Yeni yasayı annemden dinleyin

Hapis cezası tabii ki çok sevindirici, büyük gelişme ve ilerleme var ama ben hâlâ birkaç detayı merak ediyor. Şu noktalarda hem kendi adıma hem de başkanı olduğum HAÇİKO Derneği adına ısrar ediyorum.
Söz konusu hapis cezasının süresiyle ilgili olarak ay değil yıllardan bahsedilmeli.
Aksi halde uygulamada sorunlar yaşarız.
Bu cezaların sadece şahısları değil işkence ve katliamlar yapan belediyeleri de kapsaması gerekiyor.
Bu yeni yasa belediyelere ne kadar “dur” diyecek?
Hayvana tecavüze de sadece para değil hapis cezası gelmesi şart. Ocak ayındaki tasarıda bu konuda boşluk vardı. Tecavüzün cezası ne olacak?
Hayvana şiddete sadece bakanlık şikayet ettiğinde hapis cezası geleceği konuşuluyordu, vatandaşa şikayet hakkı verilmemişti. Bu önemli detay düzeltildi mi?
İşte bu sorular ve cevapları çok önemli.
Sevgili annecim, yasanın değişiyor olmasına tabii ki çok sevindim ama bu detaylar da olması gerektiği gibi düzenlenirse işte o zaman dünyanın en mutlu insanı olacağım.

Polis olmak
Türk Polis Teşkilatı’nın 173’üncü yılı dolayısıyla Ceyhun Yılmaz, büyük usta Nejat Uygur’dan bir video paylaştı.
Polisliği şöyle anlatıyor Nejat Uygur: “Bu meslek öyle bir meslek ki, bayram, pazar bilemezsin.
Hasta olsan yatamazsın.
Çocuğun doğsa göremezsin.
Anan ölse gömemezsin.
Bu öyle bir meslek ki, ecelinle bile ölemezsin.”
Teşkilatın 173’üncü yılında, güvenliğimize hayatlarını adayan polislerimize minnet ve saygılarımızla.

Yaz geldi Cengiz, yaz
Cengiz Semercioğlu, gişede hüsrana uğrayan Burak Özçivit, Kerem Bürsin filmi Can Feda için “belki erkek filmi olduğu için, belki de seyirci savaş içerikli filmlerden sıkıldığı için beklenenin çok altında gişe yaptı” diye yazdı.
Bunların etkisi vardır elbet ama asıl etken havalar Cengiz…
Havaya baksana, yaz geldi, millet attı kendini sokağa.
Bu mevsimden sonra insanları kapalı yere, sinema salonuna sokmak ve filmlere gişe yaptırmak hiç kolay değil.
Can Feda’nın en büyük sorunu zamanlama hatası.

Celil Nalçakan da trollendi
Instagram’da baktım ve gördüm ki bensiz doğum günü kutlanmış, organizasyon yapılmış, tatlılar, mumlar falan, Bir hışımla Celil Nalçakan’a mesaj attım, “Doğum gününe çağırılmadık ha, aşkolsun, alacağın olsun!”
Bir saat sonra Celil aradı, “Canım, valla benim doğum günüm şimdi değil, 10 Haziran’da, şaka yaptılar, mesaj atan atana, arayan arayana, fena trollendim bu sefer” dedi.
Celil’in doğum günü için 10 Haziran’ı bekleyeceğiz, buraya yazayım da hem bensiz kutlayamasın hem de o zamana kadar bir daha trollenmesin.

Hokkabaz özlemi
Cem Yılmaz, hazırlıklarına başladığı yeni filmi için “GORA’yı çok sevmiştim ama Hokkabaz’ın yeri ayrı diyorsan sıradaki parça sana” dedi.
Bana dedi sanırım.
Sıradaki filmi bizim tarafa geliyor.
Bir Hokkabaz fanı olarak şimdiden heyecanlandım.

