Bohemian Rhapsody

Adından da anlaşılacağı üzere film, Queen grubunun efsanevi solisti Freddie Mercury’nin hayatını konu alıyor.
Çekimleri devam eden filmde Mercury rolünde “Mr. Robot” dizisiyle üne kavuşan Rami Malek var.
Ünlü yönetmen Bryan Singer müthiş bir Freddie Mercury hayranı, öyle ki bu filmi çekebilmek için “20.000 Leagues Under the Sea” projesini terk etmek zorunda kalmıştı.
“Bohemian Rhapsody”, 1970’lerde grubun oluşumundan 1985’teki Live Aid konserine kadar olan yolculuğu anlatıyor.
Heyecanla beklediğimiz filmin vizyon tarihi 31 Aralık 2018.

Magnum geri geliyor

Çocukluk yıllarımızın en sevilen dizilerinden olan “Magnum” ekranlara dönüyor.
Tom Selleck’in Hawaii’de yaşayan özel dedektif Thomas Magnum’u canlandırdığı efsane dizi 1988 yılında sona ermişti.
Yeni proje CBS’te yayınlanacak ve orijinal karakterin hikayesini anlatmaya devam edecek.
Orijinal hikayede dört erkek vardı, yeni çevrimde ise üç erkek, bir kadın olması planlanıyor.
Ben şimdiden meraklandım.
Dizinin başlamasıyla bizler de biraz nostalji yaparız artık.

İyi insan olmaktan vazgeçmek

Geçenlerde arkadaşlarla oturduk, şu sıralar çok konuşulan meseleyi, bu devirde iyi bir insan olmaktan vazgeçme sebeplerimizi sıraladık.
Benim aklıma ilk gelen hayvanlara kötü davrananların varlığı oldu tabii.
Sonra sirkler, seaworld, kızak yarışları, at yarışları, hayvanat bahçeleri, kürk tutkusu vs. derken listem uzadı.
Arkadaşlarımın nedenleri de sağlamdı:
“İyilik yaptığın birinden çok değil kısa sürede sağlam bir kazık yemek.”
“İyi insan olmanın kazandırdıklarının, kaybettirdiklerinin yanında sönük kaldığını fark etmek.”
Ben düşündüm ve sonunda en doğrusunu buldum; en iyisi hayvanlara iyi insan olmak… İyilikten anlayıp karşılık veren sadece onlar çünkü…
Haksızsam haksızsın deyin.

Yalnız ölüyorlar çünkü…

Sokaklarda hayvanlar soğuktan, açlıktan ölüyor.
Bir kısmı da barınaklarda sevgiden, ilgiden uzak ömür boyu hapis hayatı yaşıyor.
Çünkü belediyeler üzerlerine düşen kısırlaştırma görevini yapmıyor.
Ve çünkü bazılarınız petshop’lardan hayvan satın almaya devam ediyorsunuz.
Ve ayrıca bazılarınız evlerini, hayatlarını başka canlılarla paylaşmak, paylaşarak mutlu olmak, mutlu etmek istemiyor.
Ne kadar yazık, öyle değil mi!

Yazının Orjinali

Bohemian Rhapsody

Adından da anlaşılacağı üzere film, Queen grubunun efsanevi solisti Freddie Mercury’nin hayatını konu alıyor.
Çekimleri devam eden filmde Mercury rolünde “Mr. Robot” dizisiyle üne kavuşan Rami Malek var.
Ünlü yönetmen Bryan Singer müthiş bir Freddie Mercury hayranı, öyle ki bu filmi çekebilmek için “20.000 Leagues Under the Sea” projesini terk etmek zorunda kalmıştı.
“Bohemian Rhapsody”, 1970’lerde grubun oluşumundan 1985’teki Live Aid konserine kadar olan yolculuğu anlatıyor.
Heyecanla beklediğimiz filmin vizyon tarihi 31 Aralık 2018.

