otel odasında neler oldu!

Biz de arkadaşlarla aynı şeyi konuşuyorduk ve şöyle bir sonuca vardık.
Vatan’ın otel odasına gitmesiyle ilgili onca pis, rahatsız edici dedikodu dönüyordu.
O görüntüler yatakta olmadıklarının kanıtı oldu bir yerde.
Birilerinin ağzına laflarını tıkamış oldu.
Ben o görüntülerin ortalığa yayılmasına başta çok sinir olmuş ve öfkelenmiştim.
Ama sonra baktım ki isteyerek ya da değil, böyle bir amaca da hizmet etmiş oldular.
Her şerde bir hayır vardır diye boşuna demiyorlar.

Cumhurbaşkanımız evet derse

Barınakta, kafeste, kaderine terk edilmişti.
Şimdi ise sarayda yaşıyor.
Nemo, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron’un barınaktan sahiplendiği labrador cinsi köpeğin adı.
Bir süredir artık o da devlet protokolünün bir üyesi.
Cumhurbaşkanı ile birlikte Elysee Sarayı’nda ziyaretçileri karşılıyor.
Kedi ve köpeklerin ortamı yumuşatıcı, tansiyonu düşürücü, moral verici, sakinleştirici ve psikolojiye iyi gelen özellikleri olduğu biliniyor.
Sarayın bu yeni üyesi boşuna orada değil yani.
Ayrıca barınaktan alınması, kurtarılması da son derece anlamlı.
Birçok alt metni ve mesajı var…
Fransa’da 1969’da Cumhurbaşkanı olan George Pompidou’dan bu yana köpek sahiplenme geleneği tüm cumhurbaşkanları tarafından sürdürülüyor.
Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan’ın hayvan sevgisine bizzat şahit olmuş biri olarak diyorum ki, bizde de barınaktan bir kedi ya da köpek devlet protokolüne girse ne güzel olur.
Şahane bir mesaj ve örnek davranış olmaz mı?
Cumhurbaşkanımız “evet” desin, kurucu başkanı olduğum HAÇİKO olarak hemen sevgiye muhtaç bir yavrucakla buluşması için devreye girmeye hazırız.

Fatih’den yeni projeler

Fatih Ürek denince akla eğlencesi garantili sahne geliyor.
Gerçekten de öyle.
Sürekli hareket edip, üstüne bir de detone olmadan yapıyor sahnesini.
Seyirciyi de avucuna alıp öyle bir sallıyor ki, şaşkın ve mutlu bitiyor gece.
Fatih’le Jolly Joker Alaçatı konseri sonrası kuliste buluştuk.
Benim için sahnesi kadar oyunculuğu da değerli.
Bir dizi için görüşmeler yapıyormuş.
Ve dahası önemli bir müzikalde rol alma hazırlığındaymış.
Kısa zamanda izlemek dileğiyle diyorum.
Fatih’i izlediğim Jolly Joker Alaçatı sahnesi de enfes olmuş bu arada.
Yaz başından beri açık olan mekan 3 bin kişiye kadar alıyor.
Diğer Jolly Joker’lerden farklı, eller havaya bir kitle var Alaçatı’da.
Bayramda Koray Avcı, Berkay ve Yıldız Tilbe sahne alacak. Bu gece ise Hakan Altun buluşuyor sevenleriyle.

Otel odasında neler oldu

Yazının Orjinali

Böyle gitmemeliydin sevgili Vatan

Zeytinli Rock Festivali’ndeyken aldım canım arkadaşım, can dostum Vatan Şaşmaz’ın ölüm haberini.
Festivalin kalanını hatırlamıyorum desem yeridir.
Instagram’a birlikte poz verdiğimiz bu fotoğrafımızı koyarken Pentagram sahnede “Bir” adlı şarkısını söylüyordu.
“İnsanoğlu kendini arar / Dünya döner milim milim / Eğer göçüp gidersen bugün / Yarım kalan işin var senin” diyordu.
Haçiko’nun her özel gecesinde, balosunda, hiçbir karşılık beklemeden gönüllü olarak sunumu, açık artırmaları üstlenen hali geldi gözümün önüne.
Konu özellikle yardım, hayır işi olunca sahnede daha da devleşirdi.
Her buluşmamızda hem hayatı sorgular, masaya yatırır hem de bolca hayvanlardan söz ederdik.
Çok severdi hayvanları, köpeklerini…
Ölüm haberini duyunca ilk aklıma gelen geride bıraktığı hamile eşi ve köpeği oldu.
Birbirlerine destek olacaklardır, eminim.
Ama bu çok saçma bir veda oldu Vatan.
Daha yapacağımız o kadar çok şey, paylaşacağımız onca güzel gün varken hem de…
Mekanın cennet olsun güzel kalpli arkadaşım.
Seni hep o gülen yüzünle, kocaman kalbin ve yardımseverliğinle hatırlayacağım.