Yazının Orjinali

Ot mu portakal mı?

Ot festivalinin faydası tabii ki öncelikle Alaçatı’ya.
Yıllar önce içine adım atmayacağınız binalar bu festival sayesinde şahane otellere dönüştü.
Yerel halk kalkındı.
Gidene “Neden gidiyoruz?” dedirten bu festival iç turizme yaradı yani.
Şimdi bu festivale kim kötü diyebilir ki?
Adana Portakal Çiçeği Festivali’ne gelince.
Alaçatı Ot Festivali’ne oranla daha renkli geçmiş görünüyor.
Nisanda Adana güzel oluyormuş.
Bando eşliğinde şarkılar söyleyerek şehri adımlayan insanlar, tam anlamıyla karnaval havası yarattı.
Kostümlü kortej açılışına da bayıldım.
Çok samimi geldi.
Ot ya da portakal fark etmiyor aslında, festival denen şey yapıldığı yere, insana iyi geliyor.

Öldürüyor mu kurtarıyor mu

Hayatı, olayları nasıl algıladığımız tamamen bakış açısı ile alakalı.
Aslıhan Doğan’ın Arda Turan’ın ayağına buz uygulamasını ayak yıkama olarak algılayan ve anında söylenmeye başlayanlar, doğru resmi ancak bakış açısını değiştirdiklerinde görebildiler.
Aslıhan ayak yıkamıyordu, futbolcu eşinin ayağına buz uyguluyordu.
Bu durum aklıma son günlerde sosyal medyada paylaşılan benzer bir fotoğrafı getirdi.
Zoom yapılan fotoğrafta bir köpeğin bir koyunu boğazından kaptığı ve öldürmeye çalıştığı görülüyor.
Fotoğrafa geniş açıyla bakıldığında ise gerçek ortaya şöyle çıkıyor:
Evet köpek koyunu boğazından tutmuş ama düştüğü nehirden kurtarmak, karaya doğru çekmek için. Aynı olayı farklı bakış açısıyla tam tersi şekilde algılayabiliyor insan.
İlk bakışa, tek bakışa, sabit fikre inanmamak lazım yani.

Ot mu portakal mı

Yalı fiyatları neden düştü?

Biraz da konular arası gezinelim…
◊ Sundance ödüllü Tolga Karaçelik imzalı Kelebekler filmi için “Festival filmi sıkıcıdır” diye düşünenler varsa düşünmesin. Tam tersine müthiş eğlenceli ve komik bir film.
Demiştim, yine diyorum, vizyondayken kaçırmayın.
◊ Beşiktaşlı taraftarlar Ağrı, Patnos, Sandaçlı köyü ilkokulu öğrencilerine kırtasiye, kıyafet ve oyuncak yardımı yapmaya hazırlanıyor. Katkıda bulunmak istiyorsanız, Beşiktaş Ordusu ve İlhan Tosun hesaplarıyla irtibata geçebilirsiniz.
◊ Yalıya gemi çarpmasının ucu emlak piyasasına da dokundu.
Emlakçılar arası yeni dedikodu şöyle: Boğaz’ı uzaktan gören evlerde, villalarda artış oldu, yalı fiyatları ise bir günde düştü.
Bir kere düşmeye gör, gelen vurur giden vurur. Yalılarda rutubet de varmış zaten, romatizmayı artırıyormuş!