Magnum geri geliyor

Çocukluk yıllarımızın en sevilen dizilerinden olan “Magnum” ekranlara dönüyor.
Tom Selleck’in Hawaii’de yaşayan özel dedektif Thomas Magnum’u canlandırdığı efsane dizi 1988 yılında sona ermişti.
Yeni proje CBS’te yayınlanacak ve orijinal karakterin hikayesini anlatmaya devam edecek.
Orijinal hikayede dört erkek vardı, yeni çevrimde ise üç erkek, bir kadın olması planlanıyor.
Ben şimdiden meraklandım.
Dizinin başlamasıyla bizler de biraz nostalji yaparız artık.

İyi insan olmaktan vazgeçmek

Geçenlerde arkadaşlarla oturduk, şu sıralar çok konuşulan meseleyi, bu devirde iyi bir insan olmaktan vazgeçme sebeplerimizi sıraladık.
Benim aklıma ilk gelen hayvanlara kötü davrananların varlığı oldu tabii.
Sonra sirkler, seaworld, kızak yarışları, at yarışları, hayvanat bahçeleri, kürk tutkusu vs. derken listem uzadı.
Arkadaşlarımın nedenleri de sağlamdı:
“İyilik yaptığın birinden çok değil kısa sürede sağlam bir kazık yemek.”
“İyi insan olmanın kazandırdıklarının, kaybettirdiklerinin yanında sönük kaldığını fark etmek.”
Ben düşündüm ve sonunda en doğrusunu buldum; en iyisi hayvanlara iyi insan olmak… İyilikten anlayıp karşılık veren sadece onlar çünkü…
Haksızsam haksızsın deyin.

Yalnız ölüyorlar çünkü…

Sokaklarda hayvanlar soğuktan, açlıktan ölüyor.
Bir kısmı da barınaklarda sevgiden, ilgiden uzak ömür boyu hapis hayatı yaşıyor.
Çünkü belediyeler üzerlerine düşen kısırlaştırma görevini yapmıyor.
Ve çünkü bazılarınız petshop’lardan hayvan satın almaya devam ediyorsunuz.
Ve ayrıca bazılarınız evlerini, hayatlarını başka canlılarla paylaşmak, paylaşarak mutlu olmak, mutlu etmek istemiyor.
Ne kadar yazık, öyle değil mi!

Yazının Orjinali

“Çişim geldi” diyen ünlü kimdi?

10 yılı aşkın süredir bu yabancı yıldız akışını takip eden biri olarak söylüyorum; festivalin en çılgın ünlüsü unvanını hâlâ Michael Madsen taşıyor.
Biraz hafıza temizleyelim.
Madsen’ın Antalya’da otel bahçesinde, ağaç altına çişini yaptığını, havaalanında ise gazetecilere saldırdığını duymayan kalmamıştı.
Ama eminim şimdi yazacağım olayı duymamışsınızdır. Ben de yeni öğrendim.
Madsen kendisine tahsis edilen aracın şoförüne hız limiti koyuyor, “Sağdan gidip 40’ı geçmeyeceksin” diyor.
Ve araba o hızda giderken arkadaki camları tamamen açıyor, sol camdan çıkıyor, arabanın tepesinden tırmanıp, sağ camdan içeri giriyor.
Görenler film çekiyor sanıyorlar, o ise eğleniyor aslında!

Emniyet kemerinizi takın

Michael Madsen gibi çılgın bir oyuncudan sonra bu yıl tanıştığım Oscar, Bafta ödüllü Christopher Walken’ı Antalya’nın en cool, en sakin yabancı ünlüsü ilan ettim.
Antalya’ya birlikte geldiği eşinin dizinin dibinden ayrılmadı, herkese son derece saygılıydı, yaşına başına rağmen her isteyenle fotoğraf çektirdi, son derece mütevazı davrandı.
Açılışta yapacağı konuşmayı el yazısıyla kağıda yazmıştı, önümde oturuyordu, gece boyunca konuşmasına çalıştı.
Ve tabii Antalya’yı, dağlarını ve okyanus demekte ısrar ettiği denizini öve öve bitiremedi.
Kısacası bu Antalya araba tepesinde akrobasi yapan çılgın Michael Madsen’ı da gördü, söyleşisinde “Her zaman emniyet kemerinizi takın” öğüdünü veren sakin Christopher Walken’ı da.
Önümüzdeki günlerde festival için Gerard Depardieu ve Matt Dillon da Antalya’da olacak.
Hatta genç bir Hollywood yıldızı da sürpriz yapabilirmiş.
Bakalım onlar Antalya’ya neler bırakacak…