O polislere minnettarım

Kötü haberler, talihsizlikler bazen üst üste geliyor.
Vatan Şaşmaz’ın ölüm haberini aldığım gece Zeytinli’den İstanbul’a yola çıktım.
Algıda seçicilik herhalde.
Yol üstünde, kenarındaki kedi-köpekleri kimse görmez, ben görürüm.
İşte o gece de farların aydınlattığı karanlık yolda yatan beyaz bir kediyle göz göze geldik.
Duramadım, yanından geçtim.
Ama aklım kaldı geride.
Kafasını kaldırmıştı ama neden yatıyordu yolda?
İlk sapaktan U dönüşü yaptım.
Dörtlüleri yakıp onu arabamla siper ederek indim aşağı.
Kafası düşmüştü.
Yanından geçerken anlamamışım.
Ağzından kan geliyor ve can çekişiyordu.
Vatan’ın ölüm haberi, üzerine bu durum, sinirlerim daha fazla dayanamadı. Ağlar ve kedinin başında titremeye başlarken polis aracı durdu yanımda.
Edremit’teyim, yol bilmem, iz bilmem.
Polislerle birlikte açık veteriner aramaya başladık.
Büyük şehir olmadığı için hepsi belli saatten sonra kapalı tabii.
Yanımızda duran ambulans, biz bir şey yapamayız diye çekip gidince, çareyi kediyi arabaya alıp yakındaki devlet hastanesine götürmekte buldum.
Nöbetçi doktora “O da can, hastaneye almasanız da arabanın içinde bir baksanız en azından” diye yalvardığımı hatırlıyorum.
Onun “Ben anlamam” deyip dışarı bile çıkma zahmetinde bulunmadığını da.
İsimlerini tek tek yazacağım, çünkü devlet hastanesindeki ekipten, doktorlardan, ambulanstan çok daha insanca davrandılar.
Havran polis memurları Hüseyin Koltukçu, Mücahit Aydın ve adaşım trafik polisi Ömür Sever, saatlerce açık veteriner aradı ve kediyi bir an olsun yalnız bırakmadılar.
Büyük şehirler dışında, 24 saat açık veteriner bulmak imkansız ne yazık ki…
Keşke nöbetçi eczaneler gibi nöbetçi veterinerler de olsa.
Bulamadık beyaz miniğimizle ilgilenecek birini.
Zaten o da çok dayanamadı.
Melek oldu.
Beyaz meleği son yolculuğunda yalnız bırakmayan Hüseyin Koltukçu, Mücahit Aydın ve Ömür Sever’e bir kez daha teşekkür ediyor, il ve ilçelerde nöbetçi veterinerlik sistemine geçilmesi gerektiğini üzerine basa basa yazıyorum.
Haçiko olarak da bu acil gerekliliğin peşinde olacağız.

Yazının Orjinali

Sude A. sana rahat yok!

Bu hayvan katillerinden, sadistlerden, canilerden, canavarlardan.
Ama biz o kadar da etkisiz, güçsüz, zayıf değiliz.
Zavallı sokak kedisinin gözlerini oyan Sude A. belki tutuklanacak, ceza alacak ve sonra serbest kalacaksın.
Belki bu lanet yasa boşluğunda ceza bile almadan kurtulmuş olacaksın.
Ya da kurtuldum sanacaksın.
Ama o hayvanseverler var ya, bizler varız ya, ömür boyu yakanı bırakmayacağız.
Fotoğrafların
hep dolanacak aramızda, sosyal medyada, mail’lerimizde, yüzünü, adını ezbere bileceğiz.
Her yerde birimiz çıkacak karşına.
Hayatın boyunca hiç arkadaşın olmayacak.
Alışverişe çıktığında, kasa kuyruğunda çıkacak aramızdan biri karşına, elindekileri bırakıp kaçacak hale geleceksin.
Âşık olduğun her erkeğin önüne koyacağız bu fotoğrafları…
Her yerde sana hayatı dar edecek
bir hayvansever
çıkacak karşına, ensende olacak.
“Keşke o kediye bu işkenceyi yapmasaydım, gözlerini çıkarmasaydım” diyecek hale geleceksin.
Sen o masuma o zulmü yaptın ya, iki elimiz yakanda olacak…