Yazının Orjinali

Sanal gerçeklik sinemada

Dünya nereye gidiyor öyle iyi görüyor, öyle iyi analiz ediyor ki.
Son filmi Ready Player One’da çağın ve sinemanın gereklerini çok güzel yerine getirmiş.
Filmde yeni nesle, gençlere uygun olarak teknoloji var, bilgisayar oyunları var, orta yaş için de ütopya ve nostaljik müzikler…
Van Halen’la yapılan başlangıç zaten 12’den vuruyor, Duran Duran göndermeleri de hoş.
Üç boyutlu gözlükleri takıp geleceğin dünyasında istediğini yapabilme özgürlüğüne sahip olma fikri zaten şahane.
Oasis evreni her insanın hayallerini süsleyecek güzellikte.
İsteyen piramitlerde kayak yapıyor,
isteyen dev dalgalarda sörf.
Tak gözlüğü, sanal alemde istediğin yerde, istediğin şeyi yapabilirsin.
Film teknik açıdan da son derece üstün.
Özellikle başlardaki araba yarışı sahnelerine bayıldım, siz de eminim bayılacaksınız.
Özellikle IMAX’te izlemenizi tavsiye ederim.

Hayvan ticareti yasaklanmalı

Geçen gün yine sınırda kötü şartlarda ülkeye sokulmaya çalışılan yavru köpekler yakalandı.
Sokakta binlerce hayvan varken yenileri gelmeye devam ediyor yani.
Dünya Sağlık Örgütü WHO’nun kısırlaştır-aşılat-yaşat (KAY) projesinin esas alındığı 5199 Sayılı Hayvanları Koruma Kanunu’nun 1-7-2004 tarihinde yürürlüğe girmesinin üzerinden 14 yıl geçti.
Ama sokaklarda ve etrafta da gördüğümüz şu; belediyelerin
yanlış uygulamaları ve konuya
bilimsel etik yaklaşmamaları sebebiyle hayvan popülasyonu kontrol altına alınamıyor.
Yeterli kısırlaştırma yapılmıyor, kısırlaştırma adı altında alınan hayvanların akıbeti ise meçhul.
Diğer yanda ise bu kadar sorun yaşanırken üretim ve ticaret denetimsiz ve hızlı bir şekilde devam etmekte.
Biz HAÇİKO derneği olarak en az 10 yıl üretimin yasaklanmasını ve pet shop’larda satılmak üzere yurtdışından hayvan ticaretinin engellenmesini talep ediyoruz.
Pet shop’lar, çiftlikler ve merdiven altı hayvan satışı da en az 10 yıl yasaklanmalı.

Kediye Aspirin yasak

Hayvanlara verilen ilaçların da reçeteyle satılacak olmasını eleştiriyoruz, çünkü beraberinde pek çok sorun getireceğini biliyoruz.
Buradan yola çıkarak şu iki noktaya dikkat çekmek istiyorum…
Kedinize Aspirin, köpeğe ise çikolata vermeyin.
Dokuz canlı olarak bilinen kedilerin mideleri sandığınızdan çok daha hassas ve bilinenin aksine insanlar için kullanılan ilaçlar onları kolaylıkla ölüme götürebiliyor.

Yazının Orjinali

Diyanet’ten iyilik ödülü

Bu güzel ve yerinde cümle engelli hayvanların yardım meleği Hasan Kızıl’a ait.
Videolu haberi tekrar tekrar izledim.
Geçenlerde Türkiye Diyanet Vakfı Ulus-
lararası İyilik Ödülü’nü Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın elinden almıştı Hasan.
Hikayesi, arabanın motoruna sıkışmış bir yavru kedinin ellerinde ölmesiyle başlamış.
O günden sonra sokaktaki hayvanlara daha bir dikkatli bakar olmuş ve yardıma muhtaç olanlara el uzatmaya karar vermiş.
Çevresinde “hayat tamircisi” olarak bilinen ve engelli hayvanlara kendi imkanları ile 200 protez yapan 22 yaşındaki Mardin-Derikli Hasan Kızıl, 1500 kişi arasından seçilerek uluslararası iyilik ödülünü almıştı.
O günden beri bu ödülün aramızdaki yankıları sürüyor.
Bu ödülün sokak hayvanlarını düşünen bir iyiliksevere verilmesi tabii en çok sokak hayvanları için mücadele eden biz hayvanseverleri sevindirdi.
Şahane bir örnek oldu çünkü.
Tüm iyiliklerin bulaşıcı olması dileğiyle.