“Çişim geldi” diyen ünlü kimdi

Ari Gold’un Türkiye şubesi

Bir ara herkes topçu, popçu olmak isterdi, şimdi ise yükselen trend oyunculuk.
Bu yıl 140 yerli filmden bahsediyoruz, dizi sektöründe ise 84 yeni dizi sezona merhaba dedi.
Modellerden olan oyuncuların yanı sıra, dün kimsenin tanımadığı gençler bugün televizyondaki diziler sayesinde bir anda popüler hale geliyor.
Sonrası ise gelsin sinema filmleri, gelsin reklamlar.
Ama bu süreç oyuncunun kendi yetenek ve becerileri kadar iyi bir yönetimi de gerektiriyor.
Sadece müzik alanında değil, oyunculukta da iyi menajerlerin değeri başka.
Magazinde ne kadar, nasıl yer alınacak, hangi sosyal sorumluluk projelerinde olunacak, nerede nasıl giyinilecek, nasıl konuşulacak ve hatta kiminle yan yana gelinecek, kiminle gelinmeyecek, bunların hepsi iyi bir planlamayı gerektiriyor.
İşte yeni yıldızların geleceklerini planlamak adına yeni bir yapılanmaya gidildi.
Bizim sektörün Ari Gold’u dediğim Gülistan Tartar ve televizyon dünyasının önemli isimlerinden Ayşe Sarp bir araya gelip Dreamers’ı kurdular.
Hayırlı olsun diyor, başarılar diliyorum.

Kaleiçi’ne modern yat limanı

Antalya Büyükşehir Belediye Başkanı Menderes Türel’le festivalin ikinci günü bir akşam yemeğinde buluştuk.
Sinema, festival derken laf limanlara kadar geldi.
Dünyanın iki doğal yat limanından biri olan (diğeri Portofino) Antalya Kaleiçi, yat turizmi için daha da çekici hale gelmek adına yenileniyormuş.
Kasım ayında başlayacak revizyon sonrasında Kaleiçi yatlar için yeni bir cazibe merkezi olacak ve dolayısıyla bölgeye ayrı bir canlılık gelecek.
Antalya’nın uçsuz bucaksız sahil şeridi için birkaç yat limanı projesi daha var başkanın.
Güzel şeylerden bahsetti, yakında açıklayacak, şimdilik müjdesini vermiş olayım.

Yazının Orjinali

Ayla’yı izledim

Ayla, bu yıl Oscar’a aday olması için seçilen filmimiz.
27 Ekim’de vizyona girecek olmasına rağmen şimdiden büyük merak uyandırdı.
Ve geçtiğimiz günlerde önce 7. Bodrum Türk Filmleri Haftası’nda gösterildi, sonra da Kos Adası’nda, Rodos Büyükelçimizin ev sahipliğinde Avrupa prömiyeri yapıldı.
Finali gözyaşlarıyla oldu her iki gösterimin de…
Ağla ağla bir hâl olduk hepimiz.
Hikayesinin gerçek olduğunu bildiğimiz filmler daha bir dokunuyor insana tabii.
Ayla, Kore Savaşı ve sonrasında yaşanan gerçek bir hikaye.
Kore Savaşı’na giden Süleyman Astsubay ile ormanda bulduğu 4 yaşındaki kimsesiz kız çocuğu Kim’in hikayesi.
Koreli Kim (Ayla) savaş mağduru bir çocukken, Süleyman Astsubay ile karşılaşıyor.
“Baba” diyor ona, yanından bir an olsun ayrılmıyor.
Aralarındaki eksilmeyen, kopmayan sevgi bağı filmin başrolünde aslında.
Sinema gözünden bakıldığında sorunları yok değil tabii; hikayeye geç girmesi, birden fazla finalinin olması ilk göze çarpanlar.
Ama diğer yanda öykünün kendisi, oyunculuklar, Er Ryan’ı Kurtarmak tadı ve kalitesindeki savaş sahneleri, izleyeni 12’den vuruyor.
Süleyman’ı mükemmel bir oyunculukla canlandıran İsmail Hacıoğlu başta olmak üzere tüm film ekibini, yapımcı Mustafa Uslu’yu, yönetmen Can Ulkay’ı tebrik ediyorum.
Ayla, 27 Ekim’de vizyona girecek, o arada da Oscar yolundaki mücadelesine devam edecek.
Yolunun açık olacağına hiç şüphem yok.