Ağla ağla içim çıktı

“Megan Leavey” adlı filmi izleyip yazacağımı söylemiştim.
Fragmanında bile ağladığımı bildiğimden tedbirli gittim basın gösterimine.
Kapüşonumu kafama geçirdim ki gözyaşlarım görünmesin.
İyi de yapmışım.
Yok böyle ağlamak…
Köpek ve insan arasındaki o sevgi bağı ve sadakati bildiğimden ve gerçekliğine sonuna kadar inandığımdan mahvoldum izlerken.
Irak savaşına giden Megan Leavey ve bomba arama köpeği Rex arasındaki ilişki üzerinde ilerleyen bu savaş ve kahramanlık filmi şimdiden benim Oscar adayım oldu.
Başroldeki Kate Mara’nın oyunculuğuna da hayran oldum.
Bu gerçek hikayeyi yarından itibaren “Sadakat Yolunda” adıyla sinemalarda izleyebilirsiniz.

Aşçılar neden hep erkek?

Geçtiğimiz gün Best FM ve Yasemin Şefik’in davetlisi olarak USLA Akademi’ye gittim ve ünlü şef Murat Bozok’la tanıştım.
Ben vejetaryen mutfağının etobur Türkiye’deki azlığından yakınırken gözüme duvardaki bir yazı ilişti.
USLA’da yemek artıkları doğrudan barınaklara gidiyormuş.
Ve dahası Murat Bozok, şefleri eğitirken bu konuya özellikle eğildiğini söyledi.
USLA’dan çıkan sertifikalı ve diplomalı şeflerin hepsi sokak hayvanları için bir şeyler yapmak üzere mezun oluyorlar.
Murat’a “Şeflerin çoğu neden erkek?” diye de sordum yakalamışken.
Daha yetenekli olduklarından değilmiş!
Yoğun ve gece yarısına kadar olan çalışma şartlarını kadınlar çok tercih etmediği için, restoranlardaki şefler genelde erkek oluyormuş.
Bir rahatlattı bu cevap beni…
Bu detayı bilmeyenlere de duyurmuş olayım.

Yazının Orjinali

Kadın asker ve köpeği

Mehmetçik, beş ay önce Hakkari-İkiyaka Dağları’nda iki kedi bulmuş.
Üç ay sonra üç de yavru dünyaya getiren kediler Mehmetçik’in can dostu olmuşlar.
Mehmetçik’in ekmeğini paylaştığı kediler nöbetlerde onları yalnız bırakmıyor, hem can yoldaşı hem de büyük moral kaynağı oluyorlarmış.
İşte buna benzer bir dostluk hikayesinin filmi giriyor bu hafta vizyona: Megan Leavey (Sadakat Yolunda)
Hikaye savaş zamanı Irak’ta geçiyor ve Megan adlı bir kadın asker ile Rex adlı bomba arama köpeğinin dostluğu üzerinden ilerliyor.
Filmin basın gösterimi bu sabah yapılacak, ben de izleyenler arasında olacağım.
Fragmanında Megan’ın Rex için söylediği “Burada olsa ona, bana sevginin ne demek olduğunu öğrettiği için teşekkür ederdim” cümlesiyle bile
gözlerimi dolduran Megan Leavey ile ilgili yazımı perşembe günü bu köşede okuyabilirsiniz.

Mekanı cennet olsun

Hayvanları acımadan öldürüyorlar, insanları neden öldürmesinler!
Geçtiğimiz gün Tanzanya’da PAMS adlı hayvan hakları koruma derneğinin başkanı kimliği belirlenemeyen kişiler tarafından silahla vurularak öldürüldü.
Kimliği belirlenmese de ne iş yaptıkları ortada tabii.
Katil, fildişi tacirleri!
PAMS, 2009 yılından bu yana Afrika’da fildişi tacirlerine karşı mücadele veriyordu.
Fildişi Kraliçesi olarak bilinen meşhur Yang Feng Glan’ın yakalanmasında önemli rol oynamıştı.
Onun dışında 2 bin fildişi tacirinin de tutuklanmasına aracı olmuştu.
Ve o günden beri sayısız tehdit alıyordu.
İki kız çocuğu babası olan bu cesur adam, uğruna savaştığı yolda can verdi.
Daha pek çok çevreci ve hayvan hakları savunucusu gibi.
Onun da mekanı cennet olsun.