Savaş karada kazanılır

Yarın vizyona girecek olan “12 Savaşçı” (12 Strong), son yıllarda izlediğim en sağlam savaş filmleri arasındaki yerini aldı.
Gerçek olaylardan yola çıkılarak çekilen film, 11 Eylül saldırıları sonrasında özel bir görev için Afganistan’a giden ABD özel kuvvetler ekibinin hikayesini anlatıyor.
12 kişilik ekip, Taliban’a karşı savaşan General Dostum ile birlikte zorlu bir mücadelenin içine giriyor.
Savaşın, koordinatları verip havadan bomba atmakla değil, karada kazanılacağını anlayan Amerikalı askerler, at üstünde Dostum’un adamları ile birlikte göğüs göğüse mücadeleye giriyor.
Atla savaş demişken hiç endişe etmeyin, atların düştükleri tüm sahneler dijital ortamda yapılmış.
Yani bizdeki dizilerde olduğu gibi tek bir sahne için aynı at üç kez aynı yerde aynı şekilde düşürülmemiş!
Neyse, “12 Savaşçı”nın özellikle kara savaşı sahneleri sürükleyici, gerçekçi ve heyecan yüklü.
Chris Hemsworth ve Michael Shannon gibi güçlü oyuncular da filmi izlenir kılan diğer özellikler.

Hakan Peker saygısız mı?

Hakan Peker’in TRT Müzik’te canlı yayını terk etmesi bir türlü gündemden düşmüyor.
Herkes “kibirli”, “egolu”, “saygısız” gibi sıfatlarla yükleniyor Hakan’a.
Yayında kendisine söz verilmeyince “Ben saksı mıyım!” diye bağıran rahmetli Erol Büyükburç’la karşılaştıranlar var.
Bense ona fazla yüklendiklerini düşünen tarafım.
Program başından beri reji ile sorun yaşadığını kendisi de söylemiş zaten.
Sanatçılar duygusal insanlar.
Şarkı söylemek de duyguyla, moralle yapılan bir iş.
İnsan canı sıkılınca, sinirlenince, moral bozukluğundan boğazı düğümlenince şarkı falan söyleyemez.
Hakan’a olan da tam olarak bu bence.
Yayını terk etmesinin nedeni de kibir değil o halde şarkı söylemeye devam edemeyecek olması.
Hakan’a neden bu kadar yüklenildi, ben anlamadım.

Yazının Orjinali

Bağdat Caddesi falcıları

Taa oradan duymuşlar yani.
Gittik tabii.
Bağdat Caddesi’nin ara sokaklarındaki kafeler falcı kaynıyor.
Masalar geleceklerini, ilişkilerini, işlerini merak edenlerle dolu.
Daha çok kadınlar tabii.
Sırasını bekleyen bir kadın, yanıma yaklaşıp “Nasıl, biliyor mu? Taa Beşiktaş’tan geldim” dedi.
Arkadaş hatırına ve biraz da deneysel olarak orada bulunduğumu söyleyemedim tabii.
“Ben yönlendirmeyeyim şimdi. Kendin gör” deyiverdim.
Falcının yanına gidip şöyle dedi, “Yorgun musun, enerjin iyi mi bugün? Burcun ne?”
Falcının sorması gerekenleri sıraladı yani.
Bu fal işi almış başını gitmiş.
Sadece kafelerde değil, aplikasyonlarda da.
Aynı arkadaşımın telefonunda dört ayrı fal aplikasyonu var.
İçtiği kahvelerin fotoğraflarını dördüne de gönderiyor, eğleniyor, rahatlıyor.
“Tutuyor da” diyor üstelik.
Aplikasyonların onun telefonundaki kişisel bilgiler, tarayıcı geçmişi ve aramaları üzerinden yakın tahminler yapabileceğinin farkında değil belli ki.
İnsanlar delirmiş durumda yani.
Falcılar ve fal aplikasyonları arasında gidip gidip geliyorlar.
Biz 35 lira verdik, 60 liraya kadar bakanları varmış Bağdat Caddesi’nde.
Ucuz eğlence yani.
Aplikasyonlar ise bedava.
Fala inanma ama eğlenmek için de falsız kalma kafası.