Süleyman dede, İsmail Hacıoğlu ile buluştu

Ayla’yı, Bodrum’da, oyuncuları ve filmin hikayesinin kahramanı olan Kore gazisi Astsubay Süleyman Dilbirliği ile birlikte izledik.
Süleyman dede tam 94 yaşında.
Kendisine kötü davrandığı iddia edilen kızı ile değil, bakıcı hemşiresi ile birlikte, tekerlekli sandalyede geldi galaya.
Ve filmi baştan sona bizimle birlikte izledi.
Gecede ödül alan oyunculardan Murat Han dahil, hep birlikte gözyaşları içinde izlediğimiz filmin sonunda tek tek gidip elini öptük bu koca yürekli adamın.
Onu en içten öpen, sarılan tabii ki filmde kendisini canlandıran İsmail Hacıoğlu oldu.
Kore’de bulduğu küçük kızla gönül bağı kuran, ona “babalık” yapan, onu geride bırakmamak için elinden geleni yapıp hayatını bu sevgiye adayan, asla unutmayan Süleyman’ı çok sevdik biz.
Ne mutlu ona ki yürek dolusu sevgiyle çekilmiş ve süslenmiş hikayesini beyazperdede görmeyi Allah nasip etti.
Süleyman dedenin ve Ayla’nın, kanlı bir savaştan sıcacık bir sevgi hikayesi çıkaran bu iki özel insanın filmi olan Ayla’yı Oscar’da görmek de nasip olur umarım.

Ayla neden Bodrum’daydı?

Herkes, tüm festivaller ve organizasyonlar Oscar aday adayı filmimiz Ayla’nın ilk gösterimini yapmanın peşindeyken, Ayla’nın prömiyeri 7. Bodrum Türk Filmleri Haftası’na nasip oldu.
Bunun hikayesini merak ettim tabii.
Ve biraz araştırdığımda verilen bir söz ve vefa örneği ile karşılaştım.
Bodrum Türk Filmleri Haftası’nın yaratıcısı, SİSAY (Sinema Salonu Yatırımcıları) Derneği Başkanı Cenk Sezgin, aylar önce Antalya Film Festivali’nden ayrılan Elif Dağdeviren’le Bodrum Türk Filmleri Haftası için buluşmuş.
Elif Dağdeviren de kendisini Ayla filminin yapımcısı Mustafa Uslu ile bir araya getirmiş.
Ne tesadüf ki onlar da eski dost çıkmış.
Mustafa Uslu, Cenk Sezgin’den filme destek olmasını ve Bodrum’da göstermesini rica etmiş.
O zamanlar ortada bir Oscar muhabbeti yok tabii.
Cenk Bey söz vermiş destek olacağına.
O sözden sonra Ayla aldı başını yürüdü tabii.
Orijinal hikayesi, Oscar aday adaylığı, fısıltı gazetesi derken ilgi odağı oldu, herkesin dikkatini çekti.
İlk gösterim için teklifler yağmaya başladı.
Ama Mustafa Uslu, Cenk Sezgin’in kendisine aylar önce yaptığı jeste karşılık filmi özel bir gecede Bodrum’da gösterdi.
Her iki taraf adına da güzel bir buluşma olduğunu bizzat gördüm, yaşadım.
Ayla, Bodrum’a, Kos’a çok yakıştı.