Hapishanede ölüyorlar

Balina ve yunus şovlarına yer veren eğlence parklarına protestolar tüm dünya genelinde devam ederken, SeaWorld’de bu yıl ölen balina sayısı üçe çıktı.
10 yıldır tutsak hayatı yaşayan Kasatka, havuzda yaşamaktan kaynaklı bakteriyel enfeksiyonlardan ötürü yıllardır hastaydı ve buna rağmen SeaWorld’e bir başka şov balinası daha versin diye yavrulamaya zorlanmıştı.
Durumu giderek kötüleşen ve tedaviye cevap vermeyen
Kasatka, geçtiğimiz gün uyutuldu.
Kasatka, bu yıl SeaWorld’de esaret altında hayatını kaybeden altı memeliden ve üç balinadan biri oldu.
Hayvanların kullanıldığı şovlara hâlâ utanmadan gidenler, para vermeye devam edenler var!

Yazının Orjinali

Tyrion’dan gri kurt çağrısı

Öyle az buz bir artış da değil;
Amerika’da Sibirya kurdu satışı 8 katına çıktı!
Hatırlarsınız, “101 Dalmaçyalı”dan sonra petshop’lar, evler ve ne yazık ki sonrasında sokaklar Dalmaçyalı dolmuştu.
Aynı durum “Lassie” dizisi nedeniyle Collie cinsi köpeklerde de yaşanmıştı.
Şimdi ise Sibirya kurtları bu talihsiz neden-sonuç ilişkisini yaşıyor.
“Game of Thrones” izleyip, petshop ya da üretim çiftliklerine Sibirya kurdu almaya koşanlar, bir süre sonra bu hayvanlara bakamayacaklarını anlayıp onları sokağa bırakacaklar.
“Game of Thrones”un yıldızı, Tyrion Lannister rolündeki Peter Dinklage geçenlerde dizinin hayranlarına bu konuyla ilgili bir çağrıda bulundu.
PETA ile işbirliği yapan Dinklage, “Game of Thrones” izleyicilerine Sibirya kurtlarını satın almayı durdurma çağrısında bulundu.
Oynadığı diziden kaynaklanan olumsuzluğa karşı başlatılmış bir kampanyaya destek veren oyuncuyu tebrik etmek lazım.

Tyrion’dan gri kurt çağrısı

Game of Thrones’a sınırlama

Ortamlarda bir “Game of Thrones”dur gidiyor.
Herkes bir sonraki bölümde neler olacağını merak etmekte.
Bu aralar en tehlikelisi ise internette, sağda solda bir sonraki bölümde neler olacağıyla ilgili bilgi (spoiler) sızdırılması ve bunun sizin önünüze düşmesi.
İşte o anda tüm heyecan bitiyor.
İnternetten, sosyal medyadan kaçış yok,
peki spoiler’lardan kaçış olabilir mi?
Evet bu mümkün, en azından tehlikeyi azaltabilirsiniz.
Twitter’da, ayarlar bölümünden sessize almak istediğiniz kelimeler bölümüne bilgi almak istemediğiniz kelimeyi yazmanız yeterli.
Twitter, bunlarla ilgili tüm tweet’leri sizden gizliyor.
YouTube’da ise yorumları gizlemek için No Youtube Comments’i devreye sokabilirsiniz.
Chrome ve Safari’de Shut Up öneriliyor.
Firefox alternatifi ise Procon Latte Content Filter.
Google Chrome’a özel Unspoiler en faydalı uzantılardan.
Facebook’ta spoiler’lardan kaçmak isteyenler ise Social Fixer’ı kullanabilir.
Gazete ve köşe yazılarında spoiler görmek istemeyenlere ise tavsiyem, bu konuda duyarlı köşe yazarlarını tercih etmeleri.
Spoiler’sız bir hayat diliyorum.