Alişan ve Yaşar İpek benzerliği

Ne haftaydı ama…
Üst üste iki evlenme teklifi.
Önce Alişan, ardından Yaşar İpek…
İkisinin ortak özellikleri var.
İlişkilerde bir yıl bile dolmadan edildi bu teklifler.
Ve ne ilginçtir ki iki teklif de işyerinde yapıldı.
Alişan, Buse Varol’a dizi setinde “Benimle evlenir misin?” dedi.
Yaşar İpek ise kendi konserinde, sahneye çağırdığı Seren Serengil’e “Ben doğru yolu bulduğuma inanıyorum, seni çok seviyorum” diyerek evlenme teklif etti.
Bu bir moda haline gelebilir.
Yarın öbür gün işyerlerinde, ofiste, okulda evlilik teklifi furyası başlarsa şaşırmayın.

Öfke kontrolü şart

Çok öfkeliyseniz ve sakinleşmek istiyorsanız…
Bunları yapın…
Derin nefes alın, yavaş yavaş verin…
Temiz havada uzun bir yürüyüşe çıkın…
Kapalı, kimsenin sizi duymayacağı bir yere girin, ağzınıza gelen küfürü edin…
Uyuyun…
Pentagram’ın “Bir” adlı şarkısını açın, yüksek sesle, kafa sallayarak dinleyin…
Dans edin…
Bunları yapmayın…
Farklı kişilerle de olsa, aynı şeyleri konuşup durmayın…
Sizi sinir eden kişi ya da kişilere mesaj göndermeyin…
Sosyal medyaya göz bile atmayın…
Televizyonu açıp, haberleri izlemeyin…

Doğru söz

Bir semtin sokak hayvanları sizden kaçmıyorsa orada yaşayın. Çünkü komşularınız güzel insanlardır…

Yazının Orjinali

Metin Hara, yeni kitabı ve kadınlar kulübü

Kadın hayranları D&R’ı hıncahınç doldurmuştu.
Tuhaf, çekici bir enerjisi var Merin Hara’nın.
Mutlu ve mutluluk yayıyor, sihri bu sanırım.
İki yeni kitap yazmış, #iyilikkazanacak ortak mesajıyla. Kitaplardan bir tanesi İyiliğin Hareket Hali, diğeri ise İyiliğin Bilim Hali.
Dünya kötüye gidiyor, iyilikler azalıyor derken tam tersi bir söylemde bulunuyor Metin Hara, iyilik kazansın diye herkesi bir iyilik yapmaya çağırıyor.
İyiliğin Bilimsel Hali’nde 210 bilimsel makale ile insanların aslında iyi olduğunu ve buna devam etmesi gerektiğini söylüyor.
İyiliğin Hareket Hali’nde ise 210 örnek eylemle bizleri iyilik hareketinin parçası olmaya davet ediyor.
Siz bu iki kitabı okurken Metin Hara’nın benim de içinde olduğum bir sürpriz hazırlığı daha var.
Biraz bekleyin, birkaç aya şahane “iyi” bir proje daha geliyor.
O arada küçük iyilikler yaparak siz de bize hazırlanabilirsiniz.

