Zeytinli Rock Festivali’ndeyken aldım canım arkadaşım, can dostum Vatan Şaşmaz’ın ölüm haberini.
Festivalin kalanını hatırlamıyorum desem yeridir.
Instagram’a birlikte poz verdiğimiz bu fotoğrafımızı koyarken Pentagram sahnede “Bir” adlı şarkısını söylüyordu.
“İnsanoğlu kendini arar / Dünya döner milim milim / Eğer göçüp gidersen bugün / Yarım kalan işin var senin” diyordu.
Haçiko’nun her özel gecesinde, balosunda, hiçbir karşılık beklemeden gönüllü olarak sunumu, açık artırmaları üstlenen hali geldi gözümün önüne.
Konu özellikle yardım, hayır işi olunca sahnede daha da devleşirdi.
Her buluşmamızda hem hayatı sorgular, masaya yatırır hem de bolca hayvanlardan söz ederdik.
Çok severdi hayvanları, köpeklerini…
Ölüm haberini duyunca ilk aklıma gelen geride bıraktığı hamile eşi ve köpeği oldu.
Birbirlerine destek olacaklardır, eminim.
Ama bu çok saçma bir veda oldu Vatan.
Daha yapacağımız o kadar çok şey, paylaşacağımız onca güzel gün varken hem de…
Mekanın cennet olsun güzel kalpli arkadaşım.
Seni hep o gülen yüzünle, kocaman kalbin ve yardımseverliğinle hatırlayacağım.

O polislere minnettarım

Kötü haberler, talihsizlikler bazen üst üste geliyor.
Vatan Şaşmaz’ın ölüm haberini aldığım gece Zeytinli’den İstanbul’a yola çıktım.
Algıda seçicilik herhalde.
Yol üstünde, kenarındaki kedi-köpekleri kimse görmez, ben görürüm.
İşte o gece de farların aydınlattığı karanlık yolda yatan beyaz bir kediyle göz göze geldik.
Duramadım, yanından geçtim.
Ama aklım kaldı geride.
Kafasını kaldırmıştı ama neden yatıyordu yolda?
İlk sapaktan U dönüşü yaptım.
Dörtlüleri yakıp onu arabamla siper ederek indim aşağı.
Kafası düşmüştü.
Yanından geçerken anlamamışım.
Ağzından kan geliyor ve can çekişiyordu.
Vatan’ın ölüm haberi, üzerine bu durum, sinirlerim daha fazla dayanamadı. Ağlar ve kedinin başında titremeye başlarken polis aracı durdu yanımda.
Edremit’teyim, yol bilmem, iz bilmem.
Polislerle birlikte açık veteriner aramaya başladık.
Büyük şehir olmadığı için hepsi belli saatten sonra kapalı tabii.
Yanımızda duran ambulans, biz bir şey yapamayız diye çekip gidince, çareyi kediyi arabaya alıp yakındaki devlet hastanesine götürmekte buldum.
Nöbetçi doktora “O da can, hastaneye almasanız da arabanın içinde bir baksanız en azından” diye yalvardığımı hatırlıyorum.
Onun “Ben anlamam” deyip dışarı bile çıkma zahmetinde bulunmadığını da.
İsimlerini tek tek yazacağım, çünkü devlet hastanesindeki ekipten, doktorlardan, ambulanstan çok daha insanca davrandılar.
Havran polis memurları Hüseyin Koltukçu, Mücahit Aydın ve adaşım trafik polisi Ömür Sever, saatlerce açık veteriner aradı ve kediyi bir an olsun yalnız bırakmadılar.
Büyük şehirler dışında, 24 saat açık veteriner bulmak imkansız ne yazık ki…
Keşke nöbetçi eczaneler gibi nöbetçi veterinerler de olsa.
Bulamadık beyaz miniğimizle ilgilenecek birini.
Zaten o da çok dayanamadı.
Melek oldu.
Beyaz meleği son yolculuğunda yalnız bırakmayan Hüseyin Koltukçu, Mücahit Aydın ve Ömür Sever’e bir kez daha teşekkür ediyor, il ve ilçelerde nöbetçi veterinerlik sistemine geçilmesi gerektiğini üzerine basa basa yazıyorum.
Haçiko olarak da bu acil gerekliliğin peşinde olacağız.

Yazının Orjinali