Erkek civcivler kurtuldu

Kanatlı Et Üreticileri Merkez Birliği, bazı işletmelerin kâr edemedikleri için civciv üretimini durdurduğunu açıkladı.
Üzüldüm mü?
Hayır.
Sevindim tabii.
Çünkü aslında bu işletmeler birer işkence merkezi.
Buralarda dişi civcivler et ve yumurtaları için yaşatılırken (tabii ki kötü koşullarda, üst üste), erkek civcivler daha minnacıkken doğrama makinelerinde öldürülüyor.
Öldürme yöntemleri arasında canlı canlı öğütme, yakma, gazla zehirleme, ezme, poşetlerde nefessiz bırakma yer alıyor.
Ve bunlar yasal üstelik!
Erkekler bu yöntemlerle elendikten sonra da dişi hayvanların bedenleri esir alınıyor, doğadan ve doğasından uzak koşullarda sömürülmeye devam ediyor.
Kim bilir, işletmelerin kâr edememesi belki de yukarıdan gelen bir “Durun, sömürmeyin artık!” işaretidir.

Anadolu Ateşi ve Kodo

Sado Adası’nın kuzeyindeki Ogi kasabasında düzenlenen Earth Celebration Müzik Festivali, Japon davulu olarak bilinen taiko ustası Kodo grubunu tüm dünyaya tanıtıyor.
Bu ay içinde düzenlenen festivalin en güzel yanı, her yıl farklı müzisyenlerin Kodo’ya eşlik etmesi.
Keşke bizden müzisyenler, hatta dans grupları da bu festivale gidip Kodo ile sahne alsa.
Anadolu Ateşi mesela, Japon davullarıyla muhteşem bir şov ortaya koymaz mı?
Ya da Burhan Öçal, Kodo’yla bütünleşmez mi?

Yazının Orjinali

Bodrum sallanmaya alıştı

Şehirler de…
Bodrum depreme alıştı mesela.
Böyle cana, mala zarar vermediği sürece sallanmaktan kimse şikayetçi değil.
Adrenalin verdiği için ufak sarsıntılardan keyif aldığını söyleyenler bile var.
Tek sıkıntı denizin bulanıklığı.
Yer yerinden oynayınca deniz de karışıyor haliyle.
Siz “Deprem oldu, denizin dibindeki bakteriler açığa çıktı, denize girmeyin, mikrop kaparsınız diyenlere” de aldırmayın.
Ben daha deprem nedeniyle denizden hastalık kapanını görmedim.
Kısacası, Bodrum’da sallan yuvarlan, keyifler gayet yerinde.

Mersin’de 12 bin engelli

Mersin’de Tüm Engelli Hakları Koruma Derneği Başkanı Rojda İstegün ile tanıştım.
Kardeşi Down Sedromlu, babası ise 80 yaşında geçirdiği trafik kazası sonrası engelli olmuş.
Rojda Hanım hayatını sadece en yakınlarına değil, tüm engellilere ve onların haklarına adamış.
Mersin’de bilinen 12 bin engelli olduğunu öğrendim.
Ne yazık ki bunların sadece yarısı dışarı çıkabiliyor.
Dernek olarak engellilere akülü araba sağlıyor ve onların hayata karışabilmesi için ellerinden geleni yapıyorlar.
Hatta zaman zaman Mersin dışında çıkıyorlar. Bu yıl İstanbul’da engelli bir çocuğun ameliyatını da gerçekleştirmişler.
Beni Mersin’de en sevindiren, belediyenin bu derneğe yani bir STK’ya verdiği destek oldu.
Belediyenin tahsis ettiği mekanda faaliyet gösteren derneğin yeni projesi, Mersin dışında da engelliler için programlar yapabilmek.
İnşallah bu güzel yolda bol destekle, hayal ettiklerini gerçekleştirmeye devam ederler.

Her Türk şair doğar

Kurtlar Vadisi’nin baronlarından birini oynayan Hamit Kaya şimdilerde şiir kitabıyla gündemde.
Yüreğim Terk Etmeden adlı şiir kitabının ilk lansmanını İstanbul’da, Afrikalı Ali’nin sunumu ve Seyyal Taner, Asena, Nurcan Sabur, Nur Ertürk, Hüner Coşkuner, Selahattin Alpay, Ahmet Selçuk İlkan’ın katılımıyla yapmıştı.
Şimdi ise devamı Mersin’de.
Seyyal Taner’in lansman gecesindeki “Şiir bizim kanımızda var, her Türk şair doğar” lafını hiç unutmuyorum.
Hamit Kaya da işte onlardan.
Kendisinin beni en etkileyen, en hüzünlendiren şiirlerinden birini sizlerle paylaşmak istiyorum:
“Göçebe bir adamın ben
Severse aşkı yaşatan
Sevilmediği gece aç gibi yatan
Bir lokma ekmeğini kırk kişiyle paylaşan
Böyle bir adamım ben
Benimle yapamazsın sen…”

Yazının Orjinali