Metin Hara, yeni kitabı ve kadınlar kulübü

Mehmed Bir Cihan Fatihi

Kanal D’nin yeni dizisi “Mehmed Bir Cihan Fatihi”nin ilk bölümünü yapım ekibi ve oyuncularla birlikte Esma Sultan Yalısı’nda izledik. Dev ekranda, heyecan içinde, arada tezahüratlarla, aynı maç izler gibi. Kanal D’nin yeni dizisi “Mehmed Bir Cihan Fatihi”nin ilk bölümünü yapım ekibi ve oyuncularla birlikte Esma Sultan Yalısı’nda izledik. Dev ekranda, heyecan içinde, arada tezahüratlarla, aynı maç izler gibi. Gecenin asıl ev sahibi Mehmed rolündeki Kenan İmirzalıoğlu idi.Herkesi kapıda karşıladı, tek tek merhabalaştı, “hayırlı olsun”ları aldı ve tabii finalde de tebrikleri kabul etti.Kenan, Mehmed rolünde tek kelimeyle devleşmiş. Olduğu her sahnede seyirciyi ekrana kilitliyor.23 yaşındaki Mehmed için yaşlı mı kalmış diyenlere bu ilk bölümdeki fit fiziği, genç, ışıl ışıl bakışları cevap olmuştur herhalde.Kenan’ın içine bir Benjamin Button kaçmış adeta, bu rol için zamanı geriye sarmış. “Mehmed Bir Cihan Fatihi” dizisinin bir başka özelliği de yakışıklı erkekler geçidi olması.Kötü adamları bile son derece karizmatik ve yakışıklı bu dizinin.Bu fiziksel özellikler, muhteşem setler, dekorlar ve özenli çekimler bir yana, dizideki Fatih Sultan Mehmed’in çağın bilgesi olduğuyla ilgili vurgulara da bayıldım. İlerleyen bölümlerde devamının geleceğine şüphem yok. Üstelik duyduğuma göre bu daha hiçbir şeymiş, yapım ekibindeki herkes “İkinci bölümü bekleyin” diyordu o gece.

Metin Hara, yeni kitabı ve kadınlar kulübü

Beyaz atlı Kenan

Mehmed Bir Cihan Fatihi dizisiyle ilgili en merak ettiğim şeyin, atlı çekimlerde hayvanlara zarar verilip verilmeyeceği olduğunu aylar önce yazmıştım.
Bu yazdıklarımı dikkate almışlar, dizinin başında “Çekimlerde hiçbir hayvana zarar verilmemiştir” yazısını gördük. Tabii bu yazının yetkili bir kurum tarafından verilmesi daha doğu olurdu.
Maalesef ülkemizde hâlâ dizi ve filmlerde hayvan haklarını denetleyen, rapor veren bir mekanizma yok.
Yeri gelmişken yazayım; bu kurum, bu mekanizma başkanı olduğum HAÇİKO Derneği olacak. Çok yakında bir sürpriz yapacağız bu konuyla ilgili.
Bunun öncesinde dizi setindeki atları bir ziyaret edeceğim tabii.
Kenan’ın, daha doğrusu Mehmed’in o güzeller güzeli beyaz atını görmek için de sabırsızlanıyorum. Kenan’a adını sordum, çok da tatlı bir ismi varmış: Senfoni.

Yazının Orjinali

Tuvalette sevişenler kulübü

Nejat İşler’in canlandırdığı Kaan, bunalımda olduğu bir gece İzmir’de bara gidiyor, orada karşılaştığı bir kızla ayaküstü sohbet ettikten sonra tuvalette sevişiyor.
Hepsi o kadar.
Kızı bir daha görmemek üzere ayrılıyor bardan.
İstanbul gecelerinden sıkça duyduğumuz bir şey bu.
Bir kadın ve erkek o gece tanışır, tuvalete girer, kapıyı kilitler, ayaküstü sevişir ve hiçbir şey olmamış
gibi geceye devam ederler.
Çok değil, benzer bir olay geçtiğimiz haftalarda sosyetik bir davette de yaşanmış ve bolca dedikodusu olmuştu.
Filme gidip de “O sahne çok abartılıydı, gerçekte karşılığı yok” diyenlere duyurulur.
Tuvalette sevişme sahnesinin İstanbul gecelerinde bolca karşılığı var yani.