Yazının Orjinali

Şafak Sezer’in “Ketenpere”si

Şafak’ın yeni filmi “Ketenpere”nin Beykoz Kundura Fabrikası’ndaki setini ziyarete gittim.
Şafak’la en son röportajımızın üzerinden uzun zaman geçmiş. “Kolpaçino”lar, “Kutsal Damacana”lar tekrar tekrar izleyenleri güldürmeye devam ederken bu yeni film tabii ki fazlasıyla ilgimi çekti.
Başrolde Şafak Sezer var.
Diğer rollerde Afrikalı Ali (Ali Şentürk), Ümit Okur’u da gördüm.
Kasım başında vizyona girmesi planlanan “Ketenpere” ile ilgili biraz lafladık Şafak’la.
Ayaküstü mini bir röportaj oldu.
◊ Şafakcım hayatındaki ketenperelerden bahseder misin biraz?
– En büyük ketenpere elimizdeki telefonlar. Bak röportajı ona kaydediyorsun. Fotoğrafları onunla çekiyorsun. Her şeyimiz, ömrümüz bunda. Yoğurt diyorum bundan bakıyorsun, peynir diyorum ondan bakıyorsun. Galaya gelen buradan Periskop yapıyor, mesaj atıyor, “Ne kötü film” diyor. Ya da “Ne güzel film”… Güzel diyene inanmıyorsun, kötü diyene inanıyorsun. İyiyi de kötü yapıyorlar.
◊ Bu filmin gişesine kim karar verir sence?
– Halk… “Ufak bütçeli sokak oyunları” diyorum ben bu filme. Van Damme’ı getirmiyoruz. Mahallemizden arkadaşlar bunlar.
SENARYOYU TIR KUYRUĞUNDA YAZDIM
◊ Senaryo nasıl ortaya çıktı? Nerede yazdın?
– Senaryoyu Kumburgaz trafiğinde yazdım. Hadımköy’de oturuyorum. Üçüncü köprüye bağlanan yoldaki TIR’cı abilerin arkasında konvoylar oluşabiliyor. Senaryo orada biter zaten…
◊ Ana karakter kim? Necidir? Ne iş yapar?
– Ana karakter Kalender. Ben oynuyorum. Kast ajanslarından Seda Sayan’a, Mehmet Ali Erbil’e, Çarkıfelek’e, Nihat Hatipoğlu’na seyirci götüren bir adam… Mahallesindekileri de “Türkiye’nin starı olacaksınız” diye kandıran biri. Türkiye’de artık herkes oyuncu olmak istiyor çünkü.
◊ Ümit Okur, “Şafak acayip bir yönetmen, oyuncudan ne alacağını çok iyi biliyor. Hem yönetmen hem de oyuncu yönetmeni” dedi senin için. Bana seti anlatsana biraz.
– Oyuncular toplama kampında burada… Buranın albayı, yarbayı benim. Oyuncular ağızlarını açamıyor. Yemek molası bile veremiyoruz. Dört haftada sesli film çekiyoruz, kolay değil.