Coşkun Sabah ve Rihanna

İlk bakışta ne acayip diyeceksiniz belki.
Bizde Coşkun Sabah, “Twitter yasaklansın” diyor, Twitter’a ilgi artıyor.
Onlarda Rihanna, Snapchat’i eleştiriyor, uygulamanın hisseleri anında yüzde 4 oranında düşüyor, 800 milyon dolar değer kaybediyor.
Ne acayip demeden olayların gelişim sürecine ve sebep-sonuç ilişkisine bakalım.
Coşkun Sabah, Twitter kullanıcılarının tavrından dolayı genel bir yasak getirmekten bahsediyor.
Rihanna ise Snapchat’in para ile aldığı bir reklamda şiddete özendirdiği ve destek verdiği için uygulamayı eleştiriyor.
Hatırlarsınız, Rihanna 2009 yılında erkek arkadaşı Chris Brown’dan şiddet görmüştü.
Snapchat’teki mobil oyunun reklamında kullanıcılara şu soruluyor: “Rihanna’yı tokatlamayı mı tercih edersiniz yoksa Chris Brown’ı yumruklamayı mı?”
Rihanna bu reklamı alan Snapchat’e tepki göstermekte sonuna kadar haklı.
Coşkun Sabah ise trolleri eleştirebilir, iftiralara, hakaretlere tepki gösterebilir, bu noktada haklıdır da ama “Twitter yasaklansın” demekte o kadar haksız ki.

İyi ki…

◊ Bir-iki eleştiri alınca kendini kaybedip, “Yetkim olsa Twitter’ı yasaklardım” diyen Coşkun Sabah iyi ki sadece müzik yapıyor ve iyi ki onu bunu yasaklamaya yetkisi yok. Yoksa gereksiz yasaklardan yasak beğenirdik herhalde…
◊ Havalar biraz ısınınca kendini sokaklara atıp, sinema salonlarına girmeyi bırakıyoruz.
İyi ki arada sırada havalar serinliyor, yağmur yağıyor da gişe rakamları biraz olsun toparlanıyor…
◊ Hayat bazen çok monotonlaşabiliyor.
İyi ki derbiler, futbol ve aynı bu gece herkesi ekran başına kilitleyecek “Mehmed Bir Cihan Fatihi” gibi dizilerin heyecanı var.
O sayede hayata biraz olsun renk geliyor…
◊ Yeni Zelanda’da hayvan hakları savunucuları rodeonun yasaklanması için gösteriler yapıyorlar.
İyi ki kendilerinden başka canlıları da düşünen insanlar var.
Yoksa dünya, hayatı paylaştığımız canlılara işkence yaptığımız
acımasız bir yer olmaya devam edecek.

SON 24 SAATTE YAŞANANLAR

Son 24 Saatte Magazin Gündemi (19.03.2018)İşte son 24 saatte yaşanan magazin olayları…daha fazla video içinYazının Orjinali

Ölümden sonrası

“Uzun zamandır aklımdaydı, ama 11 gencecik insanın hayatını kaybettiği bu son uçak kazasından sonra iyice emin oldum kendimden.
Hatırı sayılır bir mal varlığım var. Akrabalarım arasında mirasımı paylaşmak istediğim kimse yok. Evlenmeyi ve çocuk yapmayı da düşünmüyorum.
Ve mal varlığımı beni bir gün bile hayal kırıklığına uğratmayan hayvanlar için, ölümümden sonra kullanılmak üzere sizin derneğinize, HAÇİKO’ya bağışlamak üzere vasiyetimi vermek istiyorum.”
Şaşırdım tabii.
“Allah gecinden versin, bunları bu yaşta konuşmayalım” diyecek oldum “Yok” dedi, “tam da şu anda, hayattayken, sağlıklıyken, bu yaşta konuşmak ve uygulamak istiyorum.
Çünkü bu son olayda da gördüm ki, hayatla bağımız incecik ve ne zaman kopacağı belli değil.
Dünyanın bin türlü hali var. Mirasımın gitmesini istediğim yeri şimdi seçmezsem belki bir gün çok geç olabilir.”
Yine “Allah gecinden versin” diyerek HAÇİKO’nun avukatı Serdar Uluç ile buluşturdum kendisini.
Artık derneğimizin bir miras bırakanı var.
Bu güzel yürekli kadına uzun ömürler diliyor ve ölümden sonra vereceği fayda ve sevaplar için şimdiden teşekkür ediyorum.

Demet Akalın’dan Gigi ve Zayn’a
Türkiye’de pek çok kişi süper model Gigi Hadid ve şarkıcı Zayn Malik’in ayrılığını gecenin bir vaktinde Demet Akalın’dan öğrendi.
Demet, Instagram hesabından Zayn’ın ayrılık metnini İngilizce yayınladı ve altına şu notu düştü:
“Tercüme etsenize kız, merak ettim gece gece…”
Birebir tercüme edenler mi ararsınız, Google translate yapanlar mı, “Ben İngilizce öğretmeniyim, özel ders için evlere geliyorum, Ebru Gündeş’in yeğenlerine ders verdim, size de gelip öğretebilirim” diyenler mi…
Gece gece koptum yazılanlara.
Bu Demet gerçekten de alem kadın, seviyorum bu doğallığını, değişik paylaşımlarını.
Bu arada merak edenler için Zayn’ın ayrılık metni şöyle: “Gigi ve benim son derece anlamlı, sevgi dolu ve eğlenceli bir ilişkimiz oldu. Gigi’ye bir kadın ve arkadaş olarak büyük saygı ve hayranlık duyuyorum.
Harika bir ruha sahip. Bütün hayranlarımıza bu zor kararımıza ve özelimize saygı duydukları için minnettarım. Bu haberin ilk bizden gelmesini arzu ederiz. Hepinizi seviyoruz.”

Bir erkek “hamileyim” derse!
Alper Kul’un “Hamileyim” adlı tek kişilik gösterisini Kıbrıs’ta, Yakın Doğu Üniversitesi AKMK salonunda kalabalık bir izleyici topluluğu ile izledim.
Alper, kendi hayatından yola çıkarak yazıp yönettiği oyunda bir erkeğin, eşinin hamileliğinde ve doğum sonrasındaki süreçte yaşadıklarını komik bir dille anlatıyor.
Oyunu izlemeye gelenlerin ilginç bir dağılımı vardı.
Güldür Güldür hayranı olan genç ve minik izleyicilerin yanında, çocuklu ya da bebek bekleyen aileleri de gördüm.
“Hamileyim”i izlerken hem bolca gülüyor hem de kadın ve erkeklerin ne kadar ayrı dünyaları olduğunu, olaylara nasıl farklı pencerelerden baktıklarını anlıyorsunuz.
Belgesellerden ilginç notlar da almış Alper.
Dünyadaki en çirkin hayvanın bile bebekliği neden şirinmiş biliyor musunuz?
Çünkü şirin olmazsa baba ona bakmıyormuş.
Annelik, kadının DNA’sında var ama erkeğin öyle bir donanımı yok, bu yüzden babalık öğrenilen bir şey.
“Biz erkekler hamilelik sürecinde ve sonrasında zigon sehpa gibi duruyoruz sadece” diyor Alper Kul.
Ve sehpadan iyi bir babaya geçişi çok güzel anlatıyor.
“Hamileyim” şu anda Türkiye turnesinde.
Alper Kul’un sosyal medya hesaplarından nerede olduğunu öğrenip izlemenizi tavsiye ederim.

Yazının Orjinali