Şafak Sezer’in “Ketenpere”si
HAYATIM MI VAR Kİ BAKIŞ AÇIM OLSUN
◊ Hayata bakış açın değişti mi son zamanlarda?
– Hayatım mı vardı ki bakış açım olsun. Benim güzel bir evliliğim var. Çocuklar büyüyor; 9 ve 14 yaşındalar.
Emeklilik zamanı gelirse, para da kazanırsam, hanımla gezmeyi düşünüyorum.
Tek isteğim o…
◊ Bunu niye şimdi yapamıyorsun?
– Rahat ve huzurlu yaşamak için bir şeylerin kaygısını duymayacaksın. Sanatçı adam disiplinli adamdır derler ya, yalan. Sanatçı, disiplinsizliğinden kazanıyor. Bankadaki abiler gibi değiliz. Serbest olmamız lazım. Onun için de kaygı duymayacak hale gelmemiz şart öncelikle…
◊ Şafak Sezer izleyicisi kim? Kim izleyecek bu filmi?
– Semtler. Sokak. Bu filmde de, diğerlerinde de iş konuşur. Ama insanlar artık alışveriş arasında filme giriyor, plansız programsız. Yavaş yavaş kan kaybediyor sinema. İnsanlar sinemaya gitmiyor, filmleri bilgisayarda izliyor artık.
YERLİ ROBIN HOOD TARZI ÇALIŞMALARIM VAR
◊ “Kolpaçino”lardan farklı mı olacak bu filmin komedisi?
– Dili aynı. Ben para endeksli işler yapıyorum.
Parayı bir tarafından tutan varoşun hikayesi bu… Yerli Robin Hood tarzı çalışmalarım var. Normal hayatımda sevmeyip sinemada anlattığım bir şey para.
◊ Sinemada yeni projen ne olacak? Var mı kafanda yeni fikirler?
– Bundan sonra köpek imha timi hikayem var. Eskiden, bizim çocukluğumuzda, belediye personelleri köpekleri öldürürdü. Senin gibi bir hayvansevere de söylenmez bu ama sonunda köpekler intikam alıyor merak etme.
◊ Türkiye’de komedi nereye gidiyor?
– Komedi artıyor giderek. Her yerde… Belden aşağı gidiyor, belden yukarı gidiyor. Her gün yeni bir şey.
ARTIK BELİM BÜKÜLÜYOR
◊ Son zamanlarda değiştiğini hissediyor musun?
– Ben tedavi görüyorum, biliyorsun değil mi Ömür! Acaba ben mi deliyim yoksa bu hayat mı beni deli yapmaya başladı diye düşünüyorum. Biz seninle son röportaj yaptığımızda 40 yaşındaydım. Bir tane çocuğum vardı.
Şimdi yaşım ilerledi, 47 yaşına geldim, ikinci çocuğum oldu. Belim bükülüyor, sesim gidiyor. Normalde bir paket içerdim, şimdi üç paket sigara içiyorum. Her galada, her filmde bir yaş gidiyor.
◊ Senaryoda tedavi sürecinden yansımalar var mı?
– Yok… Anlatsam da inanmazlar zaten!

Yazının Orjinali

Seda Sayan dünya klasiklerine karşı

Sokaktaki insanlara evlilik programı sunan üç isim soruyorlar, sarışın kızımızdan başlamak üzere videodaki herkes bülbül gibi şakıyor, sıralıyor isimleri:
Zuhal Topal, Seda Sayan, Esra Erol.
Muhtemelen o video ilk sahnedeki göğüs dekolteli sarışın kız yüzünden dikkat çekti. Sonra hızla yayıldı, herkes izledi.
Rezaletin farkına varıldı.
Alkışlar, alkışlar…
İkinci soru üç dünya klasiği. Dut yemiş bülbüllerle karşılaşıyoruz işte o an.
Kitap mı?
Okumak mı?
Dünya klasiği mi?
O da ne!
Ne gereksiz!
Sosyal medyanın, televizyonun esiri olmuş toplumdan ne bekliyoruz ki zaten?
Viraldir o video, mizansendir, inanmayın diyenlere de şunu söylemek istiyorum:
Çıkın sokağa, önünüze gelen ilk üç kişiye aynı soruları sorun. Farklı cevaplar alacağınızı hiç ama hiç sanmıyorum.

Pazar çantalarınız duruyor mu?

Marketlerde poşetlerin 1 Ocak 2018’den itibaren parayla satılacak olmasına sinir olanlar, eleştirenler, söylenenler oldu. Bense tam tersini düşünüyorum.
Çevreye değer verdiğini söyleyen, düşünen herkes, bu geç kalınmış kararı (Avrupa’da marketler yıllardır poşetlere para alıyor) alkışlamalı.
Marketlerdeki bedava poşet canavarlarını hep açık büfe otellerde tabaklarını yiyemeyecekleri kadar çok şeyle, hunharca dolduranlara benzetmişimdir.
İsrafçı insanlar!
Şimdi bu insanlar parayla satıldığı için az poşet alacaklar ya da eskiye dönecekler.
Eski derken şunu kastediyorum.
Ben küçükken annemin pazar çantası vardı. Markete, pazara onunla gider, içini doldurur, eve öyle gelirdik.
Hiç öyle poşet israfı yapmazdık.
Şimdi pek çok kişi eskiden bedava olan naylon poşetlere para vermek istemeyeceğinden, pazar çantası devri geri gelecek.
Hem naylon poşet kirliliğine son verip çevre dostu olacağız hem de nostalji yapacağız.
Daha ne olsun.
Ben çok sevindim bu karara.
Yeni yılı iple çekiyorum.

Vatan Şaşmaz’a özel bölüm

Kanal D’de yayınlanan Çocuklar Duymasın izleyicisi, cinayete kurban giden Vatan Şaşmaz için özel bölüm istiyor.
Haklılar da.
Ama eminim dizi ekibi ve yapımcı Birol Güven, duygu sömürüsüyle suçlanmamak adına bundan uzak duruyor.
Yapsalar bir türlü, yapmasalar bir türlü yani.
Önceki hafta Vatan’ın yer aldığı son bölüm “Vatan’ın anısına saygıyla” notuyla ekranlara gelmişti.
Bir sonraki bölümde ise Vatan’ın canlandırdığı Engin’den hiç söz edilmedi.
Hatta bu bölümdeki parti sahnesi de hayli tepki çekti.
Bunun üzerine izleyiciler sosyal medyadan çağrıda bulundular.
Meltem’in annesi Müzeyyen’i oynayan Ayşen Tekin’e yapılan özel bölümün benzerini Vatan Şaşmaz için de beklediklerini yüksek sesle söylediler.
Birol Güven’in bu çağrıyı dikkate alacağını düşünüyorum.

Yazının Orjinali

Demet Akalın buna da el atsın

Haklı, sonuna kadar arkasındayım.
Ama Demet’ten aynı hassasiyeti sahne aldığı etkinliklerde, belediye festivallerinde de göstermesini rica ediyorum.
Açılıştı, düğündü, kutlamaydı, festivaldi falan, binbir bahaneyle çevreye, doğaya, hayvana son derece zararlı bu havai fişek gösterilerine devam ediliyor.
Bu görgüsüzlüğe tümden karşı olmak lazım.
Demet Akalın ve diğer tüm sanatçıları, organizatörleri, belediye başkanlarını ve belediyeleri uyarmaya, havai fişek gösterilerine karşı tavır almaya davet ediyorum.

Caddedeki trafik terörü-2

Bağdat Caddesi’ndeki motosiklet, otomobil ve gürültü teröründen söz ettiğim yazımın dokunduğu okur sayısına inanamadım.
O kadar çok mail geldi ki.
Meğer herkesin başındaymış bu dert, herkes şikayetçiymiş.
Üstelik sadece Bağdat Caddesi değil, Kadıköy, Moda, Bebek dahil İstanbul’un her yerinde aynı sorunlar yaşanıyormuş.
Peki çözüm ne olacak?
İnsanlar bunu soruyor. Gelecek hafta konunun trafik ve emniyet tarafını ele alacağım.
O zamana
kadar sizler bana yazmaya ve bu konuyla ilintili sorunları bildirmeye devam edin lütfen.

Şehit ailelerine burs veriyor

Konserlerimin vazgeçilmezi olan türkülerin başında “Yaylalar” gelir.
En sevdiğim asker türküsüdür.
Ve izleyicinin eşliğinin en fazla, en yüksek, en yürekten olduğu türkü de odur hep.
Askerler, Mehmetçik, polisimiz deyince kendimizden geçeriz.
Asker aileleri, şehit ve gaziler için yapılan her türlü yardım, iyilik de bu yüzden kıymetli.
Yönetmenlik, kurgu, oyunculuk gibi dallarda eğitim veren OFS Sinema Okulu’nun şehit ve gazi ailelerine yüzde 100 burs verdiğini duyunca işte bu yüzden çok sevindim.
Ve hemen duyurmak istedim.
Merkezi Florya’da olan ve “Yaşatarak öğretiyoruz” sloganıyla hizmet verecek olan bu okulda 19 eğitim programı bulunuyor.
İlhan Şeşen’in müzik, Güven Hokna’nın
oyunculuk, Emre Tilev’in ise spor spikerliği alanında eğitim kadrosunda yer aldığı OFS’de kayıtlar eylül sonuna dek devam edecek.
Şehit ve gazi çocukları arasında sinema ve oyunculukla ilgilenenler varsa kaçırmasın.

Yazının Orjinali

Caddeden taşınan taşınana

Bağdat Caddesi’ne yeni taşınan bir başka arkadaşım da pes etmek üzere.
Geceleri uyuyamıyor.
Saat başı yataktan fırlıyor.
Tüm bunların nedeni Bağdat Caddesi’ndeki korkunç gürültü kirliliği.
Spor araba ve motosiklet terörü de denebilir aslında…
Akşam saatlerinde başlayan bu işkence sabaha kadar devam ediyor.
Altına spor araba alıp egzozuyla oynayan, makas atan artistler mi dersiniz, motosikletleri şaha kaldırıp, son sürat gaza basıp kulak zarlarına tecavüze kalkanlar mı!
Anadolu yakasında huzur kalmamış durumda.
Bu durumda iş tabii yine trafik polislerimize düşüyor.
Pek çok Bağdat Caddesi sakininin sakinlik, sükunet arzusunu ben buradan iletmiş olayım.

Kedi, köpek zararlı mı?

“Evcil hayvan beslemenin faydası var mı?” diye çok soran oluyor.
Bunun insana nasıl iyi geldiğini, nasıl rahatlatıp sakinleştirdiğini zaten herkes biliyor.
Ben şimdi sağlık yönünden muhtemelen bilmediğiniz başka detaylardan bahsedeceğim.
İsviçre’de yapılan bir araştırmada, alerjik reaksiyonların hepsinin genetik olmadığı, ev hayvanları olan çocukların alerjenlere temasları sonucu alerjiye karşı korunduğu tespit edildi.
Almanya’daki başka bir araştırmaya göre de ev hayvanlarıyla (özellikle kediler) temas eden çocuklarda, diğer çocuklara göre yüzde 67 daha az astım ve yüzde 45 daha az ateşli hastalık görülüyor.
Kedi, köpek alerji ve astım yapmıyor, tam tersine erken yaşta tanışıldığında bunlara iyi bile geliyor.
“Hayatın ilacı sadık bir dosttur” cümlesi bir kez daha kanıtlanmış oldu yani.
Eviniz ve ortamınız müsaitse, iki gün sonra sıkılıp başkasına vermeye kalkmayacaksanız, çocuklarınızı bu güzel dostlarla tanıştırın derim.

Helen Mirren’dan feminizm

Hangi cinsten olursanız olun, feminist olun. Bugüne kadar bulunduğum bütün ülkelerde, İsveç’ten Uganda’ya, Singapur’a kadar her yerde kadınlara saygı duyulduğunda ve hayallerini gerçekleştirmek için özgürlük tanındığında, hayatın herkes için daha iyi, daha güzel olduğunu gördüm.
Feminizm soyut bir kavram değil, bir gereklilik. Ben kendimi feminist ilan ediyorum ve size de öyle olmanızı tavsiye ediyorum.
Bu sözler, geçmiş yıllarda Antalya Altın Portakal Film Festivali’ne geldiğinde sohbet etme fırsatı bulduğum ve büyük hayranı olduğum ünlü İngiliz oyuncu Helen Mirren’ın bu yıl içinde yaptığı bir konuşmadan alıntı.
Feminizmi erkek düşmanlığı değil, kadınların bu dünyayı daha iyi hale getirmesi için bir adım, bir gereklilik olarak görürsek, Helen Mirren’ın izinden gitmekte zorlanmayız sanırım.

SON 24 SAATTE YAŞANANLAR

Yazının Orjinali